İnadına Kardeşlik… – (Ömer Faruk Söyler)

0
136

Halife Hz. Ömer sabah namazını kılarken cemaat içerisinden biri tarafından zehirli hançerle yaralanmış ve üç gün sonra da şehit olmuştu.

Hz. Ömer ölümcül bir yara almış olmasına rağmen öncelikli olarak kendisine saldıran kişinin kim olduğunu merak ediyordu.

Cemaate kendisine saldıranın kim olduğunu sordu.

Hz. Ömer’e kendisini yaralayan kişinin Mugire bin Şu’be’nin kölesi Ebu Lü’lüe (bazı kaynaklarda Yahudi olduğu yazılı) olduğunu söylediler.

Hz. Ömer bu bilgi üzerine oldukça rahatlamış ve ‘’Allah’a şükürler olsun ki bir Müslüman tarafından vurulmadım’’ diyerek Müslüman bir kardeşi tarafından hançerlenmemiş olmasına şükretmişti.

Bir tarafta kendisini öldürmek için sırtından hançerleyen kişinin Müslüman bir kardeşi olmaması nedeniyle Allah’a şükreden Hz. Ömer, diğer tarafta ise son iki aydır Fethullah Gülen ve Cemaati tarafından Başbakana ve Hükümete karşı sergilenen tavırlar, yapılan beddualar, Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı olumlu deşiğimi sabote etme girişimleri.

Türkiye’deki diğer grup ve cemaatler ile ülkenin kahir ekseriyeti bu tartışmada Başbakanın ve Hükümetin yanında yer alırken, Fethullah Gülen Cemaatinin ne zaman aklı selimle hareket edeceği ve pişmanlık duyarak geri adım atacağı merak ediliyor.

Ancak her yeni gelişmede cemaatin kılıçlarını daha güçlü bir şekilde sallamaya çalıştığı ve kardeşlik ufkundan fersah fersah uzak olduğu görülmektedir.

Başbakanın cumartesi günü bir grup gazeteciyle Dolmabahçe’de yaptığı toplantıda gündeme gelen Fethullah Gülen mektubu konusuna cemaatin anında verdiği tepki ve sonrasında mektubun muhatabı ve içeriği ile ilgili ortaya çıkan gerçekler ‘’Kardeşlik mi, o da ne!’’ dedirtecek cinsten.

Fethullah Gülen’in Abdullah Gül’ü muhatap alarak yazdığı 22 Aralık tarihli mektupta hoşgörü ve uzlaşmacı bir üslup yerine dayatmacı bir üslup var. Kısaca özetlemek gerekirse; Başbakan pes etsin ve isteklerimiz doğrultusunda dershanelerimizi kapatmasın, 17 Aralıkta ve sonrasında hükümeti yıpratmaya yönelik operasyonları organize eden emniyet ve yargıdaki adamlarımıza karışılmasın istedikleri zaman hükümete kumpas kurmaya devam etsinler, paralel devleti tam manasıyla oluşturamadığımız için resmi kurumlara yeni personel alınırken cemaatime mensup kişilere öncelik verilsin.

Fethullah Gülen mektubunda bunlarla yetinse iyi, bugüne kadar isimlerini anmadığı, kardeş olarak görmediği halde kimi İslami kuruluşları ve kişileri de zikrederek onları Hükümete ve Başbakana karşı kışkırtıyor.

Gülen cemaati kendisi dışındaki hiçbir İslami anlayışa, oluşuma, kişiye, derneğe, vakfa sıcak bakmadı. Tam tersine güçlendikçe kendisine rakip olarak gördüğü grupları yok etmek için çalıştı, ihtiyacı olsun veya olmasın her alanda dernekler, vakıflar kurarak diğer oluşumlara yaşama şansı tanımama gayretine girişti.

Hükümete karşı yürüttüğü komplolarla, kumpaslarla darbe yapamayacağını ve hükümeti deviremeyeceğini an itibariyle daha net bir şekilde gören cemaat, Süleyman Efendi’nin talebelerini, İlim Yayma Cemiyeti’ni, Menzil mensuplarını ve diğer İslami oluşumları yanına çekmek için çabalıyor.

Bunun yanı sıra olaylar tüm sıcaklığı ile devam ederken, cemaat mensupları kendi söylemleri üzerinden hareket ediyor ve henüz ‘’Yahu biz ne yapıyoruz böyle!’’ diyemiyorlar.

Cemaatin tabanı şimdilik abilerinin, ablalarının, efendilerinin terennüm ettiği yalnızlık senfonisini terennüm ediyor ve oyunu/ihaneti henüz göremiyor.

Kısa bir süre sonra olaylar durulduğunda içeriden vicdanlı sesler gür bir şekilde çıkacak ve yaptıkları yanlışın farkına varacaklardır.

Bize düşen her platformda Müslümanların kardeşliğine vurgu yapmaktır, inadına kardeşlik ateşini harlamaktır.

Cansuyu, Dost Eli, Deniz Feneri, İmkander, İyilikder, İHH, Kimse Yok mu, Sadakataşı, Yardımeli ve Verenel Derneği hepsi birbirleriyle kardeştir.

Bu kardeş dernekler Türkiyeli Müslümanların yardımlarını dünyanın tüm mustazaflarına, mazlumlarına ve fakirlerine ulaştırmak için çalışıyor.

Mazlumder ve Yeryüzü Doktorları kardeştir.

Müsiad, Tuskon ve Anesiad kardeştir.

Tekder ve Meva kardeştir.

Akabe Vakfı, Akyazılı Vakfı, Anadolu Gençlik Derneği, Anadolu Platformu, Birlik Vakfı, Ensar Vakfı, Hulusi Efendi Vakfı, Hakyol Vakfı, Hüdayi Vakfı, İlim Yayma Cemiyeti, İnsan Vakfı, Milli Gençlik Vakfı, Medeniyet Derneği, Önder, Özgür-Der, Safa Vakfı, Suffa Vakfı, Süleymaniye Vakfı, Timav(Türkiye İmam-Hatipliler Vakfı), TÜRGEV(Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı), Vahdet Vakfı ve Zehra Vakfı kardeştir.

Van’ın Erciş ilçesindeki Başak Eğitim Kültür Geliştirme ve Yardımlaşma Derneği ile Manisa’daki MANADER(Manisa Araştırma Derneği) kardeştir.

Gaziantep’teki Bülbülzade Eğitim Sağlık ve Dayanışma Vakfı ile Çanakkale’deki Umut İlmi Araştırmalar Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği kardeştir, dosttur.

İsimlerini burada sayamadığımız yüzlerce vakıf ve dernek aynı hedefler doğrultusunda faaliyet gösteren, aynı büyük okyanusa dökülen birer nehirdir.

Birbirlerine saygı gösteren, biri diğerini ötekileştirmeyen, birbirlerine tahammül eden, birbirlerini tamamlayan kardeş ve dost kuruluşlardır.

Hz. Ömer’in kendisini şehit eden hançer darbelerinin Müslüman bir kardeşinden gelmemesi nedeniyle Allah’a yaptığı şükrün manasını ne zaman kavrayacaklar?

Kardeş olduğumuzu ne zaman hatırlayacaklar?

Yoksa kardeş değil miyiz?

———————————-

Ömer Faruk Söyler

 

DİĞER KÖŞE YAZILARI