İran ve PKK – (Hilal Kaplan)

0
174

`AKP devletinin dış politikadaki yanlışlıkları PKK`ye yeni alanlar açmıştır. PKK`nin manevra alanını genişletmiştir. Her şeyden önce İran, Irak, Suriye ve Lübnan`a kadar olan saha hem genişlemesine hem de uzunlamasına PKK`ye açılmıştır

İran Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Hasan Firuzabadi`nin, Suriye`de akan kandan Katar, Suudi Arabistan ve Türkiye`nin sorumlu olduğunu iddia ederek `Suriye`den sonra sıra Türkiye`ye gelecek` sözleri, İran-Türkiye ilişkilerinin geldiği endişe verici noktayı sarih biçimde göstermiş oldu. Endişe verici olması `sıra`nın Türkiye`ye gelecek olmasından değil; ümmetin sac ayaklarını oluşturan ülkelerden birisinin diğerini açıkça düşman ilan etmekten imtina etmeyecek seviyeye gelmiş olmasından kaynaklanıyor.

PKK`nın, Halep kuşatmasının zirve yaptığı günlere denk gelecek şekilde başlattığı ve hâlâ sürmekte olan `Şemdinli deliliği`sonrasında, örgütün normalde erişiminin zor olduğu ağır silahlarla saldırması dış bir ülke tarafından özellikle desteklendiği şüphesini akla getirdi. Zan üzerinden İran`ı suçlamayı gayri ahlaki buluyorum elbette. Sadece bir süredir PKK`nın İran`la işbirliği içinde olduklarını çekinmeden duyurduğuna dikkat çekmek istedim.

Geçtiğimiz sene Eylül ayında, PKK`nın İran`daki uzantısı PJAK silah bıraktı. Karşılığında hiçbir hak ve kazanım elde etmedi. Üyelerinin bırakın siyasete girmeyi, şiddete başvurmamış olsalar bile idamla cezalandırıldığı İran`da kendisini demokratik mücadeleye adayacağını ilan etti. Takip eden günlerde PKK`ya yakınlığıyla bilinen haber sitesinde müstear isimle bir metin yayınlandı. Başlığı `PKK`nın manevra alanı genişledi` olan yazıda şöyle deniyordu:

`AKP devletinin dış politikadaki yanlışlıkları PKK`ye yeni alanlar açmıştır. PKK`nin manevra alanını genişletmiştir. Her şeyden önce İran, Irak, Suriye ve Lübnan`a kadar olan saha hem genişlemesine hem de uzunlamasına PKK`ye açılmıştır (…) AKP devletinin tüm sınırlarının denetimi PKK güçlerinin eline geçecektir. PKK her taraftan Türkiye`nin içine müdahale etme kabiliyeti kazanmış olacaktır. Bu durum Türkiye`de yürütülecek savaşımının boyutunun hangi düzeyde olacağı hakkında da ipuçları da vermektedir. Türkiye`nin tüm ordusunu ve istihbarat gücünü bu sınırlara yığsa bile bu sınırları denetlemenin mümkün olmadığını şimdiden söylemek gerekiyor. Onun için mevcut durumda Türkiye`den yürütülen savaşın fırtına kopmadan önceki savaşın provaları olarak değerlendiriyorum. Şayet AKP ve Erdoğan hükümeti yürütülecek olan savaşın yine eskiden olduğu gibi kırsalla sınırlı kalacağını, sadece vur-kaçla süreceğini, dolayısıyla böyle bir savaşı yıllara yayarak iktidarını ayakta tutmayı düşünüyorsa şimdiden söyleyeyim büyük yanılır.`

Özetlemek gerekirse, PKK devletle savaşmıyor; `AKP devleti`yle savaşıyor. Amacı Kürtlerin haklarından ziyade, Esed rejiminin kendisine verdiği desteğin karşılığını Şemdinli`de ödemektir. Yoksa iki tepeyi ele geçirmek adına onlarca elemanını telef ettirmesinin başka bir anlamı var mıdır? Ancak geçtiğimiz sene, yukarıda alıntıladığım yazıyı yorumladığım `PKK`nın yeni stratejisi` yazımdaki tesbitlerimin hâlâ geçerli olduğu kanaatindeyim:

`Türkiye`nin demokratikleşmede kat etmesi gereken mesafenin çok olduğu doğrudur ama asla İran veya Suriye ile kıyaslanamaz. PKK`nın girdiği yol, bu yüzden BDP tabanı tarafından tasvip edilmiyor. PJAK üyelerini idam eden İran`a yönelik silah bırakacaksınız ama muadil en büyük sorun KCK tutukluları olan Türkiye`de terör estireceksiniz. Hemen her gün sivilleri katleden Suriye rejimiyle beraber iş tutacaksınız ama Türkiye`ye gelince sivilleri katleden taraf olmaktan geri durmayacaksınız. Barzani ve Talabani`nin silahın miadının sona erdiğini, mücadelenin demokratik yollardan yürütülmesi gerektiğine dair açıklamalarını gözardı edeceksiniz ve Meclis`te temsil edildiğiniz devleti silahla tehdit etmeye devam edeceksiniz. `Arap Baharı`na karşı duran, engellemek için elinden geleni ardına koymayan ülkelerle işbirliği yapacaksınız, ondan sonra da hamile kadınları, bebekleri, gezmeye çıkmış gencecik kızları katlederek Türkiye`de `Kürt baharı` estirmeye kalktığınızda Kürt halkı neden arkanızda durmuyor diye merak edeceksiniz.

Gelinen noktada Kürtler için özgürlük mücadelesi verdiğini iddia eden PKK, Kürtlere zulmeden mezkûr ülkelerle `stratejik işbirliği` yapıp Türkiye`ye ilan ettiği savaşı sürdürüyor (…) PKK `manevra alanı`nı istediği kadar genişletsin, hükümet sivil siyaset alanını güçlendirdiği müddetçe PKK, döktüğü kanda ancak kendi kendisini boğacaktır.`

Biz yeter ki kendi Kürt meselemizi çözelim, PKK`nın silaha sarılmasını sağlayan çaresizliği büyümeye mahkûmdur.

 Yenişafak

———————————-
Hilal Kaplan
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI