İran, ABD, petrol ve denklem… – (Fevzi Öztürk)

0
60

ABD, İran’la yeniden çok değişkenli bir oyuna girdi. Bu çok değişkenli oyunun öznesi bu sefer petrol…

ABD, İran’la yeniden çok değişkenli bir oyuna girdi. Bu çok değişkenli oyunun öznesi bu sefer petrol…

ABD, İran’ı petrol üzerinden ekonomik olarak yıpratabilmenin hesaplarını yapıyor. Son dönemde enflasyonist bir süreç yaşayan İran ekonomisi çok iyi durumda değil. Son aylarda İran’da temel gıda maddelerinin fiyatında yüzde 40’lara varan artışlar yaşandı. Ekonomisi petrol üzerinden dönen İran’a vurulabilecek en büyük darbenin petrol gelirlerini budamak olduğunu çok iyi bilen ABD, İran’ı bu noktadan sıkıştırmaya çalışıyor…

ABD bu oyunda tüm dünyanın yanında yer almasını isterken, Avrupa Birliği (AB) şimdilik ABD’yi memnun edecek şekilde, oyunda ABD’nin yanında yer alacağını açıkladı. Suudi Arabistan’da yakın müttefiki ABD’ye koşulsuz desteğinin bu oyunda da devam ettiğini AB’nin hemen ardı sıra açıkladı.

Obama’nın geçtiğimiz yılın son gününde, 31 Aralıkta imzaladığı yeni finansal yaptırımlarla ilgili yasa, İran’ın petrol satışını zorlaştırıyor. Söz konusu yasa ile İran merkez bankası ile iş yapan mali kuruluşlara yaptırımlar getiriliyor. Obama’nın yasayı imzalamasının hemen ardından İran parası Riyal ABD doları karşısında tarihin en düşük değerini gördü.

Günlük 3,5 milyon varillik petrol üretimiyle dünyanın beşinci büyük petrol ihracatçısı ve Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’nün (OPEC) ikinci büyük petrol üreticisi olan İran için petrol gelirleri ekonominin tam anlamıyla bel kemiğini oluşturuyor. İran ekonomisin yarıdan fazlası (yüzde 60) petrol ihracatından elde edilen döviz girdisiyle çevriliyor. Bu girdide ambargo nedeniyle yaşanacak bir daralma, zaten zorda olan İran ekonomisini ciddi anlamda olumsuz etkileyecektir.

İran, en fazla Çin, Hindistan, G. Kore, Japonya ve İtalya’ya petrol ihraç ediyor. Diğer önemli alıcılar arasında da Türkiye’nin önemli bir yere sahip olduğunu hatırlatalım.

Avrupa kararsız

Çin’den sonra İran’ın en büyük ikinci pazarı olan AB ülkeleri İran’dan günlük 450 bin varil ham petrol alıyor. AB ülkeleri bu yaptırımlarla İran’ın nükleer programını sürdürmekten caydırmayı amaçladıklarını söylüyor. AB’nin, İran’dan ham petrol ithalatını yasaklayan kararının 30 Ocakta Brüksel de yapılacak AB dışişleri bakanları toplantısında açıklaması bekleniyor.

Ancak ekonomik krizin pençesinde kıvranan AB ülkeleri için tüm bu yaptırımlar sonrasında yükselişe işaret eden petrol fiyatları hiçte iyi anlam ifade etmiyor. Zaten ekonomik olarak ciddi anlamda zorda olan AB ülkelerinin ambargo nedeniyle oluşacak ekonomik maliyete katlanabilme noktasında Birlik içinde ciddi endişeler taşındığı görülüyor.

AB’nin şu anda en büyük korkusu; İran’ı cezalandırayım derken kendisine ciddi bir şekilde zarar vermesi. İşte bu nedenle ekonomik olarak Avrupa’nın en kötüleri, başta Yunanistan olmak üzere ambargoyu geciktirmenin yollarını aramaktalar. Bu nedenle Birlik içinde İran’a ambargonun zamanlaması konusunda tam bir konsensüs sağlanmış değil.

AB’nin iflas etmiş ülkesi Yunanistan’ın petrolün üçte birini, diğer zordaki İspanya ve İtalyan’ında yüksek miktarda petrolü İran’dan aldığı göz önüne alınınca neden çekimser kaldıkları daha iyi anlaşılmaktadır.

İran’ın Hürmüz kozu ve pazar arayışı

Obama’nın İran ekonomisine darbe indirmeyi hedef alan yasayı imzalamasının ardından, bölgede tansiyon yükselmiş durumda. AB’nin ambargo açıklamalarının ardından İran Basra Körfezi’ndeki askeri tatbikatları artıracağını ve Hürmüz Boğazı’ndan petrol geçişini engelleyeceğinin mesajını verdi.

İran için Hürmüz Boğazı çok büyük bir koz (gibi gözükse de), Hürmüz mesajı şimdiden Batıyı ciddi anlamda rahatsız etmiş durumda. Bölgede Hürmüz Boğazı nedeniyle tansiyonun ciddi anlamda yükselebilir. Çünkü Hürmüz Boğazı’ndan günlük 15 ile 17 milyon varil arasında petrol ihracatı yapılırken, söz konusu Boğaz dünya tanker taşımacılığının da yüzde 17’sine ev sahipliği yapıyor. Ve en önemlisi de dünya petrolünün yüzde 40’ı bu boğazdan taşınıyor. İşte bu nedenle İran’ın engellemeleriyle Hürmüz Boğazı üzerinden ciddi bir tansiyon yükselişi yaşanacaktır.

İran’ın, ham petrol ihracatının yüzde 18’sini oluşturan AB’den doğan kaybını telafi etmesi için Asya pazarlarına yönelmesi gerekecek. Hemen belirtmek gerekiyor ki; İran’ın Asya piyasalarında da işi hiç kolay değil. İran’ın en büyük ticari ortağı Çin‘in petrol alımları son bir ayda yarı yarıya düşmüş durumda.

Avrupa’nın İran’a petrol ambargosunun hayata geçmesiyle Suudi Arabistan ve Libya kaynaklarına yönelmeler yaşanacak. Libya’nın durumu zaten malum. Libya’ya özgürlük getiren! Batılı kuvvetler Libya kaynaklarının AB’ye tahsisinde zorlanmayacaklardır. Diğer taraftan ambargonun mimarı ABD’nin bölgedeki en sadık müttefiki Suudi Arabistan ise AB’nin ambargo açıklamalarının hemen sonrasında İran kaynaklı petrol açığını kapatacağını açıklamıştır. Ancak Libya ve Suudi petrollerinin kullanılması bile İran’dan kaynaklanacak bir arz daralmasını telafi edemez ve petrol fiyatlarındaki sert yükselişi önleyemez.

İran ise tüm bu ekonomik baskılarla petrol fiyatlarının 200 dolarları geçebileceğini ve global ekonominin ambargo nedeniyle yükselecek petrol fiyatlarını kaldıramayacağını söyleyerek bu işten Batılı devletlerin daha fazla zarar göreceğini iddia ediyor. İran’ın bu noktada çokta haksız olmadığını belirtelim. Zaten Avrupa’nın şu andaki en büyük çekincesi bu olduğu için ambargonun hayata geçme süresini uzatmaya çalışıyor.

İşin özü

Bu çok değişkenli denklemde sabit bir parametre varsa o da İran’dır. ABD için İran’ın güncel düşman olarak tanımlanması hâlihazırda savunma bütçesinin kamuoyu tarafından kabulüne yardımcı olmaktır.

Başta ABD olmak üzere ekonomik sıkıntıdaki Batı ülkeleri için İran’ı “güncel tehdit” olarak gündemde tutmak bölge ülkelerinin kendilerinden daha fazla silah almaları demektir. Bölgenin petrol zengini ülkelerinin petrol gelirlerini İran riskine karşı daha fazla silahlanarak, başta ABD olmak üzere Batılı devletlere silah sanayisi yoluyla transferi mümkün olmaktadır.

Batının yaşadığı büyük ekonomik krizden çıkış için kaynağa ihtiyacı vardır. Bu kaynağın temininin en kolay yollarından biride devasa silah
sanayisinin satışlarını artırmasından geçmektedir. Dünya en büyük ekonomik krizlerden birini yaşamasına rağmen, Batı son iki yıldır bölgeye ciddi miktarda silah satışı yapmayı başarmıştır. (Silah satışlarıyla ilgili önceki haber analiz yazılarımız: “Krizin teğet geçtiği sektör: Silah sanayi”, “Silah, petrol ve ABD”, “Ortadoğu’yu silahlandırma planın bir parçası mıydı?”, “Ekonomi için; Yaşasın savaş! -I-“, “Ekonomi için; Yaşasın savaş! -II-“)

İran’ın nükleer faaliyetlerinin ABD’yi rahatsız ettiği bir gerçek. Ancak kanımızca bu son olayda ABD’nin rahatsız olduğu ve hiç konuşulmayan başka bir gerçek daha var. O gerçekte; İran petrolünün yüzde 70’den fazlasını Euro bazında satıyor olmasıdır. OPEC’in ikinci büyüğü İran’dan petrol almak isteyenler ABD doları değil, Euro rezervi tutmak zorundadır. İşte bu başka rezerv işi de ABD’yi ciddi anlamda rahatsız etmektedir.

Bu denklemde İran’dan 217 bin varil petrol ithal eden Türkiye’nin durumuna gelince; oldukça aşikârdır ki, yüksek enerji faturası ödeyen ve petrol fiyatlarındaki en ufak yükselişi cari açık riskiyle hisseden Türkiye ekonomisi bu ambargodan olumsuz etkilenecektir.

———————————-
Fevzi Öztürk
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI