İnsanın Olgunlaşma Boyutu: İhsan

0
92

Kayseri İlim Hikmet Vakfı’nda düzenlenen Düşünce Akademisi’nde Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Şahin Güven “İhsan” Konusunu anlattı.

Farzların ötesine geçmektir; İhsan

 Şahin, konuşmasına farz namazlarımızı kılarken üzerimize düşen vazifeyi yapmış olduğumuzu söylerken, “Ancak neden nafile ibadetler yaparız? Neden mesela sünnet namazlar kılarız? Neden nafile oruçlar tutarız? Neden zekâtımızın haricinde sadakalar veririz? Neden görevimizin üstünde bir takım şeyler yaparız?” sorularını dinleyicilere yönelttikten sonra şu cevabı verdi; “tabii ki ihsan duygusundan dolayı.” Şahin ardından Hz. Ali’nin şu ifadesi hatırlatarak; ‘İnsanlar işlerini ihsanla yapmalarına göre değer kazanır’ sözlerine şu şekilde devam etti; “Herkes aynı şeyi yapıyor olabilir. Ama içlerinden birisi onu en güzel şekliyle yapıyorsa o öbürlerinden daha fazla değer kazanır demektir. Diyelim ki herkes öğrenciliğini yerine getiriyor. Ama o öğrencilerden bir kısmı var ki okul derslerini yapmakla yetinmiyor. Onun da haricinde kitaplar okuyor, çalışıyor. Böylece ihsan boyutuna geçiyor. Asıl orada değerler silsilesi ortaya çıkmış oluyor. İnsana değerini veren onun ilerisindeki bir şeydir. Farzlarımızı yapmak zaten bizim insani borcumuzdur. Onun ötesine geçmek ihsan boyutuna giriyor.” Kur’an’da yaklaşık 70 küsur yerde ihsan kavramının geçtiğini kaydeden Şahin, irfan ehli insanların kavramı yapılması gerekenin ötesine geçmek ve bunu severek-isteyerek yapmak şeklinde anladığını söylerken kelamcıların ise ihsan kavramını Allah’ın ihsanı ve Allah’ın Muhsin olması ne demektir? Sorusundan hareketle açıkladıklarını belirterek; “Burada ihsanı lütuf olarak isimlendiriyorlar. Lütuf Alla’ın lütfu keremiyle ben buraya geldim diyoruz. Lütuf Allah’ı Teâlâ’nın bizim herhangi bir yaptığımız şeye karşılık değil, bizden herhangi bir şey beklemeksizin bize yapmış olduğu ihsan ve ikrama verilen aftır lütuf. Hatta bu bağlamda mutezile ile ehlisünnet arasında şöyle bir tartışma vardır. Allah’u Teâlâ insanlara adaleti gereği mi ikramda bulunur, rızık verir ve ihsanda bulunur. Yoksa lütfu gereği mi? Mutezilenin en önemli temel prensiplerinden birisi adalet olduğu için Allah vermek durumundaydı, adaleti gereği verir der. Ehlisünnet ise bunu bir gereklilik bir zorunluluk gereği biraz sıkıntısını görmüş olacaklar ki doğrusu da budur. Allah’u Teâlâ’ya bir şeyi vacip kılma diye bir şey söz konusu olamaz. O bunu lütfu ve keremiyle verir demişlerdir. Allah’ın ihsanı lüftu ve keremidir demişlerdir” dedi.

İbadet, bütün eylemlerimizi kapsar

 Güven, Kavram üzerinde açıklamalarına devam ederken, Peygamberimiz (S.A.V) ve Cibril aleyhi selamın arasında geçen bir vakayı da örnek göstererek  şu ifadelere yer verdi; “İhsan kavramı başkasına iyilik yapma anlamında kullanıldığı gibi aslında yaptığı işi en iyi biçimde yapmak da ihsan boyutuna giriyor. Bu bizim açımızdan önemli bir husus. Bu konuda verebileceğimiz en önemli örnek Cibril hadisi şerifimizi değerlendirelim. Peygamberimiz bir gün ashabıyla otururken yanlarına hiç tanımağı bir insan gelir. Bazı rivayetlere göre peygamberimizin yanına gelir ve dizini peygamberin dizine değdirerek oturur. Yani öğrenci talebe ilişkisi tabiri caizse. Ve peygamberimize bir takım sorular sorar. Soruların ilki İslam nedir? İkincisi iman nedir? Üçüncüsü ise ihsan nedir? Birinci soruya peygamber efendimiz İslam‘ın 5 şartı diye nitelendirdiğimiz, namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek,  zekât vermek, kelim’i şahadet getirmek diye bir cevap verir. Ardından H.z. Cibril doğru söyledin der. İmanın şartları da aynı şekilde söylendikten sonra, yine onay gelir. İhsan sorusuna gelince peygamber efendimiz çok güzel bir cevap verir. İhsan, Allah ü Teala’ya ibadet etmendir; ‘Sanki sen onu görüyormuşçasına…’ Sen onu görmüyor olsan da, o seni görüyor.” Şahin, burada kastedilen ibadetlerin sadece farz ibadetler olmadığının altını çizerken; “Bütün hayatımızı ve bütün eylemlerimizi kapsayan şeyin adına ibadet diyoruz. Tabi bilinçli olursa, niyetine uygun olacak olursa ve Allah’ın arzu ettiği şekilde ve sisteme uygun olarak yaptığımız her eylem ibadete girer. İbadet farzlardan ibaret değildir. İnsanları ve cinleri yaratmamın tek bir gayesi var oda ibadettir. Bu nedenle yaşamımızda her şey ibadete girer. Namaz kılmak ibadet olduğu gibi çalışmak da bir ibadettir. Allah rızası için bir iş yapmakta, uyumak da bir ibadettir. Aynı zamanda tebessüm de bir ibadettir. İbadetin sınırını peygamberimizin şu hadisi şerifinden anlayabiliriz. Diyor ki ; ‘sizin eşlerinizde birlikte olmanızda bir ibadete girer. Sahabenin bir tanesi diyor ki ya Resulullah biz burada nefsimizi tatmin ediyoruz. Neresi ibadet bunun? Eğer siz onu helaliniz olan birisiyle nefsinizi tatmin etmeseydiniz de haram bir yola başvursaydınız zina etseydiniz, haram işlemiş olmayacak mıydınız? Haram işlenilen durumun dışına çıkmak helali yapmaktır. Helali yapmak ise sevabı gerektirir o da ibadettir. Onun için bizim hayırlı bir iş için yola çıkıp yürümemiz bir ibadettir. Okula gitmemiz bir ibadettir. Şuraya gelip ders dinlememiz bir ibadettir. Onun için Müslüman’ın 24 saati ibadetle geçebilir. Eğer uyanıkken bir Müslüman hayatını ibadet şuuruyla geçiriyorsa, uyuduğunda da onun uyuması ibadet olur. O daha iyi bir şekilde Allah a ibadet edebilmek için dinleniyordur. İhsan ibadetin en üst boyutudur. Yani ibadetlerimizi yaparken en iyi şekilde yapacağız. Yani bir şeyi yaparken en iyi şekilde yapacak olursak o zaman ihsan boyutunu yakalamış oluruz. Cibril hadisin de geçen Allah’ı sen görmesen de o seni görüyor. Öyle bir ibadet etki her an rabbimin gözetiminde gibi” dedi.

İyiliği yapana değil, yaptırana bak

Sürekli Allah tarafından murakabe altında olduğumuzu belirten Şahin, Münker ve Nekir Meleklerinden bahsederek şunları aktardı “Sağ ve sol meleklerinden bahsediliyor. Allah buyuruyor ki; ‘kulum bil ki somut bir şekilde sağında iyi amellerini yazan solunda da kötü amellerini yazan meleklerim var’. İhsan bir taraftan iyi olan şeyleri yapmak ikinci olarak da en iyi şekilde yapmaktır. Bir namazı en iyi şekliyle nasıl yapabilirim. Burada iki şey devreye giriyor. Bir tadili erkan, iki huşu. Bir namazı tadili erkana uygun olmadığı zaman dış görünüş açısından namaz iyi bir namaz olmuş olmuyor. Ama bu da yeterli değil. Kalbimiz de aynı şekilde o namazı kılıyor mu? Azalarımız la birlikte vücudumuzla birlikte. Eğer kılmıyorsa bir sorun var demektir. Aynı zamanda ihsanın bir başka boyutu da başkalarına iyilik yapmaktır. Nasıl Allah bize ihsan ve lütufta bulunduysa bizimde başkalarına iyilikte bulunmamız gerekiyor.” Bu nedenle ihsan kavramının takva ile ilişkisinin de olduğuna değinen Şahin; “Yani Allah’u Teala‘nın emirlerini emir olarak yerine getirmek, yasaklarından da o yasakladığı için kaçınmak. Böylece kendimizi sakınarak kendimizi cehennem azabından da korumuş oluruz. Böylece bir sorumluluk bilincine sahip olmuş oluruz. Emirlerini yapma, yasaklarından kaçınma sorumluluğu. Bu sorumluluğu yerine getiren her mümin muttakidir. Takva ulaşılamayacak bir erdem değildir. Her mümin ulaşabilir. Namazını kılan orucunu tutan her Müslüman muttaki insanlardır. Ancak bu takvanın ihsanla boyutu şurada devreye giriyor. Emir ve yasakların ilerisinde üzerimize vacip olmayan iyilikleri yapmaktır. Şöyle bir ifadede de bulunuluyor; ‘İhsan sana yapılan iyiliğe daha fazlasıyla karşılık vermektir. Sana yapılan kötülüğü de daha az bir kötülükle karşılık vermektir.’ Ancak ihsan boyutu affetme boyutudur. O yüzden Müslümanlar kendilerine yapılan kötülüğe iyilikle karşılık verseler aslında düşmanlarını kendi safına çekmiş olmanın başka bir yolunu bulmuş olurlar. Çünkü insanoğlu kendisine yapılan iyiliğin kulu ve kölesidir. İmam gazali bu ifadeyi açıklarken insanoğlu kendisine iyilik yapmayı çok sever. Kendisine iyilik yapana iyilik yapması, kendisine yapılan iyiliği sevmesinden dolayıdır. Ancak bu sevgiyi daha ileri boyuta dönüştürelim. Şöyle düşünelim diyor: sana iyilik yapana niçin iyilik yapıyorsun? Aslında sana o iyiliği Allah onun vasıtasıyla verdi. Dolayısıyla sen asıl ona değil, onu verdirene bak” dedi

İhsan boyutuna ulaşan sabırlı olur

Güven, İnsanların genelde kendilerine yapılan iyiliğe iki şekilde karşılık verdiklerini söyleyerek; “birincisi İyilikle karşılık verirler en azından teşekkür ederler. (insanların yaptığı iyiliğe teşekkür edemeyen Allah a şükredemez.) İkinci bir boyutu da sessizlikle karşılamak, küçümsemek veya yok saymak bu da iyiliğe ihtiyacı olduğu halde kendisini müstağni gören bir aklın davranışıdır. Karşımızdakine teşekkür edebilmeliyiz. Bu karşımızdakinin ne olduğunu değil bizim kim olduğumuzu ortaya koyar. Sana kötülük yapıldığı halde karşındakine iyilik yapabiliyorsan bunun tek nedeni vardır. Bu Allah’ın istemesiyle gerçekleşir. Şöyle düşünün sizin iyilikte yardımda bulunduğunuz biri sizin kızınıza iftirada bulunuyor. Yüreğiniz yanmaz mı? Hz. Ayşe annemize iftira eden münafıkların yanında bir takım Müslümanlarda vardı. Aralarında Hz. Ebubekir’in yardımda bulunduğu bir Müslüman da vardı. Bunun üzerine bir Hz. Ebubekir bir daha asla yardımda bulunmayacağım dedi. Bu sıradan bir insanın verebileceği bir tavırdı. Ama Hz. Ebubekir gibi birisine yakışmazdı. O yüzden ihsan boyutuna eren insanlar affedebilmeyi, bağışlamayı, fedakârlıkta bulunabilmeyi içselleştirmiş ve hayatının bir parçası haline getirebilmiş insanlardır. En geniş anlamıyla kötülüklerden sakınmak, iyilikte bulunmak bir insanın Muhsin olabilmesi için yeterlidir. Ancak kendinize toplumsal anlamda kötülük yapılıyorsa onun bile karşılığında mukabele edebilmek ihsanın zirvesine ulaştığını gösterir” ifadelerine yer verdi. Güven, İhsan’ın bir de ilim boyutu olduğunu açıklayarak; “Bir öğretmenin kendisine verilen ücretle sınırlarının içinde dersler vermesi adaletinin bir gereğidir. Yapmasa zaten zulüm işlemiş olur. Ancak bunun dışında kendisine vacip olmadığı halde kendi özel zamanından bir vakit ayırarak birilerine ilim okutup, öğrencileri yetiştirmesi ihsan boyutuna girer. Çünkü üzerine farz olmadığı halde bunu yerine getirirse, hele birde bu işi kimseye anlatmadan yapsa ihsan boyutuna ermiş olur. Aslında ihsan iki şekilde kendisini ele verir. Birincisi yaptığımız amellerde kendisini ortaya çıkarmış olur. İkincisi bu amellerin muhatapta bırakmış olduğu tesirdir. Eğer ihsan boyutuna ulaşarak bir amel işleyecek olursan öncelikle bu bizi imar eder. İki önemli faydası vardır. Birincisi ibadetlerimizi koruyucu bir yönü vardır. İkincisi içsel derinliğe içsel derinliğe dalabilmemiz için bu yolların kapılarını açar. Bu da insanı ihsan boyutuna ulaştıran bir yoldur. Mesela ihsan boyutuna ulaşan bir insan sabırlı olur. Sabretmesek biz karşımızdakine hemen karşılık verebiliriz. Meyvelerin nasıl olgunlaşma boyutu varsa insanlarında olgunlaşma boyutu vardır. Olgunlaşmış insan ancak ihsan boyutuna ermiştir” dedi.

Güven, Hz. Ali’nin ‘insanlar amellerindeki ihsan boyutuyla değer kazanırlar’ sözünü yine hatırlatarak şu ifadeleri aktardıktan sonra konuşmasına son verdi; “Onun için yapılan iş ihsan boyutuyla artı değer kazanır. Bu yüzden eğer Allah yapılan işi en iyi şekliyle yapılmasına yani işi ihsan üzerine yapılmasını seviyor ve istiyorsa bizlerde ona göre ihsan boyutuyla yapmak zorundayız.”

HABER/FOTOĞRAF: Bünyamin Gültekin