Ana Sayfa Kategoriler Faaliyetler/Etkinlik İnsana Karşı Değil, Şeytana Karşı Savaş

İnsana Karşı Değil, Şeytana Karşı Savaş

0
İnsana Karşı Değil, Şeytana Karşı Savaş

Her şeyin ABD ve İsrail’in planları dahilinde cereyan ettiğini düşünmek onlara “Kün, Feyekün- Ol der, oluverir” kudreti isnat etmektir.

‘Siyaset “biz” ve “onlar” dediğiniz an ortaya çıkar’

Prof. Dr. Yasin Aktay; “Her şeyin ABD ve İsrail’in planları dahilinde cereyan ettiğini düşünmek onlara “Kün, Feyekün- Ol der, oluverir” kudreti isnat etmektir. Bu yaklaşım kişiyi ABD mümini-inanmışı yapar”.

Yeni bir İslami siyaset yaklaşımı üzerine sözlerine İslam ve siyasetin ayrıştırılamayacak şeyler olduğunu belirterek başlayan Profesör Yasin Aktay, konuşmasında siyaset kavramını her yönü ile irdeledi. Siyasetin, hayatın içerisinde, insan hayatiyetine dair bir tutum takınmak olduğunu ifade eden Yasin Aktay, şunları söyledi;

“Siyaset bir yerde dünyayı değiştirmeye çalışmak, dünyaya müdahil olmaktır, dünyayı olduğu gibi kabullenmemek demektir. Hayvanlardan farklı olarak insan varoluşu itibariyle dünyayı değiştirir. Fiilen değiştirir, isim koyarak veya yorumlayarak değiştirir. Dünyaya müdahale etmeye başladığınız an, siyasetin içindesiniz. Bunu bir partinin içinde veya bir sivil toplum örgütünün içinde ya da bir grup içinde yaparsınız.”

Siyaset dünyanın kurulu düzenine müdahil olmaktır

Bir Müslümanın varoluşu itibariyle siyasallıktan ayrıştırılmasının mümkün olmadığının da altını çizen Aktay, “Bir Müslümanın siyasetten uzak kalması demek en temelde ‘La İlahe İllallah’ tan  vazgeçmesi demektir. Çünkü “La İlahe İllallah” dediğimiz an bir şeyleri reddediyorsunuz. Birilerini reddediyorsunuz, birilerine karşı çıkıyorsunuz, ve karşı çıktığınızın yerine Allah’ı koyuyorsunuz, daha doğrusu o reddettiğini kişi ve kuruluşların bulundukları yerde Allah’a ait olanı gasp etmiş olduğunu söylemiş oluyorsunuz.  Allah’tan başka ilah yok,  Allah’tan başka tapılacak kimse yok,  Allah’tan başka düstur alınacak bir varlık yok diyorsunuz. Bu ret ve kabul düzeyi kadar insanı siyasallaştıran başka bir ilkeyi zor bulursunuz. İslam’ın bu temel ilkesi eğer bizi bu düzeyde inşa ediyorsa, bir Müslümana nasıl siyasallıktan uzak bir varoluş tasarlanabilir?” dedi.

Yasin Aktay, yaşadığımız dünya ile ilgili sorunları iyi irdelememiz gerektiğine de dikkat çekerek, “Birileri insanları kendine kul ediyor, köle ediyor, boyun eğdiriyor. Hayatımızın içine kadar, hatta yatak odalarımızın, ruhumuzun içine kadar giriyor. Ve sizi, kendine kul, köle olmaya zorluyor. Bu şekilde tanrılaşmak isteyen haydutları onaylamış oluruz. La İlahe İllallah tüm bunlara karşı bir isyan duygusunu ortaya koymak, bir özgürleşme iradesi ortaya koymak demektir” şeklinde konuştu.

Peygamberler İslami siyaset modelinin çeşitliliğinin ifadesidir

İslam’a dayalı bir siyasal dil veya pratiğin tarihsel ve toplumsal bağlamlara bağlı olarak pekala çeşitlenebileceğini, farklılaşabileceğini Peygamberler tarihinden örnekler vererek anlatan Prof. Dr. Aktay, “Tarihe baktığımızda çok farklı siyasal mücadele modellerinin olduğunu görürüz. Hz. Peygamberimiz, bizim için siyasetin ideal bir modelidir. Ancak onun modeli Kur’an da kıssaları anlatılan tüm peygamberlerin siyasi pratiklerinden izler veya tecrübi dersler de içerir. Ancak Hz. Peygamberimizin siyasi modelini alıp olduğu gibi her yerde uygulamanız mümkün değildir.  Hz. Peygamberimizin Mekke’de uyguladığı bir siyasi modeli, alıp Medine’de uygularsanız istediğiniz sonucu alamazsınız. O nedenle siyasal pratik veya dil, tabii ki birbiriyle tezat oluşturmayacak şekilde, özde aynı hedefe dönük olarak, bölgelere göre de zamana ve bağlama göre değişir. Hz. Yusuf, Hz. Musa, Hz. İbrahim, Hz Yunus ve diğer bütün peygamberlerin mücadeleleri İslami siyasetin imkanlarını çeşitlendirir. Yani farklı toplumlarda, farklı siyasal modeller uygulanabilmiştir” diye konuştu.

Mesajın anlaşılması sorumluluğu mesajı iletene aittir

Kur’an-ı Kerim’in insanlık için bir yol haritası olduğunu da hatırlatan Aktay, Kur’an ayetlerinin ve surelerinin iniş sırasına göre değil hikmeti Allah’ın ilminde mahfuz  başka bir ölçüye göre sıralandığına dikkat çekti. “Bu sıralamanın gerçek anlamını tabii ki Allah bilir ama sanki nüzul sırasına göre sıralanmamasında Mekke ve Medine’de peygamber ve ashabına has bir tecrübenin bir daha aynı şekilde başka bir yerde yaşanamayacağına dair bir ilahi hikmet söz konusudur. Peygamberin hayatından bize mutlaka güzel bir örnek vardır o örnek Müslümanlara ışık tutar ama olduğu gibi kronolojisiyle, bağlamıyla kopyalanarak uygulanmaz.”

Kur’an’ın insan hayatına yön veren, ışık tutan bir yol haritası bir kılavuz, bir düstur olduğunu anlatan Aktay bu özelliklerinin basitçe anayasaya indirgenemeyeceğini de vurguladı. Kur’an belki tabiatı itibariyle somut bir toplum ve somut durumlar için insanlar arasında akdedilmiş bir sözleşme olan anayasaya indirgeneme ama o anayasaları yapan insanlara yol gösteriyor diye devam etti. Bu anlamda belli toplumların kendilerine özgü sorunları, tarihleri ve yolları olduğunu anlayan Müslümanların buna uygun bir dil ve söylem geliştirmesi gerektiğini anlatan Aktay, bu esnada ödünç kavramlar almaktan, başka diller veya kavramlar kullanmaktan dolayı bir komplekse girmemeleri gerektiğini söyledi.

Allah’ın mesajını, hangi dilden anlıyorlarsa, o dilden anlatmalıyız

 “Dinin bir mesajı var ve dil bu mesajın aracıdır. Amaç mesajınızı muhatabınıza ulaştırmaksa, onun gerçekten anlamasını gözetmek zorundasınız ve bunun en temel şartı muhatabınızın sizin konuştuğunuz dili bilmesidir. Özgün kavramlarımızı kullanmak veya kimseden ödünç kavram almamak yönünde zaman sergilenen şoven tutumun İslami bir tutum” olmadığını söyleyen Prof. Aktay, sözlerine, “mesajı olan biz isek ve mesajı iletmek gibi bir derdimiz varsa, muhatabımızın bizim dilimizi öğrenmesini bekleyemeyiz. Onun anlayacağı dile mesajı çevirme sorumluluğu bize aittir. Bu da bazen ödünç kavramlar almayı içeren bir pratik olabilir. Esasen Kur’an’da her topluluğun diliyle bir peygamber gönderildiğini söylerken farklı topluluklara hitap eden peygamberlerin dillerinin farklılaşabildiğini çok iyi anlatır. O zaman aşırı orijinal dilci olmanın bir anlamı yoktur. Dilin anlamı ve amacı anlaşmaktır. Biz Kur’an ile bize gönderilen Allah’ın mesajını, hangi dilden anlıyorlarsa, o dilden anlatmalıyız” diyerek devam etti.

Müslümanlık başkalarıyla var olmadır

Aktay, ayırt edici özelliklerinden biri olarak İslami siyasetin metafizik bir siyaset olmadığını anlattı. Ona göre,  metafizikte her şey sabittir, esnemez ve değişmez. Örneğin, ırkçılık, sınıf ayrımcılığı gibi kategoriler metafiziktir, çünkü siyasallığı o kategoriler üzerinden kuranlar için insanların konumları değişmez. Türk olan hiç bir zaman Kürt veya Bulgar veya Ermeni olmaz. Ermeni olan da hiç bir zaman Kürt veya Türk olmaz. O yüzden etnik milliyetçiliğe dayalı bir siyaset biz ve onlar kategorilerini, yani siyasetin bu en temel düzeyini hiç değişmeyen ve esnemeyen insan varlıkları üzerinden kurmak durumundadır. O yüzden bu tür kimlik siyasetlerinin kendileri dışındaki insanlara söyleyebilecekleri bir söz, vaat edecekleri bir şey yok. Siyaset “biz ve onlar” kategorilerinin hissine vardığımız anda ortaya çıkan bir varoluş düzeyidir. Herkes bu düzeyi göz önüne alarak kendisini kimlerle “biz” olarak düşündüğünü bir yoklayabilir. Müslümanlıkta birey olma ve kalma hakkı yoktur. Allah’ın huzuruna birey olarak bile çıkan Müslüman her gün defalarca “biz yalnız sana ibadet eder ve yanız senden yardım isteriz” diyerek kendimizi birilerinden “biz” olarak ayrıştırırız, böylece siyasallığın gerektirdiği en temel koşulu sağlamış oluruz. Müslümanlık başkalarıyla var olmadır.”

İnsana karşı değil, şeytana karşı savaşırız

İktidar olmanın keyfi sürülecek bir piyango, bir nimet değil, Allah’ın bize giydirdiği ateşten bir gömlek, bir imtihan olarak görülmesi gerektiğini ileri süren Aktay, İslami siyasete sadece muhalefetin yakıştırılıyor olduğuna bir tuhaflık olarak işaret etti. “İslam’ın veya Müslümanların tarihsel tecrübesinde hem yönetmek hem muhalefet etmek olmuştur. Hz. Yusuf, Musa, Hz. Peygamber hem muhalefet etmiş, yeri geldiğinde de yönetmiştir. O yüzden İslami siyaset sadece muhalefetten ibaret değil, ama iktidardaki haliyle adaletle hükmetmek, insanlara şefkat ve merhametle yaklaşmak en önemli özelliğidir” Esasen Türkiye’nin bugün Uluslararası iktidar yapısının yanı düzenin muhalefeti rolünü yerine getirdiğini kaydeden Aktay, “Türkiye bugünkü dünya sistemine muhaliftir. Biz tüm insanlara şefkat gösteren bir toplumuz. Bizim ebedi, asla değişmeyen düşmanımız yoktur. Belli eylemleri yapan, belli yanlışları yapanlara olan düşmanlığımız onların şahıslarına veya insanlığına değil, bizatihi eylemlerine karşı bir düşmanlıktır. Kategorik olarak biz her insanın değişebileceğine inanırız, dolayısıyla asli düşmanımız insanlar değil insanların yanlış eylemleridir” dedi.

Hedef insanları Allah ile buluşturmak

Müslümanlık zalimin zulmüne karşı olmaktır, diyen Aktay, Suriye’de yapılan katliamın arkasında başka güçler aranmasındaki çelişkiye de dikkat çekti. “Bu katliamı bugün için bizim desteklediğimiz insanların yaptığı düşünülüyorsa, bilinsin ki onlar yapmışsa Allah onları kahretsin, onlarla, onların yaptıkları yanlışlarla asla bir işimiz olma. Suriye’de insanlığın yerin dibine battığı katliamları Özgür Suriye Ordusu veya Suriye’de rejime karşı savaşan başka herhangi bir grup yapmışsa bu, onlarla yollarımızı ayırmamız için yeterli bir sebeptir. Kategorik olarak bizden olanlar yanlış yapamaz diyemeyiz. İnsan, eşrefi mahlukat ile esfeli safilin arasında gidip gelen bir varlık alanına sahiptir. Bizim insanlarla akdimiz eşrefi mahlukata yaraşır bir tutum içinde olmaları dolayısıyladır. Ancak daha olayı duyar duymaz bunu Esat yapmamış, oradaki muhalifler yapmıştır diyerek katil Esad’ı bir refleks olarak savunmaya geçenlerin almaları gereken çok dersler vardır. Hz. Peygamber kızı Fatıma’ya, Allah’tan kork, doğru ol, yoksa seni ben bile kurtaramam demiştir. Bu sözü kulağımıza küpe yapalım. Biz zalimin zulmüne karşıyız. Zulmeden bizim kardeşimiz ise, ona ancak bu zalimliğinden vazgeçirerek yardımcı olabiliriz, yanlışında ısrar edenle bir kardeşliğimiz de kalmaz. Nihai arzumuz insanları Allah ile buluşturmak, Allah’la aralarının iyi olmasını sağlamaktır zira insanlar ancak Allah’a kavuştuklarında, Allah’ı tanıdıklarında özgür olurlar.” ifadelerine yer verdi.

Kadercilik kara delik

Kaderciliği İslami siyasetin kara deliklerinden biri olarak nitelendiren ve bu kara deliğin İslami siyaseti yok ettiğini belirten Prof. Dr. Yasin Aktay, konuşmasını şu sözlerle tamamladı;

“Kaderim bu deyip boyun eğmeyiz. Başımıza gelenlerin ilahi bir takdirden veya tarihin veya sosyolojinin zorunlu deterministik sonuçlarından olduğunu kabul edip boyun eğersek o kara delikte kayboluruz.  Siyasetin, yani siyasal aklın veya etkinliğin diğer bir kara deliği ise komplo teorileridir. Dünyadaki olayları sürekli olağan şüpheli birilerinin bastığı bir düğme marifetiyle açıklamaya çalışmak insan iradesinin varlığını inkar eden siyasal-teolojik bir akıl. Her şeyin ABD ve İsrail’in planları dahilinde cereyan ettiğini düşünmek onlara “Kün, Feyekün- Ol der, oluverir” kudreti isnat etmektir.  Bu yaklaşım kişiyi ABD mümini-inanmışı yapar.

Zafer mutlak İslam’ın

Programa, Adeviye Meydanı’nda oğlunu şehit veren bir baba da katıldı. Mısır ordusunda emekli olan General Ebu Mervan Süleyman, ülkesinde yaşanan zulüm ve katliamları anlattı. 3 çocuğu bulunduğunu belirten Emekli General Süleyman, büyüğünün sırtından mermi yiyerek gazi olduğunu, ortanca oğlunun ise Adeviye Meydanı’nda şehit olduğunu belirterek, “Onun şahadet şerbetini izledim. Küçük kızım bana, ‘Baba müjdeler olsun, kıyamette bize şahitlik yapacak bir şehidimiz var’ dediğinde, Allah yolunda şehit vermenin şerefine nail oldum” diyerek,  Baharın  sönmediğini ve zaferin mutlak İslam’ın olacağını söyledi.

Fotoğraflarla Mısır

Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi ve Konya EKİM-DER Yönetim Kurulu Başkanı Salih Zeki Keş de, Ramazan ayının son 5 gününü geçirdiği Mısır’dan izlenimlerini fotoğraflarla paylaştı.