İnsanlığın katledildiği yer: ‘Hocalı’

0
109

1992 yılında, 25 Şubat’ı 26 Şubat’a bağlayan gece Ermeni kuvvetlerinin Hocalı kasabasında yaptığı katliamda eşleri, kardeşleri çatışırken çocuklarını ve yeğenlerini alıp kaçan üç kadın ne zaman bir araya gelseler, her gün, her dakika o günü konuştuklarını, unutamadıklarını, sohbetlerinde dönüp dolaşıp bu konuya geldiklerini ve yeniden yaşadıklarını anlattı.

23 yıl önce yaşanan Hocalı katliamında, eli silah tutan erkekler savaşırken kadınlar ve çocuklar, kuşatılmış şehirden tek çıkış yolu olan Ağdam’a kaçmaya çalışıyordu. Yolda türlü işkencelere maruz kaldı, çocukları ve aileleri gözlerinin önünde öldürüldü. O gün Ağdam’a ulaşmayı başaranlardan bir kısmı şimdi Bakü’de. Ancak yeni bir hayat kurmak yerine hâlâ o gün kaybolan yakınlarını bekliyorlar.

48 yaşındaki Reyhan Sefiyova, 23 yıldır ne zaman bir araya gelseler, her gün, her dakika o günü konuştuklarını, unutamadıklarını, sohbetlerinde dönüp dolaşıp bu konuya geldiklerini ve yeniden yaşadıklarını anlatıyor:

“Bir saniyeye bir ömür sığdırmak gibi… O dehşet tasavvur edilemez. Filmlerini yapıyorlar şimdi, ama en iyisini yapsalar bile yaşadıklarımızın yanında zerresi kadar kalıyor.”

‘Bir gün kaçacağımızı biliyorduk, ama bu kadar dehşetlisini beklemiyorduk’

Ağlayarak, duraklayarak anlatıyor Sofiyova. Bu halini fotoğraflamamızı istemiyor:

“Ben daha bekârdım, iki kardeşim evliydi, altı çocuk vardı evimizde. Biz böyle bir kaçışın başımıza geleceğini zaten bekliyorduk, bir gün Hocalı’yı terk etmek zorunda kalacağımızı biliyorduk. Ama bu kadar dehşetli bir vaziyette olmasını beklemiyorduk. Sanki karşımızdakiler insanlık dışı bir varlık gibiydi. En kötü ihtimalle bir gülle atarlar, ölürüz diyorduk, savaştı nihayetinde. Çocukları, kadınları böylesine vahşice katletmelerini beklemiyorduk. Ne tesadüf ki akşama doğru Ermeniler gelirken tabiat da düşmanımıza yardım etti. Bir kar başladı. Biz kaçarken bütün yerler kar olmuştu. Ormana girdiğimizde yolumuzu şaşırdık. Karanlık, yerde iz yok. Her tarafta ağlaşma, herkes yakınını bulmaya çalışıyor. Ermeniler biliyordu ki tek bir yol var, ormandan çıkınca asıl o yolda aileleri toplu olarak öldürdüler. Oradan başka tarafa kaçanlar da yolunu şaşırıp donarak öldü.

Ancak sabah hava açılınca gördük kim ölmüş kim kalmış, yanımızda kim var kim yok… Sanki kimse yok… Sonra bir bir kardeşlerimin çocukları geldi. Kardeşlerim nerede bilmiyordum. O gün annemin de orada öldüğünü hiç bilmiyordum. Göremedim, kaybettim sandım. Çok sonra Ağdam’da gören birini buldum. Kardeşimle kaçarken birbirlerini kaybetmişler, bir tepeliğe gidip ona seslenmiş annem, sesini işittikleri gibi hemen vurmuşlar.”

 

Ağdam’a ulaştığında sadece kardeşlerinin çocukları vardı yanında. En küçük olanı, bir yaşındaki Servan ölmüştü. Beş yeğeniyle hayata tutundu:

 

“Servan doğduğunda kar yağıyordu. Karla da gitti… Ben o beş çocuğu kurtardım, büyüttüm diyemem. Onlar da beni kurtardı. Onların varlığı da beni büyüttü, bir teselli oldu. Kardeşlerimin, eşlerinin cesetlerini 20 gün sonra alabildik. Cesetlerin getirilmesinde yabancı gazeteciler çok yardımcı oldu. Ama alınamayanlar da var, uzakta kalanlara ulaşamadılar.”

 

‘O GECE YERE GÖĞE SIĞMAYAN BİR İŞTİ’

Kuzeni Ulduz Batiyarova, Hocalı katliamında yaşları bir, beş ve altı olan üç çocuğunu korumaya çalışırken, beş kardeşini, annesini ve babasını kaybetti. Hocalı’nın her gün ateş altında kaldığını, 25 Şubat gecesi de hiçbir erkeğin toprağını bırakıp gitmek istemediğini anlatıyor:

“Büyük kardeşlerim Zahit ve Zahir nöbetteydi. Ben çocuklarla annemdeydim. Yemeğe oturmuşken ‘yemeği bırakın, Ermeniler şehre girdi’ diye eve gelip haber verdiler. Dört bir tarafta tanklar, çocukları mı kaçırayım, annemi mi alayım, kendim mi kaçayım bilemiyorsun, çok çetin bir vaziyetti. Gargar Çayı’na vardığımızda Zahit, tek tek çocukları ve kadınları sırtında taşıyarak karşı tarafa geçirdi. Sonra savaşmaya döndü. Annem yalvardı bizimle gelsin diye ama gelmedi. Bir daha göremedik onu… Ormandan geçerken annemle babamın ayakları soğuktan şişti, yürüyemediler kaldılar orada. Ben çocuklarımı alıp devam etmek zorunda kaldım. Ermeni tuttuğunu öldürüp yüzünü soyuyordu, gözünü çıkarıyordu. Çocuklarımı alıp hızla kaçtım. Çünkü yakaladıkları kızların başına neler… 75 yaşındaki ninemin kafasını soydular. O gece dehşet bir hadiseydi, yere göğe sığmayan bir işti. Sohbet ile baştan sona anlatmam mümkün değil. Canlı şahit olmazsan inanamazsın neler olduğuna, Ağzımı açıp da diyemediğim şeyler…”

ŞEHİT DESTEĞİNİ KABUL ETMEDİLER

Ulduz’un kardeşi Cemile de o gece kaçmayı başaranlardan. Cemile ağlamaktan konuşamıyor. Kardeşinin donmuş ayaklarına yapışan çorapları bıçakla ayırdığını zorlukla anlatıyor. Bir de esir düşen dayıları Erhan’ın savaşırken esir alındığını söyleyip, yaşıyor umuduyla bir çağrı yapıyor:

“Dayım dedi ki ‘Ermeniler sizi esir alırsa sizi de vururum sonra kendimi de vururum.’ En büyük silah ondaydı, onu taşıyabilecek cüssede bir o vardı çünkü. Esir alındı. Biz sonra yıllar boyu dayım yokmuş gibi davrandık. Ondan bahsederken biri kim olduğunu, önemli bir savaşçı olduğunu anlar da Ermenilere duyurur, esirlikte öldürürler onu diye korktuk. 20 yıl sonra başladık onu anmaya, düşündük ki bunca yıl haber yoksa ya kaçmıştır ya da öldürülmüştür. Yaşıyorsa ve adını değiştirmediyse belki bu haberi okuyup gelip bizi bulur…”

İNSANLIĞIN KATLEDİLDİĞİ YER: 'HOCALI'

Yaşanan sadece insanların katledilmesi değildi. Cesetler üzerinde yapılan incelemelerde bir çoğunun yakılmış olduğu, gözlerinin oyulduğu tespit edildi. Hamile kadınlar ve çocukların da bu vahşete maruz kaldığı belirlendi. Bundan 23 yıl önce Azerbaycan'nın Dağlık Karabağ bölgesindeki Hocalı kasabasında Ermeni kuvvetleri yüzlerce Türkü katletti. 336. Sovyet Mekanize Alayının da desteği ile Hocalı kasabasına giren Ermeniler kadın, çocuk, erkek ayrımı yapmadan işkenceye varan yöntemlerle eşine az rastlanır bir soykırım gerçekleştirdiler.

BATI YİNE SESSİZDİ

Hocalı'da yaşanan bu soykırıma Birleşmiş Milletler ve Batılı devletler ciddi bir tepki göstermediler. Batılı ülkelerin bu tutumu ve Rus desteğiyle Ermeni kuvvetleri kısa bir süre içerisinde Dağlık Karabağ bölgesini ve bir kısım Azerbaycan topraklarını işgal etti. Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki bu savaş 1994 yılına kadar devam etti. 1994 yılında iki taraf arasında ateşkes sağlandı. Ancak ateşkesin ardından başlayan barış görüşmelerinde herhangi bir sonuca ulaşılamadı.