İslam Dünyasında Medeniyet Bunalımı

0
116

Adıyaman da Gökkuşağı Derneği, Hayat Vakfı ve İlim Yayma Cemiyeti işbirliği ile oluşturulan ‘Şehir Akademi’ etkinlikleri kapsamında ‘İslam Dünyasında Medeniyet Bunalımı’ konulu seminer düzenlendi.

Adıyaman da Gökkuşağı Derneği, Hayat Vakfı ve İlim Yayma Cemiyeti işbirliği ile oluşturulan ‘Şehir Akademi’ etkinlikleri kapsamında ‘İslam Dünyasında Medeniyet Bunalımı’ konulu seminer düzenlendi.

Grand İskender Otelin konferans salonunda yapılan ‘İslam Dünyasında Medeniyet Bunalımı’ konulu seminere konuşmacı olarak Anadolu Platformu Başkanı Turgay Aldemir katıldı. Seminere Adıyaman Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Talha Gönüllü, Ak Parti İl Başkanı Seyfettin Bilen, Esnaf ve Sanatkârlar Odalar Birliği Başkanı Ziya Duranay, dernek yöneticileri, vatandaşlar ve öğrenciler katıldı.

Ötekinin Derdi Bizim Medeniyetimizin Varlık Nedenidir

Seminerde konuşan Anadolu Platformu Başkanı Turgay Aldemir, İslam Dünya’sının içinde bulunduğu durumdan bahsederek, “Bizler kaç yüzyıldır bir sürüklenme içerisindeyiz. Kendi varlık dünyamızdan, kendi gerçeklerimizden koparak bir hiçlik içerisinde, amaçsız, gayesiz, hedefsiz, bir ölçek küçülmesiyle karşı karşıyayız. Bunun için İslam Dünyası ve Türkiye’nin içinde bulunduğu sürecin doğru tespit edilmesi son derece önemlidir. Biz akletmeyi, düşünmeyi, birlikte yaşamayı, kendi topraklarımıza dair üretimleri ihmal ettik. Kendimizi ihmal ettik. Biz onların bencil dünyasının bir kısım ışıltılarına kendi o kadim geçmişimizi yok sayarak ilgi duymaya başladık. Bu medeniyet krizi denilen şeyin temelde çıkış noktası bencilliklerimizden ortaya çıktı. Hayata bakışımız, olayları ele alışımızda ki temel felsefe; biz bu hayatı kendimiz için yaşamayız. Ötekinin derdi, sıkıntısı bizim medeniyetimizin varlık nedenidir” dedi.

Ekmeği Paylaşmak Tatmaktan Lezzetlidir

Necip Fazıl’ın ‘Ekmeği paylaşmak tatmaktan lezzetlidir’ sözüyle konuşmasına devam eden Aldemir, “Dünyanın herhangi bir yerinde bir insanın ayağına diken batsa bunu hissetmeyen bizden değildir. Bencilliğimizi, egomuzu tatmin etmenin derdine düştük. Bu dünyayı kendisi için, kendi mutluluğu için yakan, yıkan anlayışa âşık olduk. İnsanlığın cellatlarını geleceğimiz gördük. Önce içinde yaşadığımız zamanın gereklerini görmemeye, akabinde üretememeye başladık. Sonrada parçalandık. Hala savruluyoruz, sürükleniyoruz. Bu sürüklenişten bizi kurtaracak olan bu tür çalışmalardır. Yaşadığımız bu gerçeklerden kaçamayız. Biz birkaç yüzyıldır kendi gerçeklerimizden kaçtık. Sorunlardan kaçmak yerine, kendi gerçekliğimizle, ertelediğimiz sorunlarımızla yüzleşmemiz gerek. Sürekli borcunu öteleyen işletme gibi, sürekli sorunlarını öteleyen bir İslam dünyası ortaya çıktı.

“Suyun suya benzediği gibi gelecekte geçmişe benzer” der İbni Haldun. Geçmişte geleceği aramak ancak tarih zindanına ve orada yaşanılan kavgalara takılmamak gerekir. Batı tartışmayı bugünden başlatırken geçmişten kaçıyor. Biz ise geçmişteki şaşalı günlerimizi konuşuyor bugünkü halimizden kaçıyoruz.

İçinde Yaşadığımız Çağın Vicdanı Olmalıyız

İçinde yaşadığımız bu çağın vicdanı olmalıyız. Yeni kavramsallaştırmalara ve ucu açık tanımlamalara ihtiyacımız var. Akıl ve aşkla, yeni bir ruhla yola koyulmalıyız. Bilincimizi diri tutarak yeni bir idrak sıçramasına ihtiyacımız var. Bu süreçte şer güçleri ve devşirdiği lejyonerleri iyi tanımalıyız. Bilmeliyiz ki medeniyetin doğusu batısı olmaz. İnsan fıtratıyla ve kâinattaki ilahi tevhidle çatışmayan insanlığın her çabası bizimdir. Çatışmaları bir kenara bırakıp farklılıklarımızı fırsata dönüştürmeliyiz.

Durgun Su Bozulmaya Mahkûmdur

Bilmeliyiz ki durgun su bozulmaya mahkûmdur. Yeni bir medeniyet inşa sürecine adım atmanın arefesindeyiz. Bu sürecin hakkını vermeliyiz. Yeniden imarı, inşayı, restorasyonu konuşma vaktidir. Bu süreçte kapsayıcılık, kuşatıcılık son derece önemlidir. Zamanın ruhunu iyi okumalıyız. Büyük insanlık yürüyüşünün içerisinde olmak sorumluluk almakla mümkündür. Toplumsal sorunlara duyarlı olmak zorundayız. Aynı ocakta pişmek ve bu coğrafyayla barışık olmayı önemsemeliyiz. Geçmişin birikimine, tecrübesine yaslanarak yeniden tevhidin esas alındığı bir dünya için çabalama vaktidir.  Gün, zulme karşı mazlumun yanında mücadele etme zamanıdır. Komşusu açken tok yatan bizden değildir düsturunu hayatın içerisinde ete kemiğe büründürme günüdür. Ateş düştüğü yeri yakar algısından çıkarak nereye bir ateş düşse o bizi de yakar düsturuna, onuruna sahip çıkma vaktidir.

Medeniyetimizin Ocağı Ailedir

Ruhumuzun ve bedenimizin bu yeni medeniyet yürüyüşünü bir bütün olarak içselleştirmesi gerekir. Bunun için insan fıtratını ve kâinattaki tevhidi, tasavvurumuzun merkezine almalıyız. Önce insanlaşmak ve ondan sonrada sorumluluk önceliğimiz olmalı. Bilmeliyiz ki bizim medeniyetimizin ocağı ailedir, Medeniyetin taşıyıcısı insandır, onun yetişme ortamı ailedir. Kadın, çocuk ve gençlik konusunda yeniden normalleşerek Hz. Peygamberin ortaya koyduğu doğallığı, dengeli duruşu bu çağın idrakine taşıma vaktidir. Sağlıklı iletişim, sahih bilgi, salih amel üçlemesi önemlidir. Özellikle bu saydığım konularda uzunca bir zamandır hayatı yarım ve parçalı yaşıyoruz.

Yürüyüşümüze İnsani Gücü Dayanak Yapmalıyız

Bugün dünyada var olan üç temel güç merkezi vardır: Askeri güç, iktisadi güç, insani güç. Biz yeniden bir var olmaktan bahsediyorsak kendi yürüyüşümüze insani gücü dayanak ve kalkış noktası yapmalıyız. Medeniyeti oluşturan insandır. İnsanlar kültürleri, kültürler de medeniyeti mayalar. İnsanı tüketen değil yaşatan bir yaklaşım sergilemeliyiz. Bizim medeniyet algımızda her insan tek tek değerlidir. %51’ci bir yaklaşım ötekini yok saymadır. Bizler medeniyetimizi önce gönlümüzde sonra yaşadığımız coğrafyada imar ederiz. Gönlü harap, yüreği onarılmamış insanların değil medeniyet yürüyüşünden, kendi ile bile barışık yaşaması neredeyse imkânsızdır. Medeniyet yürüyüşünde yeniden belirleyici olma arefesindeyiz. Mülkiyet ve helal kazanç konularında yeni tanımlamalara ihtiyaç var. Emanet bilici, tüketim bilinci; unutmayalım ki mülk Allah’ındır.

Söz ile Eylemi Ete Kemiğe Büründürmeliyiz

Bu süreçte merhametli müteşebbislere, gayretli işçilere, hesabını bilen tüketicilere ihtiyaç var. Vahyin diriltici mesajını öncelikle kendi nefislerimizde yaşamaya, ardından tüm insanlığın bu güzelliklerle buluşması için çabalama gayretinde olmalıyız. İslam’ın güzelliklerini taşıyan, yayan insanlar ve kurumlara ihtiyaç var. Bu yeni süreçte açık, şeffaf, içinde yaşadığı toplumun vicdanı olan mekânlar oluşturmalıyız. Söz ile eylemi insanımızda ve bu mekânlarda ete kemiğe büründürmeliyiz. İnsanlığın yüreği ile beraber kendi yüreğimizi iyilikle yıkamalıyız. Ülkü, ilke, dava sahibi, ahlaklı, onurlu, her şartta var olmayı kendine şiar edinmiş diri gönüllü insanlara ve onların oluşturduğu örgütlü hareketlere ihtiyaç var. Zihnimizi arındırarak yola koyulmalıyız. Gün okuyarak, araştırarak birbirimize dayanma vaktidir. Dünyanın neresinde bir iyilik, bir güzellik görsek hikmet müminin yitiğidir düsturuyla yollara düşeriz. Ekmeğimizi paylaşmak için bunu yaptık.

Ölçek Büyüterek Yollarda Olmalıyız

Artık ölçek büyüterek yeniden imar ve inşa içinde yeniden yollarda olmalıyız. Yeniliklere açık, öğrenmeye âşık öğrenen organizasyonlar kurmalıyız. Yaptığımız işe inanmak o işi anlamlı ve bereketli kılar. Uğruna bedel ödenen fikirler insanların yüreklerinde, hayatlarında iz bırakır. Bir işi etkili kılan ve umuda taşıyan en önemli faktör inançtır, değerdir. İnsanlığın kaderinden sorumlu olduğumuz bilinci ile kültürel ve entelektüel bir diriliş ve uyanış için çaba sarf etmeliyiz. İçinde yaşadığımız hayata, topluma katkı vermeliyiz. Ancak bu süreçte alacakaranlıkta iş tutmamak, şaibelere bulaşmamak, uzun soluklu mücadelemiz için son derece önemlidir. Sürekli asli kaynaklarımızla bağımızı kuvvetlendirerek yol almalıyız ki yoldan çıkmayalım.

Temel Şiarımız Neslin Islahı ve Arzın İmarı Olmalıdır

Hadid Suresinde geçtiği üzere zamanın uzaması kalplerimizi katılaştırmamalı. Sürekli meseleleri ele alırken o üst tevhidi bakışı canlı tutmalıyız. Her varlığın ve her insanın hukukunu gözeten bir medeniyet tasavvuru için çabalamalıyız. Bunun için temel şiarımız neslin ıslahı ve arzın imarı olmalıdır. İçinde yaşadığımız coğrafyada süre gelen süreçlerin nesnesi olmaktan sıyrılıp öznesi olmaya adım atmalıyız. Suriye, Kürt meselesi, Alevi meselesi özgürlük, gelir dağılımındaki adaletsizlik topyekûn İslam âleminin ve dünyanın kurtuluşu. Bu coğrafyaya ait olan, emperyalistlerle iş tutmayan her kesimle paylaşıma ve görüşmeye açık olarak insanlığın haysiyet ve onur mücadelesini vermeliyiz” dedi.

Tüm Galeriyi Görüntülemek için Tıklayınız…