İnsanlar Ölüyor, İnsanlık Ölmesin!

0
98

Osmaniye ve Suriye Halkı Dayanışma Platformu Cuma günü “Suriye Kardeşlik Gecesi” programı düzenledi.

Osmaniye ve Suriye Halkı Dayanışma Platformu tarafından 18 Ocak 2013 Cuma günü Ahmet Şekip Ersoy Kültür Merkezi’nde “Suriye Kardeşlik Gecesi” programı düzenlendi. Programa, İHH Dış İlişkiler Koordinatörü Vahdettin Kaygan ve Araştırmacı-Yazar Ramazan Kayan konuşmacı olarak katıldı.

Sunuculuğunu Hasan Boran’ın yaptığı program, Kur’anı Kerim okunmasıyla başladı. Çok sayıda davetlinin katıldığı programın açılış konuşmasını Osmaniye ve Suriye Halkı Dayanışma Platformu Dönem Başkanı Süleyman Dağ yaptı. Dağ, “ Zulüm ebedi değildir. Tüm zamanların Firavun ve Nemrutlarının kurdukları düzenler yok olmuştur. Suriyeli kardeşlerimizin kıyamı da inşallah hürriyetle son bulacaktır. Zafer yakındır. Zulümden kaçan kardeşlerimizin bir kısmı ülkemize, ilimize geldiler. Misafirlerimiz oldular. Şimdi kardeşlik zamanı, ensar olma zamanı… Muhacirlerimize sahip çıkma zamanı dedik. Medine’deki kardeşlik hukukunu hayat geçirdik. Kirada oturan Suriyelilerle kardeş olduk. Paylaştık… Bizler Osmaniye halkı olarak Kardeş Aile edinme Projesini daha da yaygınlaştırmalıyız” dedi.

Suriye’den programa katılan Fetih Tugayı komutanı, Ebubekir Hilal Suriye’deki savaşın acımasızlığına dikkat çekerek insani yardımlar için Türkiye halkına teşekkür etti ve dua beklediklerini ifade etti.

Osmaniye’de çadır kentte kalan mühendis Hasan Musulli ise Osmaniye halkına şükranlarını sunduğunu belirtti.

İHH Dış İlişkiler Koordinatörü Kaygan ‘Suriye’deki İnsani Durum konulu konuşmasında; “ Suriyeli kardeşlerimiz çok zor bir durumda. Binlerce insan kayıp, Yüz binlercesi mülteci durumda. Esed kendi halkına Firavun zulmü uyguluyor. Halk ekmeğe muhtaç durumda. Buna rağmen onurlarıyla zulme karşı mücadele ediyorlar.” dedi.

Araştırmacı-Yazar Ramazan Kayan ‘Kardeşlik Çağrısı konulu konuşmasında şunları vurguladı “Yeryüzünün hangi coğrafyasında akan bir kan varsa Ümmeti Muhammed’in kanı… Yıkılan haneler, yıkılan yurtlar, dağılan yuvalar, boğazlanan yavrular… Hepsi ama hepsinin kimliği İslam! Ağlayan analar bizim analarımız… Dinmeyen gözyaşları da bize ait… Bedel ödeyen biz… Çilesi bitmeyen biz… Yüzü gülmeyen biz!
Şimdi düşünüyorum; kan kaybına maruz kalan Suriyeli yaralı kardeşlerimizin yaralarına dökülen kızgın yağlar bizim yüreğimizi yakmıyorsa, önce insanlığımızı sonrada Müslümanlığımızı gözden geçirmemiz gerekmiyor mu? Suriye şunu öğretti bize, dik duranların karşısında diktatörler tutunamıyor. Peki şimdi bize düşen görev nedir? Can veren kardeşlerimizin çetelesini tutmak, envanterini çıkarmak mıdır? Matem tutmak mıdır? Ağıt yakmak mıdır? Yorum yapmak mıdır? Komplo teorileriyle siyasi kehanette bulunmak mıdır? Hayır, bize düşen; bütün yeryüzü Müslümanlarının ve mustazaflarının sırtını dayayabileceği Kardeşlik duvarı inşa etmeliyiz. Bu duvarın harcı şu dört damladan oluşmalı: âlimin mürekkebi, şehidlerin kanı, cehdedenlerin alın teri, muttakilerin duası ve gözyaşı damlası”

Program, dua ile son buldu.