İran, Türkiye ve Suudiler: Arap Baharı için bölgesel yarış – (Madavi Raşid)

0
119

Arap Baharı üç diktatörü sahneden başarıyla indirdi; diğerleri ise inmek üzere olabilirler. Ancak üç bölgesel gücü karşı karşıya da getirdi; her biri de ayaklanmaların neticelerini kendi çıkarlarına uygun olarak şekillendirmek için yarışıyorlar.

Arap Baharı üç diktatörü sahneden başarıyla indirdi; diğerleri ise inmek üzere olabilirler. Ancak üç bölgesel gücü karşı karşıya da getirdi; her biri de ayaklanmaların neticelerini kendi çıkarlarına uygun olarak şekillendirmek için yarışıyorlar. İran, Türkiye ve S. Arabistan ayaklanmaları ya kuşatmanın ya da kendi kafalarındakine göre şekillendirmenin mücadelesini veriyorlar. İdeoloji, nüfuz, sermaye ve askeri açılım/ı için hayat dolu mekânlar yaratmak amacıyla üçü de hayat alanı (lebensraum) veya nüfuz küresi arayışı içerisinde rekabet ediyor gibiler.

Bir Garib Devrim

İran, Sünni Müslümanlar denizinde son otuz yıldır hem de ciddi çabalara rağmen bir garib devrim olarak kaldı. Saddam’ın 2003’te ortadan kaldırılmasıyla birlikte rejimi rahatlamış göründü. Sonuç itibariyle de Irak’ta bağlantılarının olduğu grupları (içlerinden bazıları ciddi silahlı güce de sahip) emniyete aldı. İran, Irak’taki Amerikan askerleriyle geçinip gittiği bir tarz (modus vivendi) yakaladı; vaizlerin, siyasi partilerin manevi babası gibi hareket etmeyi de sürdürüyor; Irak topraklarını bombalamak üzere [dilerse] savaşçılarını gönderebilir ve bu hareketin ciddi neticeleriyle karşılaşmayabilir. Irak böylelikle İran’ın hayat alanı olmuştur. Tunus, Mısır, Libya, Yemen ve işlerin fena halde kötü gittiği Bahreyn’deki devrimlere gösterdiği iştiyak, Suriye’deki ayaklanmayı açıkça kınamasıyla tam bir tezat teşkil etmiştir. İran, Suriye rejiminin ortadan kalkmasını müteakip Akdeniz’deki nüfuzunu kaybetme riskiyle karşı karşıyadır. İran liderliği ve medyası, Kuzey Afrika’daki devrimleri İslami uyanış olarak yansıtırken, Suriye’dekini teröristlerin ve kışkırtmacıların işi olarak yansıtmaktadır.

Cari Arap devrimlerinin hiçbiri de İran’ın Velayet-i Fakih modelini tekrarlamayacaktır. Ancak ciddi siyasi öneriler de yolda: Örneğin, onlarca yıl yer yer muhasım bir seyir izleyen Mısır-İran ilişkilerinin normalleşmesi. İran gemilerinin Süveyş Kanalı’ndan geçişi ve Mısır heyetinin Tahran’ı ziyaret etmesi yeni bir döneme işaret etmektedir. Fakat İran’ın Arap dünyasında genişlemesi sırf azim ve irâde yokluğundan değil İran Şiiliğinin ve hassaten de siyasi öğretisinin haddinden dolayı sınırlarına ulaşmış olabilir. İran’ın Araplar arasında genişlemesi, tarihi hısımlıktan veya dini yakınlıktan ziyâde İsrail’e karşı direniş sayesindedir. Birçok Arap, İran’ın Filistin bayrağını yükselttiğini görmekten memnun fakat Arap Baharı’ndan sonra azâd olacak olan Arapların hiçbiri de siyasi ilham için İran’a bakmayacaklardır. Türkiye’ye bakmaları çok daha muhtemeldir.

Hip-hop Türkiye   

Fırsat arayışında olan bir diğer bölgesel güç de Türkiye’dir. Arap Baharı ışığında bakınca, Türkiye bölgesel bir oyuncu olarak daha da önem kazanma yolundadır. Türkiye’nin Lübnan ve Filistin’deki nüfuz artışı Arap Baharı’ndan önce gerçekleşmişti zaten. Suriye’deki olaylar ise Doğu Akdeniz siyaseti üzerinde son yıllarda kurduğu himayenin kuvvetini artırmıştır. Filistin haklarının savunucusu, Lübnan’daki çeşitli siyasi oyuncuların dostu, Beşşar Esad’ın eski arkadaşı olan Türkiye, liberal demokrasiden biraz farklı olsa da onun en önemli ilkelerine sıkı sıkıya bağlı İslami demokrasinin modeli olarak görülüyor. Suriye muhalefetinin toplantılarına ev sahipliği yapması artan bir fırsata delâlet etmektedir.Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Suriye’deki ciddi siyasi değişime ağırlığını koydu. Türkiye’nin yeşeren ekonomisinde, İslam ve demokrasiyi bir araya getirmesinde, zinde ve etkileyici liderliğinde pek çok Arap’ın gözü kaldı. Müslüman Kardeşler gibi Suriye, Irak, Mısır ve Filistin’deki Sünni İslamcı güçler ve onlardan daha muhafazakâr olan Suudiler ve Körfez’dekiler nazarında Türkiye yüksek puan toplamıştır.  Birçokları Türkiye’yi güçlü, Batınınkini değil de kendi gündemini takip edebilen ve bu esnada Batılı ülkelerle güçlü bağlar inşa eden özerk bir ülke olarak görüyorlar. Türkiye’de üretilen tüketici mamülleri Arap pazarlarını doldururken girişimcileri de İslami çeşnisi olan bir kapitalizmin başarısını sergiliyorlar. Popüler kültürü ve Suriye Arapçasıyla seslendirilen televizyon dizileri bölgede haber oluyor. Türkiye’nin cezbettikleri sadece Arap İslamcılar değil. Arap ulusçuları Türkiye’yi eski emperyal güç olarak görmeye devam edebilirler ama etkilenmekten de beri kalamazlar. Rengârenk başörtüler giyen hip-hop Müslüman kızlar Arap dünyasının gençliğini büyülüyor. Batılı küreselleşmenin alternatifi olan, tartışma konusu sosyal ve ahlâki temelleriyle A la Turka İslami kozmopolitanizme can atıyor hepsi de.

Karşı Devrimci S. Arabistan

Siyasi bakımdan en baskıcı, ekonomik bakımdan en güçlü ve tehlikeli-karşı devrimci Suud rejimi var bir de. Mübarek rejiminin düşüşü en büyük ve en önemli Arap ülkesini an itibariyle bölgesel siyasetten çekti. Mısır’ın yokluğu, S. Arabistan’ın Sünni İslam’ın muhafızı sıfatıyla gözü dönmüş halde işgal etmeye uğraştığı bir boşluk doğurdu. Suudiler bunu daha önce de denemişlerdi; ilki, İsrail’in Mısır’ı mağlup ettiği 1967’den sonra oldu. Otoriteryan Suud rejimi, Arap Baharı’nın domino etkisine yol açabileceği hükmünden hareketle, iki kutsal mekâna ev sahipliği yapan topraklarda bir devrim gerçekleşmezden önce önleyici karşı devrim tedbirlerine mecbur kaldı. Halka ekonomik faydalar sunup onları yatıştırmak ve potansiyel göstericilere güvenlik tedbirleriyle gözdağı vermek gibi klasik Suud stratejilerine ilave olarak kendi dini müesses nizamının hizipçi Sünni-Şii söylemini kullanarak gösterileri parçalamayı ve göstericileri bölmeyi başardı. Suud rejimi, bölge, ideoloji, hizip ve aşiret sınırlarının kesişim noktasında yer alan “ulusal bir siyasetin” gelişimi akîm kalsın diye siyaseten faal Şia azınlığa karşı hizipçi söylemi harekete geçirdi. Gösteri çağrılarını, Sünni çoğunluğa karşı Sünni topraklarda İran nüfuzunu yayma amaçlı bir Şii komplosu diye göstererek hizbi gerilimi tırmandırdı ve Şiilerin yaşadıkları şehirler dâhil çeşitli yerlerde küçük çaplı gösteri çabalarını yok etti.

S. Arabistan, Arap Baharı’ndan neşet eden iki meydan okumayı gözü dönmüş halde kuşatmaya uğraşıyor. Birincisi, Suud rejimi devrimci rüzgârlar kalpgâhına ulaşmasın diye alarmda. Rejim, dini sıfatları olan milislerini potansiyel göstericileri ve eylemcileri kınamak üzere seferber ederken güvenlik kuvvetleri de bu kişileri evlerinden ve iş yerlerinden topluyor. Fakat Suudi hizipçiliği, [toplumsal] hareketliliği engelleyecek en başarılı strateji olduğunu ispatlamıştır. Kadınlara ehliyet yasağının kalkması çağrısı yapan kadınlar bile ülkeyi batılılaştırmaya ve dindar toplumu yozlaştırmaya azimli Şia ajanı olarak resmediliyorlar. Vaizler, baskıcı rejimlerini sırf Arap ülkelerindeki değil dünyadaki Sünnilerin de müdaafi olarak göklere çıkarıyorlar. Prensler yağcılığın tadını çıkarıyorlar. Nüfusu denetim altında ve münkir demokrasi sohbetlerinden uzakta tutma gayretleri karşılığında vaizlerin hizipçi ve muhafazakâr mesajlar yaymalarına müsaade ediyorlar.

İkinci meydan okuma ise dışsaldır, devrimlerin yaşandığı ülkelerden gelmektedir. Bahreyn’de demokrasi yanlısı hareketin Suud askerlerinin yardımıyla bastırılması, hakkıyla tehditkâr bir devrimi kuşatmasına imkân vermiştir. Riyad sırf kışkırtmaya gelmiş kendi Şii azınlığına değil, daha önemlisi, Sünni çoğunluğa da güçlü bir mesaj göndermiştir. Rejim, iddiaya göre İran adına çalışan yabancı Şia ajanlarına karşı vatandaşlarını kendisine destek vermeye mecbur bırakmıştır. Nazik bölgesel ve iç dinamiklerin baskısı altındaki Suud rejimi şu an için kendi küçük gösterilerini bastırmayı ve Bahreyn’de gelecekte her hangi bir zamanda patlayabilecek istikrarsız bir durum yaratmayı başarmış görünüyor.  

Suudiler, Ali Abdullah Salih’in güvenli çıkışını garanti eden Körfez İşbirliği Konseyi gündemi için mücadele ettiler Yemen’de fakat yaralı bir devlet başkanına hastabakıcılık yaparken buldular kendilerini. Riyad, Yemen’e dış politika meselesi olarak bakmaz. Yemen’i bir güvenlik meselesi olarak görmüştür her daim; ilkin Savunma Bakanı Prens Sultan ve sonra da İçişleri Bakanı Muhammed bin Nayif ilgilenmiştir Yemen’le. Her iki adamın da diplomasiyle bir alâkası yoktur. Kendi cihatçılarını Yemen’e doğru ittirdikten sonra Yemen’in el Kaide için güvenli cennet olmasından da korkmaktadır. Silah kaçakçılığı ve yasadışı göç sorunları da var. Bahreyn geçici ve çabuk bir tamirat iken Yemen eşekarılarıyla dolu karmaşık bir kovan olduğunu ispatlayabilir. Tek seferde üç devrimin yaşandığı bir ülkede Suudiler himaye, böl-yönet, Selefi öğretileri ihracı gibi önceki politikalarla çıkmaz sokağa varmış olabilirler. Salihler ve Ahmerler gibi Yemen’in önde gelen aileleri arasında, rejim ile eski muhalefet partileri arasında, devrimci gençlik ve başkanın adamları arasında yaşanan mücadele – kuzey ve güney arasındaki iki ayrılıkçı gruptan bahsetmeye gerek bile yok – yaşlanan Suudi liderliğinin üstesinden gelemeyeceği çapta işler olduklarını gösterebilirler. Suudiler bir kukla bulmaya bakacaklardır fakat Yemen kesinlikle Bahreyn değil. Suudi rejimi önleyici karşı devrim stratejisi olarak dini farklılıkları ve nefreti azdıran ve Yemen’de ulusal siyasetin pekişmesini aksatan hizipçi ve ayrılıkçı karta oynayabilir.

Suud rejimi Sünni Arap dünyasının tek iş bitiricisi ve koruyucusu olma rüyaları görse de siyasi sistemi Arap Baharı’ndan sonra Arapların imrenmek isteyecekleri bir sistem değildir. Araplar Suudilerin ekonomik bağışlarını memnuniyetle karşılayacak fakat Suudi rejiminin bölgesel Arap rakiplere karşı uygulamaya koyduğu ast-üst ilişkisine kafa tutacaklardır. İran’ın cazibesini kaybetmesiyle birlikte yeni karşılaşma Türkiye ile olabilir. Suudiler İran’ın Şii karşıtı hizipçi nefretle mağlup edilebileceğini düşünüyorlar. Türkiye’nin bölgesel emellerini göğüslemek için ise Sufi Türkleri takbih eden geçmişin Vahhabi klavuz kitapçıklara ulaşabilir ve yeniden keşfedilmiş Arap ulusçuluğunu işe yarar bulabilirler. Kutsal mekânları ülkenin hükmî Osmanlı hükümranlığı altında olduğu zamanlardan kalma tarihi izlerden çoktan arındırdılar.

Fakat Araplar bahar yorgunluğuna rağmen bölgesel güçlerin arayışında oldukları kolay alıcılar olmayabilirler.

Kaynak: El Ahbar

Yazar hakkında: Londra Üniversitesi Antropoloji Profesörü.

Dünya Bülteni için çeviren: Ertuğrul Aydın

———————————-
Madavi Raşid
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI