‘İnsanları Ayakta Tutan Aidiyetleridir’

0
113

“Doğu ve Batı Arasında Uluslararası İnsani Eylem Konferansı”nda konuşan Anadolu Platformu Başkanı Turgay Aldemir; “Bir insan ülkesinden ayrıldığı için göçmen olmaz. Kültürel ve tarihsel aidiyetinden koptuğu zaman göçmen, yani yersiz-yurtsuz olur” dedi.

Türkiye’den birçok yardım kuruluşunun katıldığı ve aralarında Anadolu Platformu’nun da bulunduğu “Doğu ve Batı Arasında Uluslararası İnsani Eylem Konferansı” 26-27 Mart’ta Katar’ın başkenti Doha’da yapıldı.

Ülkedeki “Hayır Bayramı” (Eid Charity) Derneği tarafından düzenlenen ve iki gün süren konferansa, Anadolu Platformu, İyilikder, Mimberşam Derneği, Türk Kızılayı, Türkiye Diyanet Vakfı, İslam Dünyası STK’ları Birliği (İDSB), İHH İnsani Yardım Vakfı, Yeryüzü Doktorları gibi STK’ların da aralarında bulunduğu yurt içi ve yurt dışından 56 kurum katıldı.

Konferansın açılışını, Türkiye’nin Doha Büyükelçisi Fikret Özer, Katar Dışişleri Bakanlığından Uluslararası İşbirliği Müdürü Tarık el-Ensari ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Hişam Yusuf gerçekleştirdi.

Konferans kapsamında gerçekleştirilen 7 oturumda, uzman isimlerin hayır faaliyetleri, insani projelerin finanse edilmesi, saha çalışmalarında ortaklık sağlanması ve işbirliğinin artırılması, insani yardım çalışmalarında Türkiye’nin rolü, Türkiye-Körfez ülkeleri arasındaki ilişki ve bu ilişkinin insani çalışmalara yansıması gibi konular ele alındı.

“Doğu ve Batı Arasında Uluslararası İnsani Eylem Konferansı”na Anadolu Platformu Başkanı Turgay Aldemir, İyilikder Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Bahar ve Mimberşam Derneği Başkanı Cemal Mustafa da katıldı. Anadolu Platformu Başkanı Turgay Aldemir konferansta bir de sunum gerçekleştirdi.

“Göçmenler Anlaşılmadan, Açıklanmaya Çalışılıyor”

Sıcak bölgelerdeki insan yardım konularına değinen Aldemir özetle şunları dile getirdi:

-Yeni nesillere krizin/sorunun çıkış nedenlerini ve çözüm yollarını anlatmalıyız.

-Krizleri anlayıp çözecek insan kaynağı oluşturmalıyız.

-Oluşan krizlere temel, ayni ve nakdi (gıda, sağlık, barınma) yardım yapmak gerekir.

-Çözüm için mağduriyetin taraflarını çözüm sürecine katmak/ortak etmek gerekir.

-Bir insana yapılacak en önemli iyilik o kişiyi kültürüyle beraber desteklemek, onu asimile etmemektir.

-Göçmenlerin göç yolunda yozlaşmasına, başkalaşmasına engel olmak gerekir.

-Gerçek zulüm bir kişiyi zihnen, fikren ve inanç olarak yok sayıp ötekileştirmektir. Kültürleri korumak ve yaşatmak gerekir.

-Yaşanan krizlere ve sorunlara yaklaşım bizim kimliğimizi belirler.

-Bir insan ülkesinden ayrıldığı için göçmen olmaz. Kültürel ve tarihsel aidiyetinden koptuğu zaman göçmen, yani yersiz-yurtsuz olur.

-İnsanları ayakta tutan aidiyetleridir. Bu aidiyetleri ayrımcılık ve grupçuluktan öte bir zihniyetle korumamız gerekir.

-Batı’nın hem siyasal hem de felsefi düzlemde en ince ayrıntılarına kadar anlattığı “öteki” meselesinde teoriyle hiç alakası olmayan pratikler nasıl açıklanabilir? Sizin bu teorinize ne oldu? Kültürel vicdan nerede?

-Göçmenler anlaşılmadan, açıklanmaya çalışılıyor. Bunun en açık örneği sosyolojik analizden ziyade politikanın gölgesinde/kıskacında yapılıyor olmasıdır. Muhacirler bir tehdit olarak ele alınıyor. Hâlbuki bir imkân ve dünya olarak ele alınması gerekiyor.

-İnsani yardım konusunda ciddi bir işbirliği ve iş bölümüne ihtiyaç var.

-Hedefimiz, hayallerimiz toparlanmamızı hızlandırır.

-Yıkılan Halep’i, Şam’ı yeniden yaparız. Ancak yok edilen hayatları, daralan akıl ve vicdanları açmak zor.

-Sivil toplum olarak bir vicdanımız olduğunu tüm dünyaya gösterdik. Şimdi bir aklımızın, bir tedbirimizin ve bir hayalimizin olduğunu, bir hayat tasavvurumuzun olduğunu gösterme vaktidir. Bu çalışmalarda bunu göstereceğiz inşallah.

-Her şey bittiğinde hatırlayacağımız şey düşmanlarımızın sözleri değil, dostlarımızın sessizliği olacaktır.

-Bizim teklifimiz; Sivil toplum, sivil ruhun bir gereği olarak konukseverliği benimsemeli ve örgütlenmeli. Halklar; gerçek bir özne olması nedeniyle hayırsever yaklaşımı benimsemeli ve büyümeli. Devlet/devletler ve uluslararası sistem ise hukuki normlar içinde haksever bir yaklaşımı benimsemeli ve büyütmelidir. Böyle bir yaklaşım stratejisi konukseverliğin gelişmesini, hayırseverliğin sürdürülebilmesini ve hakseverliğin yaptırım gücüne ulaşmasını sağlayacaktır.