İran zayıf olduğu için esip gürlüyor – (Benjamin H. Friedman)

0
135

İran bu hafta, Hürmüz Boğazı’nda 10 gün süren deniz tatbikatlarını ve boğazdan geçmesi gereken ABD Donanması gemilerine Basra Körfezi’nden uzak kalmaları uyarısında bulunarak boğazı kapatacağı tehditlerini sonlandırdı.

İran bu hafta, Hürmüz Boğazı’nda 10 gün süren deniz tatbikatlarını ve boğazdan geçmesi gereken ABD Donanması gemilerine Basra Körfezi’nden uzak kalmaları uyarısında bulunarak boğazı kapatacağı tehditlerini sonlandırdı. Sert konuşmalar petrol fiyatlarını geçici olarak hareketlendirdi ama bunlar askeri olarak etkileyici olmayı başaramadı. Gelen son haberlerde, ABD askeri yetkilileri, savunma alanındaki analistler ve hatta ismi açıklanmayan bir İranlı yetkilinin, boğazdaki sevkiyatı engellemek için İran’da muhtemelen hem imkan hem de irade eksikliği olduğu açıklamalarına yer verildi. Bu iddia yeni değil: İran’ın ekonomisi boğazdan geçen sevkiyata dayalıdır ve ABD Donanması gerekirse boğazı açık tutabilir. Dahası, İranlılar boğaz konusunda çıkacak bir çatışmanın ABD ve İsrailli liderlere İran’daki nükleer tesislere saldırmak için bahane vereceği korkusuyla bundan vazgeçebilirler.

İran’ın aşikar bir şekilde esip gürlemeleri onun zayıflığını gösteriyor. Boş tehditler kendine güveni değil genelde çaresizliği gösterir. Ve İran’ın zayıflığı suyla sınırlı da değil. İran, komşularının çoğundan daha kalabalık ve daha zengin olsa da ordusu fetih yapacak techizatta değildir. Bölgedeki diğer ordular gibi İran ordusu da darbe odaklıdır. Ordu, rakip devletlerle savaşmaktan ziyade ülkeyi darbelere karşı korumak üzere dizayn edilmiştir. Rakipleri Amerikan silahları satın alırken, iktisadi problemler ve silah ithalatı konusunda sınırlı seçenekler de ordunun modernleştirilmesi imkanını sekteye uğratıyor. Eugene Gholz ve Daryl Press, İran’ın konvansiyonel askeri kapasitesini şu şekilde özetliyor:

İran’ın büyük çaplı kara taarruz operasyonları için techizat ve eğitim eksikliği var. Onun iki ayrı ordudan (Arteş [Ordu] ve İslami Devrim Muhafızları Kolorduları) oluşan kara kuvvetleri, darbeleri önlemek ve gayrinizami harp faaliyetleri için yapılandırılmıştır, komşuları mağlup etmek için değil. Tahran’ın hava kuvvetleri demodedir, donanması da Körfez boyunca geniş çaplı amfibi operasyonlar için değil taciz misyonlarına uygundur. Ayrıca, başarılı bir saldırı bir komşu ülkenin petrol kaynaklarını tekele almak için yeterli değildir, bunun için uzun süreli bir işgal de gerekir. Ama herhangi bir Körfez Arap toplumunun – hatta Şiilerin ekseriyette olduğu Bahreyn’in bile- Şii İran tarafından sürdürebilir ve uzun süre işgal edilmesi düşüncesi, uzak bir ihtimaldir.

İran’ın zayıflığına rağmen ABD’nin çoğu siyasi açıklaması – ve daha önemlisi, çoğu ABD politikası- İran’a, ABD’nin çıkarlarını tehlikeye sokan, bölgedeki en büyük potansiyel güç olarak muamele ediyor. ABD askerlerinin Irak’tan zamansız olarak çekilmesine izin verdiği için Başkan’ı eleştirmeye istekli olan uzmanlar, bunun İran’ın bölgesel hakimiyetini kolaylaştıracağını söylüyorlar. Irak’taki savaşın gerekli olduğunu söyleyen ABD Savunma Bakanı, İran’ın oraya karışmasını önlemek için bölgeye 40 bin asker yerleştirilmesini istiyor. İran’ın, nükleer silah sahibi olmasının önlenmesi için bombalanmasına karşı çıkanlar bile İran’ın nasıl “sınırlandırılabileceği” üzerine fikir yürütüyorlar.

Bazıları, asimetrik tehditlerin – füzeler, sevkiyatı taciz imkanı ve yakındaki devletlerde bulunan kötü arkadaşlar- askeri ağırlığının üzerinde darbe indirdiğini iddia ederek İran’ın gücüyle ilgili bu nitelendirmeye itiraz edeceklerdir. Ama Amerikan perspektifinden bakılınca, bunlar sorunlardır, büyük problemler değildir. İran’ın sınırlı askeri kabiliyetleri hakkında bizim kendimizden kaynaklanan ihmaller, İran nükleer bir güç olsa bile şimdi sarf ettiğimizden çok daha düşük bir maliyetle çıkarlarımızı savunabileceğimiz gerçeğini gizliyor. Biz bunu denizden yapabiliriz.

Amerika Birleşik Devletleri’nin bölgede iki temel çıkarı vardır. Birincisi, petrol fiyatlarının iktisadi sıkıntıya yol açacak derecede yükselmesinin önlenmesidir. Net olmasa da petrol fiyatlarındaki bir şok, ABD ekonomisine büyük zarar verecektir. Biz bunu şansa bırakmak istemiyoruz. İran’a, boğazın açık kalmasını zorla sağlayacağımızı söylememizin mantığı budur.

İran’ın nükleer silahları bizim bu yöndeki çabalarımızı daha karmaşık yapmayacaktır. Güvenlik için donanma gemileri oradaki mayınları temizliyor, tankerler ise, boğazdan yük gemilerinin geçişinin sağlanması için belki de gerekli olmasa da İran sahillerinin gemilere karşı güdümlü füzeler ve radarlarından arınmış olmasını istiyor. Nükleer gerginlikte tırmanış ihtimali, kıyıdaki hedeflere yönelik saldırıları daha zorlu hale getirir. Ama gerginlikte tırmanış riskinin çoğu İran’a aittir. Bunlar, ABD gemilerine saldırmayla imha olma riskini almış olurlar. Tüm bunlar göz önüne alındığında, nükleer silahların boğazın kapanmasını nasıl kolaylaştıracağını anlamak zordur.

ABD’nin bölgedeki ikinci gayesi, ülkeleri bizi tehdit edecek yeterli petrol zenginliği biriktirmesi ya da bizi tehdit edecek büyük bir ordu kurmasını önlemektir. Bu fetih anlamına geliyor. Tüm Orta Doğu devletlerinin birleşimine karşı ordumuzun büyük üstünlüğü bunu önlemeyi oldukça kolay kılıyor. Aslında İran’ın, fetih yoluyla süper bir petrol devleti olma ihtimali o kadar düşüktür ki, muhtemelen bizim bunu önlemek için yakındaki bir ülkenin güvenliğine dair garanti vermemize gerek yoktur. Örneğin, İran Irak’ı yutar ve sihirli bir şekilde orada asayişi sağlarsa, kötü bir şey olsa da oluşan bu devlet Amerikan ticaret ve güvenliğine sadece küçük bir tehlike teşkil edecektir. Biz Irak’ın sınırlarını müdafaa edersek, Irak kara kuvvetlerinin yanı sıra uçak gemilerindeki hava gücümüz, muhtemelen İranlıları sınırda durdurmaya yeterli olacaktır. Aynısı Kuveyt ve Suudi Arabistan için de geçerlidir.

Nükleer saldırı tehditleri savunma gayelerine yaradığı için nükleer silahları olan bir İran hesapta anlamlı bir değişiklik oluşturmayacaktır. Tarihin gösterdiğine göre, İran’ın komşuları, sırf İran’ın nükleer silahları var diye topraklarını teslim etmeyecektir. Ve ABD gerekli olması halinde misilleme saldırılarıyla onları destekleyeceğini garanti ediyor. Nükleer silahlar, İran’ı istiladan endişeli olan bir devletin almayacağı risklere girmeye cesaretlendirebilir. Ama 75 milyonluk milliyetçi bir ülkeyi kontrol altına al
manın zorluğu bizi zaten istiladan caydırıyor.

Savunma Bakanı’nın da belirttiği üzere, “Büyük Orta Doğu’da askeri mevcudiyet ve kapasitemizi sürdürmemiz için” İran’la mevcut gerginliklere hiçbir gerek yoktur. İran’ın yanı başındaki ABD kuvvetlerini kaldırmak, İran’da nükleer silahlar geliştirilmesine karşı olan azınlığın elini kuvvetlendirebilir. Yine de bunun, tek başına yeterli olup olmayacağı şüphelidir. Ama İran nükleer silah geliştirse bile biz bölgedeki çıkarlarımızı denizden savunabiliriz.

Kaynak: The National Interest

Dünya Bülteni için çeviren: Emin Arvas

———————————-
Benjamin H. Friedman
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI
[catlist name=”Benjamin H. Friedman”]