İran’ın nükleeri – (Beril Dedeoğlu)

0
127

Atom Enerjisi Ajansı’nın İran’la ilgili raporu, hem içeriği hem de yarattığı etkiler bakımından tartışmalı. Rapor, uzmanlığı gerektiren bir dizi ayrıntı barındırdığından öncelikle ciddi bir çalışma izlenimi veriyor.

Atom Enerjisi Ajansı’nın İran’la ilgili raporu, hem içeriği hem de yarattığı etkiler bakımından tartışmalı. Rapor, uzmanlığı gerektiren bir dizi ayrıntı barındırdığından öncelikle ciddi bir çalışma izlenimi veriyor. Bununla birlikte rapor İran’ın nükleer silah üretip üretmediğini ya da üretmeye yönelik adımların hangilerini attığını bildirmiyor; sadece çalışmaların büyük bir gizlilikle devam ettiğini ortaya koyuyor.

Nükleer çalışmaların barışçıl amaçlarla geliştirilmesinde bir sorun bulunmuyor, dolayısıyla İran’ın çalışmalara devam etmesi kendi başına bir kabahat değil. Ancak çalışmaların gizli olması niyet konusundaki kuşkuları adeta bir kanaate dönüştürüyor. Aslında ‘gizlilik’ İran yönetiminin şeffaf olmayan yapısının eş anlamlısı ve sadece nükleer çalışmalar konusunda değil, birçok alandaki uygulamada karşılaşılan bir durum. Dolayısıyla nükleer çalışmaların gizlilikle sürdürülmesi konusu ile İran’daki açık toplum sorunu gayet örtüşük.

Gizli tutulan her konu, niyetin kötü olduğunu düşündürür; İran’a yönelik kaygıların bu denli güçlü olmasının nedeni bu. Ancak, İran’ın siyasi pozisyonu, açıklamaları ve sürekli İsrail’i örnek olarak gösterip durması da şüphelerin gerçek gibi algılanmasında önemli bir ağırlığa sahip.

İçeride sürdürülebilir mi?

İran ya gerçekten nükleer silah üretimini hedefledi ya da bu masraflı ve kullanımı zor aracı üretmek yerine üretmiş gibi yaparak etkilerinden yararlanıyor. Hangisi gerçek olursa olsun, ürettiği siyaset kendisinin daha fazla yaptırıma maruz kalmasına ve halkın da şeffaflık beklentisinden uzaklaşmasına yol açıyor. Üstelik tüm çırpınmasına rağmen ne İsrail’in nükleer kapasitesi, ne Körfez ülkelerini satın aldığı ‘yeni’ silahlar ne de Suudi Arabistan’da konuşlanmış füzeler tartışmanın parçası haline geliyor. Dolayısıyla ‘elde var, bizde niye yok’ yaklaşımı sadece İran halkı açısından bir anlam ifade ediyor; uluslararası alanda karşılık bulamıyor.

İran’da açık toplum olmaması ise, hem İran vatandaşları hem de uluslararası kamuoyu açısından karşılığı olan bir konu; dolayısıyla İran’a yapılacak baskının insan hak ve özgürlükleri üzerinden işlemesi daha makul. Muhtemelen bu kez de İran neden Suudilere bakılmadığı savunmasını yapar. Ancak insan hakları, şeffaflık ve özgürlüklerde kötü örnek, örnek olamayacağından bu savunmanın karşılık bulması olası değil.

İran’ın nükleer üzerinden ‘Batı’ ile sürdürdüğü kavganın iç yapısını korumaya hizmet ettiği açık. Ancak yeni dünyada ne oranda sürdürülebilir olduğu şüpheli. Zira ‘Batı’ ile kavgalı bir İran durumundan yarar sağlayan diğer oyuncular için bile deniz bitti, büyük rakipler, artık başkaları üzerinden iş görmek yerine doğrudan görüşmeyi tercih ediyorlar.

Dışarıda sürdürülebilir mi?

Önce Birleşik Krallığın ardından ABD’nin resmi ya da yarı resmi kuruluşlarından yükselen sesler, İran ile İsrail arasındaki olası savaşa dikkat çekecek açıklamalarla doluydu. Bazı senaryolarda ilk atışı İsrail’in, bazılarında ise İran’ın yapacağı ileri sürülüyordu. Bu arada her iki taraf da bu senaryoları inandırıcı bulmuş ki, tatbikatlar yaptılar.

Savaş senaryoları, İran nükleer silah üretmeden tesislerinin bertaraf edilmesini amaçlayabilir. Ancak bundan daha önemlisi, savaş olasılığını yüksek tutmak hem İran hem de İsrail’in geri adım atmasını sağlamaya yönelik. Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek gibi bir durum söz konusu ve burada ölüm ihtimali İran ya da İsrail’e değil, İran ile İsrail’deki mevcut yönetimleri destekleyen ‘başkaları’na hatırlatılıyor. Tüm Ortadoğu’yu kan gölüne çevirmek yerine, büyük rakiplerin doğrudan işbirliği yaparak yeniden yapılanmaya ortak katkı vermeleri çağrısı yapılıyor. Umalım ki Rusya ve Çin davet karşısında nazlanmasınlar.

Star

———————————-
Beril Dedeoğlu
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI