İnsanlığa karşı bir tebliğname – (Kürşat Bumin)

0
196

Madımak otelinin önünde otelin ateşe verilmesini (sırasında tekbir getirerek) destekleyen, yükselen duman ve alevlere tezahürat yapan binlerce insanı hatırlayın? Oteldekiler tabii ki yeni TCK7nın 77. maddesinde (İnsanlığa karşı suçlar

2 Temmuz 1993`te Madımak Oteli`ni ateşe vermekten yargılanan sanıklarla ilgili yargılanma sürecinin safahatını biliyorsunuz.

Bu sürecin son safhasının sanıklardan beşinin dosyasının `zaman aşımı`, ikisinin ise ölüm nedeniyle düştüğüne de hatırlıyorsunuzdur. Bu çerçevede son gelişme üzerine müdahil avukatlarının söz konusu suçların halihazır Ceza Kanunu`nun `İnsanlığa karşı suçlar` başlıklı 77. Maddesine girdiği ve bu suçlardan dolayı aynı maddenin 4. fıkrasına göre `zamanaşımı`nın işlemeyeceğini iddiasıyla kararı temyiz ettikleri bilgisini de ekleyelim.

Yani nihayet (`nihayet` diyorum, çünkü 1993`te gerçekleştirilen bir katliamın 20. yılını idrak etmesine az bir zaman kalmıştı) `top` artık Yargıtay`daydı. İlgili daireden önce de tabii ki Yargıtay Başsavcılığı`nda.

Yargıtay Başsavcılığı denilince, bugün bu makamı işgal eden zat hakkında benim olumsuz bir yargım olduğunu itiraf etmeliyim. Çünkü bu eski Yargıtay yargıcı da Hrant`ın önlerine gelen dosyasında unutamadığımız arkadaşımızın kaleme aldığı satırlarda `Türklüğe hakaret` suçunu keşfedebilenlerdendi. (`Öyle söyleniyor` diyelim de memnuniyet uyandıracak muhtemel bir yalanlamaya şimdiden fırsat tanıyalım.) Nasıl bir akıl yürütme, hangi hukuk nosyonu ile diyerek kendinize eziyet etmeyin, çünkü ne kadar gayret sarf etseniz de bu sorulara bir cevap bulabilmeniz imkansızdır. Verilebilecek tek cevap `Öyle işte!..`den başkası değildir.

Yargıtay Başsavcılığı`nın tebliğnamesinde `dosya kapsamına göre iddiaya konu olan eylemlerin siyasal, felsefi, ırkî veya dini saiklerle, toplumun bir kesimine karşı bir plan doğrultusunda ve sistemli olarak işlenmediği` ifade edilerek beş sanığa ait atılı eylemlerin suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı TCK`nın 146/3, karar tarihinde yürürlükte olan 5237 sayılı TCK`nın 309/1 maddesi kapsamına girdiği belirtiliyormuş.

Ve sonuç: `Mahkemece eylemin insanlık suçu kapsamında değil, terör suçu kapsamında değerlendirilmesi doğru bulunmakta, bu konuya ilişkin katılanlar vekillerinin talepleri yerinde görülmemiştir.`

Tebliğnamenin sorgulanmasına geçmeden, sözü edilen TCK 765 ve TCK 5237`nin atıf yapılan maddelerini hatırlayalım isterseniz:

`Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye Kanunu`nun tamamı veya bir kısmını tağyir ve tedbil veya ilgiya ve bu kanun ile teşekkül etmiş Türkiye Büyük Millet Meclisi`ni iskata veya vazifesini yapmaktan mene cebren teşebbüs suçuna feri iştirak` (765/46)

`Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar.` (5237- 309/1)

37 kişinin sığındığı Madımak Oteli`nin alay-ı vala ile ateşe verilmesini olayın yaşandığı günden itibaren bir `anayasayı ihlal` suçu olarak değerlendirmedim. Çünkü 37 kişinin hayatına mal olan bu eylem ne eski TCK`da söylendiği gibi `Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Kanunu` ve TBMM`yi ne de yeni TCK`da söylendiği gibi `Türkiye Cumhuriyeti Anayasası`nı `tağgir, tebdil, ilga` ile ilişkiliydi. Bunun böyle olduğunu eylemin ulaştığı sonuca bakınca da açıkça görüyoruz: Otelin ateşe verilmesi sonucu yukarıda sıralananların (anayasa, TBMM) ortadan kalktığına-öldüğüne ilişkin bir belirti var mı ortada?

Demek ki, anayasa idi, TBMM idi, terördü derken Madımak davasında unutulan husus, apaçık bir insanlığa karşı suçtur. (Tebliğnamede söylendiği gibi `insanlık suçu` değil tabii ki; söz konusu suçtan bu şekilde söz etmek gecikmeksizin `insanlık hali` gibi münasebetsiz çağrışımlara neden oluyor.)

Madımak otelinin önünde otelin ateşe verilmesini (sırasında tekbir getirerek) destekleyen, yükselen duman ve alevlere tezahürat yapan binlerce insanı hatırlayın? Oteldekiler tabii ki yeni TCK7nın 77. maddesinde (İnsanlığa karşı suçlar) sıralandığı gibi `siyasal, felsefi, irkî veya dinî saiklerle` ve `bir plan doğrultusunda` yakılarak ortadan kaldırılmak istenmiştir. Bu eylemin anayasanın tağyir, tebdil ve ilgasıyla ne ilişkisi var?

Demek ki ceza kanunlarımızın ?en azından 5237 sayılı kanunun yürürlüğe girmesine kadar- bir ceza zihnini meşgul eden tek suçun, yaralanması, yanması, boğulması, ölmesi mümkün olmayan bir takım zatiyetleri korumakmış? Madem ki insanlar zaten ölümlü varlıklardır, `siyasal, felsefi, ırkî ve dini` saiklerle `toplumun bir kesimi`nin yanıp kül olmasını o kadar da abartmamak gerekir. Yeter ki `anayasa`, `TBMM` ve de tabii üst çatı zatiyet olarak `devlet`e bir zarar gelmesin!

Tebliğnamede `Bir insanlık suçu olduğu apaçık olan Sivas katliamının sanıklarını kanunlar gereği suçu işledikleri dönemde yürürlükte olan ceza kanununa göre cezalandırmak gerekir` gibi bir ifade kullansa idi, atıf yapılan ilkeye hürmeten `Ne yapalım elleri mecbur` diyenlerimiz olabilirdi. Ama Başsavcılık`ın şu yorumu bu anlayış çerçevesine sığmıyor doğrusu: `Mahkemece eylemin insanlık suçu değil, terör suçu kapsamında değerlendirilmesi doğru bulunmakta?`

Pekiyi Başsavcılık suçun adını anarak yukarıda söylediğim tarzda bir tebliğname kaleme alsa idi çok mu şey değişirdi? Tabii ki, hem de çoook? Böylece toplum olarak öğrenirdik ki, Sivas katliamı `za
manaşımı`nın işlemediği insanlığa karşı bir suçtur ve bundan böyle benzer eylemlerin karşısında bulacağı ceza kanunu maddesi 77. maddedir.

Özetleyelim: İnsanlığa karşı bir tebliğnamedir bu?

 Yenişafak

———————————-
Kürşat Bumin
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI