İrlanda barış sürecinde siyasiler – (Hilal Kaplan)

0
109

İrlanda`da barışı tesis etmek hiç de kolay olmamış. Britanya tarafında Margaret Thatcher döneminde başlayan görüşmeler, sonraki başbakan John Major döneminde de aralıklarla devam etmiş.

İrlanda`da barışı tesis etmek hiç de kolay olmamış. Britanya tarafında Margaret Thatcher döneminde başlayan görüşmeler, sonraki başbakan John Major döneminde de aralıklarla devam etmiş. Malumunuz esas sonucaysa Tony Blair döneminde ulaşıldı. Tony Blair döneminde başarıya ulaşılmasında tüm hayal kırıklıklarına rağmen düşe kalka sürdürülen on yıllık görüşmeler etkili olmuş. Blair döneminde imzalanan “Hayırlı Cuma” isimli barış anlaşmasına varılana kadar süreç tam dört kez çökmüş; ara verilip tekrar devam edilmiş.

Milletvekilleri ve yazarlardan oluşan heyetimize bu süreci ayrıntılarıyla anlatan dönemin İrlanda Başbakanı Bertie Ahern oldu. Babası militan cumhuriyetçi (yani Kuzey İrlanda`yla birleşilmesi ve Britanya hakimiyetinin tamamen sona erdirilmesi için gerekirse şiddete de başvurulmasını savunan) olan Ahern, başlangıçta tarafların kendisine hiç güvenmediğinden ama süreç içerisinde Britanya`dan daha güvenilen kişi pozisyonuna geldiğinden bahsetti. Barış sürecinde etkili rol alan üç lider Ahern, Blair ve dönemin Kuzey İrlanda Başbakanı Pailey`nin ortak özelliğini risk almaktan çekinmemeleri ve kamuoyu algısını dengeli biçimde yürütmeleri oluşturuyor. Gerçi Pailey, sonradan katkıda bulunmaya ikna edildiyse de, ikna edildikten sonraki süreçte parti tabanını kaybetme riskini dahi göze alarak hareket etmiş.

Bazı kalemlerin yaydığı dezenformasyonun aksine süreç boyunca elini kana bulamış olanlarla bire bir ve bazen sıklığı haftada biri bulan görüşmeler yapılmış. Ahern`in anlattığı bir anekdot işin bu zor kısmını özetler nitelikteydi. Downing Street`te yani Başbakan Blair`in ofisinde yapılan toplantıya geldiğinde diğer örgütlerin `sivil` görünen ama aslında silahlı örgütle birebir ilişkili olan üyeleri toplantı salonunda bekliyorlardır. Blair, önce Ahern`den içeri girip toplantıyı başlatmasını rica eder. Ahern, masaya oturup “Tünaydın beyler” der demez, birisi söz alır ve “Farkında mısınız, bu sefer odadaki tuhaf adam sizsiniz” der. Ahern`in “Nasıl yani?” sorusunaysa şöyle cevap verir: “Bu odada bulunup da cinayet işlememiş tek kişi sizsiniz”… [Bunu hemen PKK`yla masaya oturulmasını savunduğumdan değil, kamuoyunu doğru bilgilendirmek amacıyla yazma ihtiyacı duydum.]

Ahern`in sürece ilişkin çıkardığı dersleri sıralamak gerekirse:

1. Uzlaşma sürecinin yürümesi için yavaş ilerlenmeli ve her seferinde küçük adımlar atılmalı, verilen sözler karşılıklı tutulmalı.

Ahern, süreç boyunca IRA`nın saldırıları olduğunu ve bu saldırılar karşısında süreci –tekrar masaya döneceklerini bilerek- ateşkes sağlanana dek askıya aldıklarını anlattı. Örneğin IRA`nın Canary Wharf bombalamasından sonra televizyonlarda Sinn Fein liderleriyle el sıkışırkenki görüntüleri yayınlanmış, oldukça zor durumda kalmış. Ahern, saldırı olduğu dönemlerde konuşmalarında Sinn Fein`i yerden yere vurduğunu ama saldırıya dair kamuoyu önünde kullandığı dilin nesnel ve ajitasyondan uzak, soğukkanlı olmasına dikkat ettiğini ekledi. Tekrar masaya dönüleceğini bildiğinden kullandığı dilin tutarsızlık arz etmemesine özen gösterdiğini de ilave etti. “Masaya dönmemenin alternatifi vazgeçip şiddet kısırdöngüsüne girmekti, bunu kabul edemezdim” dedi.

2. Hukuk kuralları ile siyasetin gerekleri çeliştiğinde hukuku esnetmekten çekinilmemeli.

Ahern`in bu bağlamda gerçekleştirdiği en zor iş, sayısı binleri bulan terör tutuklularını ve mahkûmlarını serbest bırakmak olmuş. Ceza Kanunu ile polis gücüne ilişkin yasaları yeniden düzenlemiş. Medyadan inanılmaz tepki almış. Kamuoyu özellikle son dönemde cinayet işlemiş ve açtığı yara oldukça taze olan mahkûmların bırakılmasına karşı çıkmış ama başta da dediğim gibi Ahern büyük risk alarak bunu gerçekleştirmiş.

3. “Güvenlik bürokrasisine hiç güvenmedim.”

Ahern`in sözlerinden benim için en ilginç olanı “securocrats” dediği güvenlik bürokratlarına güvenmeyerek süreci yürüttüklerini söylemesiydi. “Asker, polis ve istihbaratçıları hiçbir zaman anlamadım” diyerek devam etti: “Bunlar güvenlik için milyonlarca sterlin harcamaktan çekinmezler. Ama barışı tesis etmek, rehabilitasyon sürecini başlatmak için bir milyon sterlin harcanmasına karşı çıkarlar.” Sürecin sonuç vereceği ortaya çıkana kadar güvenlik bürokrasisinin Blair ve Ahern`i “iki aptal, genç, idealist politikacı” olarak gördüğünden bahsetti. Zamanında Britanya istihbaratı MI-5, 1.7 milyonluk Kuzey İrlanda`ya 40 bin asker, 30 bin polis konuşlandırmış ama bir sonuç alınamamış. Blair`in de `establishment`ı, yani Adalet Bakanlığı, Savunma Bakanlığı ve Emniyet bürokrasisini dikkate almadığı için başarıya ulaştıklarını belirtti.

Sinn Fein lideri Gerry Adams`la yaptığımız görüşmenin notları da çarşambaya kaldı.

 Yenişafak

———————————-
Hilal Kaplan
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI