İslamcılık sonrası – (Soli Özel)

0
144

Tunus’ta hiç beklenmedik bir anda, umutsuz bir genç erkeğin hiç beklenmedik isyanı ve kendisini yakmasıyla bir toplum kendisini buldu.

Tunus’ta hiç beklenmedik bir anda, umutsuz bir genç erkeğin hiç beklenmedik isyanı ve kendisini yakmasıyla bir toplum kendisini buldu. Tunuslular terör eylemlerine girişmeden, bir siyasi hareketleri, kendilerine liderlik edecek örgütlü bir güçleri, ne Arap dünyasında ne de başka yerde güçlü sponsorları olmadan bir diktatörü devirmeyi başardılar. Sıra diktatörlüğün devrilmesinde.

Henüz önlerinde uzun bir yol var. Sonuçta ülkeden defolup gitmek zorunda kalan müstebit ile kabilesiyle bir olup ülkeyi soymaya kalkışan ikinci eşi yerleşik rejimin kötü yüzüydüler. Hırsızdılar, küstahtılar, gaspçıydılar. Bir bakıma Romanya’da Çavuşeskular’a yapıldığı gibi, ama lideri öldürmeden rejim içi bir temizlik gerçekleşti.

Ulusal gelirden yalnızca yüzde 1.4 pay alan ordu (Türkiye’de bu pay 5.3’tür) kendi halkına ateş açmadı. O aşağılık görev polise kaldı. Askere karşı güç olsun diye semirilen polis ise rejimde köklü bir değişiklik olması ihtimali karşısında direnişe geçti.

Gerçekten de işin bundan sonrasında eski yapının temel sütunlarını yıkmadan, yeni bir Tunus’un nasıl şekillendirileceği meselesi gündemin başındadır. Muhalefet anlamlı bir şekilde siyasi sisteme dahil edilecek midir? İslamcıların izleyeceği çizgi ne olacaktır? Özgürlük alanları ne ölçüde açılacaktır? Ortaya çıkan otorite boşluğunda azan yağmacılar halk hareketinin belkemiğini oluşturan orta sınıfları ürkütecek midir?

On yıllardır Arap dünyasıyla ilgilenen herkes bu ülkelerdeki istibdat yönetimlerinin ne zaman sona ereceğini sordu. Hemen hepsinde otoriter rejimler kendilerini iktidarda tutmanın yolunu şiddet ve toplumdaki güçlü kesimlere ekonomik rüşvet vererek ayakta tutmayı becerdiler. İslamcı hareketlerin şiddet düşkünlüğü, bu nedenle toplumun geneline güven aşılayamaması da diktatörlerin işine yaradı.

Tunus’ta yaşananın başka yerlerde tekrarı kolay değil. Tunus’taki isyan aslında Bin Ali yönetiminin başarılarının da bir sonucu. Diğer Arap ülkelerinden farklı olarak Tunus’un taleplerine cevap vermekte yetersiz kalsa da işleyen bir ekonomisi ve bu ekonomiyle şekillenmiş şehirli modern bir orta sınıfı var. Nüfusun yüzde 67’si kentlerde yaşıyor. Ekonomi dışa açık. Son ekonomik krize kadar ortalama yüzde 5 hızla büyümüş. Nüfus artışı kontrol altında. Okur yazarlık yüksek, milli gelirin yüzde 7.2’si eğitime ayrılıyor. Bu verilere sahip ve kişi başına gelirin 4 bin doları aştığı bir toplumda, bir yandan yükselen enflasyon, diğer yandan Wikileaks belgelerinden dünyaya ilan edilen çürümüşlük demokratik başkaldırıya uygun şartları oluşturuyordu.

Tunus’taki “yasemin devrimi” İslamcı tınılar taşımıyordu. İslamcı hareketler konusunda dünyanın en önde gelen uzmanı Olivier Roy New York Times Gazetesi’nde şunları yazıyordu: “(Tunus’taki) sokak gösterilerinde bir İslam devleti talebi…ya da daha da çarpıcısı ‘kahrolsun Amerikan emperyalizmi’ sloganları yoktu. Nefret edilen rejim yereldi, korku ve eylemsizliğin sonucuydu, Amerikan veya Fransız yeni sömürgeciliğinin değil.”

Roy’a göre Kuzey Afrika’da, hassaten Tunus’ta, İslamcılar da demokrat olmuşlardı. Gerçekten de otuz yıl önce bile Raşid Ganuşi ve onun en-Nahda partisi en ılımlı İslamcı hareketti. Otuz yıldır İngiltere’de yaşayan Ganuşi demokratik değerleri iyice özümsemiş olarak ülkesine dönüyor.

Roy bu gelişmelerden önemli sonuçlar çıkarıyor: “Tunus başkaldırısı Arap dünyasındaki hayatla ilgili önemli bir gerçeği aydınlatıyor: Geçtiğimiz yıllarda tanık olduğumuz terörizm…özsuyunu Ortadoğu ülkelerinin gerçek toplumlarından almıyor…İslamcılık sonrası nesil Mısır, Yemen ya da çökmekte olan Pakistan’dan çok Kuzey Afrika’da göze çarpıyor.”

Tunus’un halk hareketi diğer Arap ülkelerinde kısa vadede yankı bulmaz. Ama en azından o ülkelerde yaşayanlara umudun ışığını verdi.

———————————-
Soli Özel
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI