İran’ın Arap Baharı’na cevabı – (Sedat Laçiner)

0
63

Arap Baharı her geçen gün dinamiklerini halktan alan bir demokratikleşme süreci olmanın çok ötesine kayıyor. Bu demek değil ki Ortadoğu halkları demokrasi talep etmiyor.

Arap Baharı her geçen gün dinamiklerini halktan alan bir demokratikleşme süreci olmanın çok ötesine kayıyor. Bu demek değil ki Ortadoğu halkları demokrasi talep etmiyor. Yaşanan isyanlar onlarca yıl otoriter rejimler tarafından baskılanan doğal taleplerin patlaması gibi. Ancak harekete geçen sadece halklar değil. Olayların eninde sonunda kendilerini vuracağını fark eden rejimler de karşı hamleler yapıyor, Arap Baharı’nı farklı yönlere manipüle ediyor. Örneğin Arap Birliği’nin Suriye’ye karşı sert önlemler alması şüphesiz Arap ülkelerinin demokrasi aşkından kaynaklanmıyor. Başını Suudi Arabistan’ın çektiği Sünni Arap devletlerine göre İran, Arap Baharı’nı Şii ayaklanmalarına çevirmeye çalışıyor. Sünni Blok, Bahreyn ve Suudi Arabistan’ın doğu bölgelerinde yaşanan Şii hareketlenmenin arkasında İran’ın olduğunu düşünüyor. Ayrıca Sünni Araplara göre Irak da ABD’nin çekilmesiyle birlikte İran’ın kucağına düşmüş olacak. Elbette Suriye-İran ittifakı İran etkisinin en güçlü kısmını oluşturuyor. Böylece Suriye, Irak, İran ve körfez ülkelerinden oluşan dev bir Şii bloğun oluşacağı iddia ediliyor.

Gerçi Bahreyn Olayları ile İran arasındaki bağlantı kanıtlanamadı ve Suudlar ellerinde somut bir delil olmadığını itiraf ettiler, ancak Körfez ülkeleri hala olayların arkasında İran’ın olduğunu düşünüyor ve kendi bölgelerindeki Arap Baharı’nın İran’ın lehine sonuçlanmasından korkuyor. Arap Birliği’nin Suriye’ye karşı sert tutumunda bunun da önemli bir etkisi var. Yoksa kendileri de demokrasi yoksunu Arap ülkelerinin Suriye’de halkın demokrasi taleplerine bu kadar güçlü destek vermesini izah etmek kolay değildir.

Çember daralıyor

Suriye ve İran cephesinden baktığınızda ise süreç tamamen ABD-İsrail planı olarak işliyor ve bu ‘oyun’da Suudi Arabistan gibi Türkiye de Batı dünyasının ajanı gibi… Olayları nasıl algılarsa algılasın, İran ve Suriye’nin bu tür komplocu düşüncelere kapılmak için her türlü gerekçesi mevcut: Bir yandan İsrail İran’ı vurabileceği dedikodularını yayıyor, diğer taraftan NATO füzelerini bölgeye yerleştiriyor. Suriye’de olaylar silahlı iç çatışma aşamasına geçerken, İran’da da olayların her an patlamasından korkuluyor. Hemen her geçen gün İran’da gizemli bombalar patlıyor, faili meçhul cinayetler işleniyor. Son olarak İran’ın uzun menzilli füze programının kilit ismi General Moghaddam faili bilinmeyen bir bombalı saldırıda hayatını kaybetti. Bu da gösteriyor ki Batılı ve İsrailli ajanlar İran sokaklarında cirit atıyor ve İran buna karşılık dahi veremiyor. Ayrıca İran medyadaki tüm propagandalara rağmen Bahreyn veya Suudi Arabistan’daki hareketlenmelerde abartıldığı kadar bir rolünün olmadığını biliyor. Diğer bir deyişle, İran güçsüz olduğunun farkında, buna karşın etrafındaki çemberin iyiden iyiye daraldığını da görebiliyor. Eğer Suriye’nin düşmesine izin verirse sıranın kendisinde olduğunun bilincinde…

Çıkış kapısı

Bu şartlar altında İran’ın daralan çemberden tek çıkış yolu kalıyor, o da savaşı başka topraklara taşımak, krizi tırmandırma siyaseti izleyerek herkesi ateşe atmak. Başka bir tabirle İran diyor ki “beni yakarsanız, ben de sizi yakarım”. Mesajın asıl hedefi ise Türkiye… Gerçi Suriye-İran ikilisi PKK üzerinden bazı mesajlar göndermişlerdi, ancak Türkiye tutum değişikliğine gitmedi. Şimdi ise Suriye füzelerini Türkiye’ye çevirdiğini açıklıyor, İranlı bir general ise saldırı anında ilk önce Türkiye topraklarını vurmaktan söz ediyor. Aynı günlerde Tahran’da İngiltere Büyükelçiliği işgal ediliyor ve Lübnan’dan kalkan bir füze İsrail’i vuruyor.

Görünen o ki İran sorunu Filistin’e, Lübnan’a ve en kötüsü Türkiye topraklarına taşımaya çalışıyor. Bu bilgiler ışığında ben derim ki, aman dikkat!…

 Star


———————————-
Sedat Laçiner
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI