İnsan ve Medeniyet Krizi

0
111

Sakarya Mavera Eğitim Derneği yazar Ümit Aktaş’ı ağırladı. “İnsan ve Medeniyet Krizi” konulu söyleşide; İnsan kimdir? Arayışı nedir? Medeniyet açısından insanın örnekliği nedir? Krizden kurtulmanın yolları nelerdir? Bu sorulara cevap olacak şekilde gerçekleşti.

Ümit Aktaş “Mücadelemiz uzun vadeli ve süreklidir. İçinde bulunduğumuz kriz derin ve çıkışı zordur. Bizler emanet sahibi bilinci ile davranmalıyız. Günlük gelişmeler asli amacımızı unutturmamalıdır. Meydana gelen her aktüel olayda yaptığımız çalışmaları bir kenara atmamalıyız. Yoksa dünyaya bırakacak bir şeyimiz kalmaz.” diyerek sözlerine devam etti.

İslam dünyasındaki kriz Batı dünyasının performansı kaynaklanmadığını çünkü İbn-i Haldun’un mukaddimesinde, İslam dünyasının ciddi sorunlarla karşılaştığı yazmakta olduğunu belirten yazar İslam dünyası çöküşe doğru gittiğini, bundan kurtulmak için derin ve temelli bir yenileşme çözümü bulunması gerektiğini söyledi.

Söyleşiden satırbaşları;

Modernleşme ve Batılılaşma kavramlarını karıştırıp tek kavram olarak algılıyoruz.

Üstümüze modernleşme ve batılaşma problemi yüklendi. Ve bu ikisini karıştırıyor ve tek kavram haline getiriyoruz. Toplumun kendi çağıyla uyum içinde olmasıdır modernleşme. İçtihadi çalışmalar yenileşmeye örnektir.

Türkiye’de laiklik yoktur. Osmanlı döneminin modern halidir. O zamanki Şeyhülislamlık, bugünkü Diyanet işleridir. Yani Osmanlı’daki uygulamalar hala sürdürülmektedir.

Emperyalizmden kaynaklı sorunları yine emperyalizmle çözüyoruz…

Batı ve Doğu küresellerinin karşılaşması/çatışması demektir Suriye’de olanlar. Şii – Sünni çatışması olarak görülmemelidir. Aydınlar üzerinde batı düşüncesinin etkisi vardır. Ve kendi insanlarına Hümanizm söylemini etkinleştirdiler. İslam Hümanizm’i Batı’ya rekabet olarak çıkmıştır. “İnsan yeryüzünün halifesidir.” ayetini batıca okuma yapar İslam Hümanizm’i.

Bir medeniyet oluşturan tek şey: insani gelişmişliktir.

Medeniyet kavramına katılmıyorum. Çünkü amacımız İslam medeniyetini ortaya koymak/çıkarmak değildir. İnsan yetiştirme çabasıdır. Buda okuma ve bilinç kazanma ile olur. İbn-i Haldun, toplumun değişmesi bedevilerin yerleşik halkı yenmesine bağlıdır diyerek medeniyetin dış yıkıcılara bağlı olduğunu söylemiştir. Karl Marx ise, yıkıcı güç içerdedir demiştir.

Mekke’de iç yıkıcıya, Medine’de dış yıkıcıya bağlıdır. Peygamberimiz tekten başlayıp tüme ulaşmanın mücadelesini vermiştir. Bu bütüne gitmek için hem dış hem de iç yıkıcılar olmuştur. İbn-i Haldun bunu bilmesine rağmen, kendi mücadelesini doğrulamak için Peygamberin yaptığı bu mücadeleye istisnadır demiştir.

Peygamber medeniyet araçlarından yola çıkmadı, önce kendisinden (tekten) başladı. “Emri bil maruf, nehyi anil münker” ayetini sadece iyiliği emredip, kötülükten sakındırma olarak değil de aynı zaman da iyiliği yaşayıp, kötülükten uzak durma olarak da algılamalıyız. Bu algı iç yıkıcıdır ve farklı bir okumadır.

İslam kendiliğinden devrimci bir dindir.

Tekten tüme giderse İslam ancak devrimci olur. İç ya da dış güçlere bakmadan topluma tekten bakmaktır asıl olan. Önce kendimizde sonra halka halka çevremizden başlamalıyız. Yardımda da böyledir. Önce kendimize sonra yakınlarımıza ederiz yardım. Çünkü kendimiz adam değilsek bir işe yaramaz yaptıklarımız. Hep uzaktakilere yardım ederiz, mesela yanı başımızdaki Kürtlere etmeyiz. İşte bu mantıksal sistemimizi değiştirmeliyiz.

Her şeyden önce kendi nefsimizi sorgulamalıyız. Mazlumluk ve sömürülmeye müsait durumdan çıkmamız lazım ki zalim ve sömürücü kalksın ortadan. Yeryüzünde iman etmiş toplumdan daha güçlüsü yoktur. Mazlumluktan ve sömürülmekten kurtulmak için bu yeter. Mesela Yahudiler için çok güçlü derler, öyle olsalar özür dilemezler ve ya tazminat ödemezlerdi. Hamas ve Hizbullah’ı yenemedi, bunun sebebi onların imanlarının güçlü olmasıdır. Türkiye’den özür dilemesinin sebebi ise, kararlı olmamızdır.

Her şeyin temeli okumaktır…

Okumak bizi istediğimiz yere çıkarır. Kapitalizm’e dayarsak, ona çıkarız, imana dayarsak ona. İlk vahyi “oku” olan bir ümmetiz. Gerçi olaylara bakış açımız ümmetî bir bakış açısı değil. O kadar kırılgan bakıyoruz ki olaylara, bunun sebebi temel bilinç süzgecinden geçemememiz.   Krizler hem bunalımdır hem de topluma yaratıcı fırsatlar sunar. Mesela Kapitalizm krizle çökecek derler ama her krizden sonra daha çok güçlenir. Önemli olan krizi aşı haline getirmektir.

İslam dünyasında ‘ahlak’ konusunda çalışma yapılmıyor. Çünkü Müslümanlar, “biz zaten ahlaklıyız, ne gerek var.” diyor. Ama en büyük sorunumuz ahlaki zafiyettir. Bunun en belirgin örneğini siyasette görüyoruz. İnsanın fıtratına aittir ahlak. Özgürlük, etik bunlar insandan üreyen kavramlardır. Fıtrî değerlerimizi onarmazsak, temel olmaz ve türevlerle uğraşırız. Peygamberimizin devrimci bir toplum inşa ederken ki çabasını okumalıyız. Kendi nefsimizi değiştirdiğimiz zaman zaten toplumda değişir.

İslam dünyası önce fıkıh sonra hareket dedi ve geriledi. Hareket fıkhın önüne alınırsa okuma bir tavır haline gelir. Seyyid Kutub bunu fark etmiştir fakat oda Hümanist algısına kapılmıştır. Genel etkilenmenin dışında kalan hiçbir düşünürümüz yoktur. 500-600 yıllık krizi aşmak için yeniden okumalıyız ve sadece İslam dünyasını okumamalı, Batı’ya da bakmalı, yenileşme ile modernleşmeyi birlikte yürütmeliyiz. Yoksa hep bir tarafımız eksik kalır.”

Ümit Aktaş konuşmasına, Asr-ı saadeti ütopya haline getirmeden, peygamberimizi ve İslam tarihini okuyarak ama amacımızın gelecek ve geleceği inşa sorumluluğu olduğunu unutmadan yola devam edilmesi gerektiğini bütün bu krizi aşmak için tek yolun kendimizi yeniden sorgulamadan geçtiğine değinerek sözlerine son verdi.