İslâmî Dâvetin Bazı Güncel İlkeleri – (Abdullah Yıldız)

0
98

Hakka davet eden kişi, geniş ve müşfik bir kalp taşımalı ayrıca sabırlı ve bağışlayıcı olmalıdır. Davetçi, dava arkadaşlarına karşı samimi, insanlara karşı nazik olmalı ve muhaliflerine de tahammül edebilmelidir.

“Kolaylığı seç, iyi olanı emret, cahillere aldırma! Şeytandan bir kışkırtı seni dürtüklerse hemen Allah’a sığın! Allah işitendir, bilendir. Takva sahipleri, içlerine şeytandan bir kuruntu doğduğunda düşünüp hemen gerçeği görürler. Şeytan kardeşlerini azgınlığa sürükler de yakalarını bırakmaz.”

Bu âyetleri (A’râf 199-202) tefsiri bağlamında üstat Mevdûdî, bazı güncel davet ilkeleri çıkarır:

Hakka davet eden kişi, geniş ve müşfik bir kalp taşımalı ayrıca sabırlı ve bağışlayıcı olmalıdır. Davetçi, dava arkadaşlarına karşı samimi, insanlara karşı nazik olmalı ve muhaliflerine de tahammül edebilmelidir. Dava arkadaşlarının zaaflarını hoş görmeli, düşmanların eziyetlerine de sabırla karşılık vermelidir. En şiddetli tahriklerde bile soğukkanlılığını korumalı ve en nahoş şeylere bile aldırış etmemelidir. En acı sözlere, en insafsız iftiralara ve en acımasız işkencelere sabırla katlanmalıdır. Kaba kuvvet, katı kalplilik, kötü konuşmak ve öç almaya yönelik kinci davranışlar, bu hususta zehir kadar zararlıdır ve davete hiçbir fayda sağlamadığı gibi aksine zarar da verir. Hz. Peygamber (s.a) bu konuda şöyle buyurur: “Allah bana, ister sinirli olayım ister neşeli olayım, daima doğruyu söylemeyi, hasımlarına karşı bile olsa samimi ilişkiler kurmak için elimden geleni yapmamı, hakkımı gasp edenlere bile kendi haklarını vermeyi ve hatta bana eziyet edenleri bile bağışlamayı emretti.” Ve bu vazifeyle görevlendirdiği kimselere şu tavsiyelerde bulundu: “Nefret ettirici değil, müjdeleyici olunuz, insanlar için zorluk ve sıkıntı kaynağı değil, bilâkis huzur ve kolaylık kaynağı olunuz.” Allah Teâlâ, Peygamberinin (s.a) bu özelliğini şöyle över: “Allah’ın rahmeti ile onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın çevrenden dağılır, giderlerdi. Öyleyse onlar(ın kusurları) na bakma, onlar için mağfiret dile…” (Al-i İmran, 159).

Felsefeleştirmekten kaçınmalı; evrensel erdemler olarak kabul edilen ve normal bir insanın sahip olduğu selim akıl ile kolayca anlaşılabilen basit, sade faziletleri emretmelidir. Böyle bir çağrı herkesi ikna eder. Bu tutumun en büyük faydası, şüphesiz, düşmanlarına karşı halkı İslam çağrısının safına katmada görülür. Halk yığınları bir tarafta, kendilerini kolayca anlayıp tatbik edebilecekleri erdemlere çağıran sade, kibar insanları, diğer tarafta, gayri insanî ve gayri ahlakî tavırlarla, onların bu yüce görevine karşı gelen düşmanları görünce, o rezil muhaliflerden yavaş yavaş yüz çevirip, hakka davet edenlerin saflarına geçerler… Hz. Peygamber (s.a) Arap yarımadasındaki büyük başarısını, bu hikmetli siyasetine borçludur…

Cahillerle faydasız tartışmalara girmekten kaçınmalıdır. Art niyetli ve bozguncu insanlarla yapacağı konuşmaların faydasız münakaşa ve tartışmalar içermemesine çok dikkat etmelidir. Davetçi, bu insanlardan sadece makul bir tavır takınan akıl sahibi kimselere yanaşmak ve konuşmak için elinden gelen gayreti göstermelidir. Muhataplarının hafife alıcı ve alay edici bir tavır takındıklarını ve faydasız münakaşa ve tartışmaya başvurduklarını hisseder etmez, onurlu bir şekilde hemen geri çekilmelidir. Bu gibi şeyler, daha yararlı şekilde kullanılması mümkün olan değerli vakti ve emeği boş yere harcamaya neden olduğu için zararlıdır da.

Davetçi, rakiplerinin tahriklerinin artık tahammül sınırını aştığını ve onların zorbalıklarına, kötülüklerine, aptalca karşı koyuşlarına ve suçlamalarına dayanamayacağını hissettiği anda, onlara misliyle mukabelede bulunmalı; ama en iyisi, Allah’a sığınmalı ve kendini kaybedip kızarak O’nun davasına zarar verecek herhangi bir şey yapmasından korumasını yine O’ndan istemelidir. Böyle bir tutumu da ancak, en ağır tahrikler karşısında bile soğukkanlılığını ve sükûnetini koruyabilenler takınabilir. Zira kızgınlık, hakaret, haksızlık, kabalık vs. karşısında heyecanlanıp galeyana gelen kişiler, aklı başında düşünüp hareket edemezler (Tefhimü’l-Kur’ân).

İmdi, bugünün dünyasında İslâm’ı tebliğ ve temsil konumunda olan bizler, insani ilişkilerimizde, günlük hayatımızda, medyada ve özelikle sosyal medyada bu ilkeleri ne kadar gözetebiliyoruz?!…

Yeni Akit Gazetesi

———————————-

Abdullah Yıldız

 

DİĞER KÖŞE YAZILARI