İsrail ile ‘boşanma davası’ – (Cengiz Çandar)

0
136

İsrail’in ‘özür’e direnmesinin ardında, Türkiye’yi ‘stratejik dostu’ görmemek yatıyor ki bunda yanılmıyor

İsrail’in ‘özür’e direnmesinin ardında, Türkiye’yi ‘stratejik dostu’ görmemek yatıyor ki bunda yanılmıyor

Karşımdaki televizyon ekranında, Tayyip Erdoğan`ın o meşhur `One minute`ını işittiğim anda, bilgisayarın başına geçip, ertesi günkü yazımı yazmaya girişmiştim. `Arap dünyasının yetimleri Nasır`ın ölümünden bu yana ilk kez Tayyip Erdoğan`da seslerini buldular` mealinde bir cümleyle girişmiştim yazıya.

Davos`ta Türkiye Başbakanı`nın, İsrail siyasi elitinin Türkiye`ye en müzahir ismi, Cumhurbaşkanı Şimon Peres ile giriştiği polemik, anlık bir öfkeyle açıklanamazdı; sonuçları da İsviçre dağlarındaki o panel ile sınırlı kalamazdı.

Nitekim, Davos atışmasını Mavi Marmara baskını izledi ve nihayet, BM Palmer Raporu ile birlikte, Türkiye-İsrail ilişkilerinde diplomatik ilişki düzeyinde 1980`e geri döndük.

Varılan noktanın anlamı, 1980`in çok ötesinde. Türkiye-İsrail ilişkileri, tamiri son derece zor bir noktada. Çünkü 2011 yılındayız. 1990`ların ikinci yarısıyla birlikte ve iki ülkenin istihbarat ve özellikle askeri işbirliğiyle süslenen, ilişkilerindeki `balayı`, 2000`lerin ikinci on yılında `boşanma davası`na ulaştı.

Türkiye, şimdilerde Ortadoğu`da, 1960`ların Mısır`ını, Tayyip Erdoğan da Nasır`ı andırıyor.

Türkiye ile İsrail`in kucaklaştığı 1990`larda, önce Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin`in, daha sonra Başbakan Tansu Çiller`in ve nihayetinde Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel`in İsrail gezilerinin tümünde vardım ve İsrail yöneticilerinin Türkiye`ye yaptığı ziyaretlerin neredeyse tümünü de çok yakından izledim.

Ta o zaman, İsrail televizyonuna çıkıp, Türkiye-İsrail ilişkilerindeki manzaranın `aldatıcı`, çünkü `konjonktürel` olduğunu söylemiştim ve İsrail`in Türkiye`deki `askeri otorite`nin siyaset üzerindeki ağırlığını esas alarak ilişkileri geliştirmeyi düşünmesinin `yanlış` olduğunu, İsraillilerin bu gözlemden rahatsız olduğunu göre göre söylemiştim.

Yakınlaşma `konjonktürel` idi

Türkiye-İsrail ilişkilerinin düzelmesini, Filistinlilerle (FKÖ) girilen Oslo süreci mümkün kılmıştı. FKÖ, İsrail ile yüz yüze anlaşma imzalar, Arap ülkeleri İsrail`i tanımak için kuyruğa girerken, Türkiye`nin ilişkiyi 1980`deki düzeyinde tutmasının hiçbir rasyoneli kalmamıştı. Yakınlaşma, eğer Oslo hedefine yürüyebilse, sürdürülebilir olacak; aksi halde `konjonktürel` kalacaktı.

Ancak bir yandan da Türkiye, demokratikleştikçe ve AB yoluna oturdukça, ekonomik gelişmeyle birlikte `sivilleşecek` ve `sivilleştiği` oranda İsrail ile yakınlaşma sürdürülebilir olamayacaktı.

Zira, Türkiye halkı, Ankara`daki `vesayet rejimi`ni temsil eden `siyasi-bürokratik elit`in yaklaşımının aksine, İsrail`den ve İsrail ile yakın ilişkilerden hazzetmiyordu ve Filistin halkı ile çok güçlü dayanışma duygularına sahipti.

Filistin sorunu çözümsüz durdukça, İsrail politikalarında radikal bir değişime gitmedikçe Türkiye`nin İsrail ile yakın ilişkileri, Türkiye`yi bölgede İsrail`in `yedek gücü` gibi tutmanın ötesinde bir anlam taşımayacaktı ve bu da Türk bilinçaltında rahatsızlık biriktirecekti.

`Bölgesel güç`e İsrail meydan okuması

Türkiye`nin G-20 üyesi olabilecek bir ekonomik performans ile `bölgesel güç` olarak yükselmesinin üreteceği dinamiklerin, bir vesilede, Türkiye ile İsrail`i karşı karşıya getirmesi kaçınılmazdı.

Türkiye, Ortadoğu`da `bölgesel güç` olarak yükselirken, adı konmadan ve ilan edilmeden, İran ile rekabet etmek durumundaydı ve rekabetin ölçüleri ve sınırlarını İsrail ile ilişkiler belirliyordu.

İsrail`in, kendisiyle Suriye arasında Türkiye arabuluculuğunun sonuç vermesine ramak kala, 2009`da giriştiği Gazze saldırısı, Türkiye`ye `bölgesel güç` konumuna ve işlevine İsrail`in koyacağı sınırları gösterdi.

Davos`taki `One minute`, Türkiye-İsrail ilişkilerindeki bozulmanın başlangıcı değil, İsrail`in Gazze saldırısı ve Türkiye`nin arabuluculuk rolünün boşa çıkarılmasıyla, Türkiye`nin `bölgesel güç` konumuna meydan okumasının sonucudur.

Mavi Marmara, siyasi-stratejik mesajıyla İsrail`in Doğu Akdeniz`in jandarması` olduğunun deklarasyonudur.

Bu nedenle, Türkiye`nin `özür`de ısrar etmesi, hukuki ve ahlaki meşruiyeti bir yana, bir bakıma, İsrail`in Türkiye önünde siyasi olarak eğilmesini ifade edecekti.

Netanyahu hükümetinin güçlü İsrailli eleştirmenlerinin, bu arada, Haaretz gazetesinin, İsrail`in stratejik kazancı için Türkiye`den özür dilenmesini` savunmaları ya da taktik zafer için stratejik işbirliğini feda ettiğini` öne sürmeleri bana pek isabetli görünmüyor. İsrail`in `özür`e direnmesinin ardında, tersine, `stratejik hesaplar` yatıyor. Türkiye`yi `stratejik dostu` görmemek yatıyor ki bunda yanılmıyor.

Türkiye, mevcut Ortadoğu denkleminde, İsrail`in stratejik dostu` değildir ve olamaz.

İsrail gibi Amerika`nın başını çektiği uluslararası sistemin kutsal ineğine Türkiye`nin, Doğu Akdeniz`de askeri çatışma tehdidi içeren sertlikte bir tavır alabilmesi için ya çok çılgınca ve maceraperest bir politikaya sapmış olması veya bunu yapabilecek sağlam kartları elinde toplamış olması gerekiyor.

Ahmedinejad`ı, Sudan lideri Ömer el-Beşir`i kucaklamasıyla, Kaddafi`den ödül almakla, Başşar Esad`la kanka` olmakla Batı`da kaşları havaya kaldırtan Tayyip Erdoğan, bugün sadece Arap sokağı`nı değil, Arap ayaklanmalarına kol-kanat gerdiği için Arap demokratlarını da heyecanlandıran, İran`a karşı bölgede `moral üstünlük` elde etmiş olan ve füze kalkanı radarı`nın Türkiye`ye yerleştirilmesiyle ve Libya`da oynadığı rol ile NATO`nun desteğini almış etkili bir ülkenin başbakanı konumunda.

Türkiye`nin Doğu Akdeniz`de İsrail`in yüksek teknolojili deniz gücü ve hava kuvvetlerine karşı çatışmaya girebilecek bir askeri gücünün olmadığına ilişkin Washington`da teknik analizler yapılmaktaysa da, konu bu değil.

Eli kulağında bir silahlı çatışma beklenmesi mantıksız. Önemli olan, Türkiye`nin İsrail`e karşı tüm Ortadoğu`nun siyasi liderliği`ni ele geçirme doğrultusu ve bunu yaparken ABD ve Batı`yı kendisine karşı silahsızlandırmaya` nasıl, hangi diplomatik adımlar atarak baktığı.

Türkiye`nin Aşil Topuğu`

Gelinen noktada Türkiye`nin Aşil Topuğu, İsrail ile tamiri eğer o da olabilirse- çok uzun bir süre sonuna ertelenmiş kötü ve gerginleşen ilişkileri değil. Kendi Kürt sorununu, İsrail`e meydan okuyacak kadar kendisini güçlü ve özgüven sahibi hissederek, bildik, denenmiş yöntemlerle artık şimdi çözebileceğini düşünmeye başlaması.

Radikal

 

———————————-
Cengiz Çandar
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI