İLSANDER Anayasa Önerisi

0
86

Osmaniye İlim Sanat ve Kültür Derneği Yeni Anayasa çalışmasında dikkat edilmesi gereken noktalara önerileri ile katkıda bulunuyor.

OSMANİYE İLİM SANAT VE KÜLTÜR DERNEĞİ

(İL-SAN DER)

ANAYASA ÇALIŞMASI İÇİN ÖNERİLER

   Osmaniye İlim Sanat ve Kültür Derneği olarak biz, Meclis Başkanı Sayın Cemil Çiçek’in, ve hükümet yetkililerinin STK’lara yönelik ‘gelin Anayasayı birlikte yapalım’ davetinden hareketle, hem STK olarak,  hem de vatandaş olarak yeni Anayasa konusundaki görüş ve önerilerimizi aşağıda belirtmeye çalıştık:

     Hemen şunu belirtelim ki, Türkiye’de ilk defa toplumun her katmanının dâhil olduğu bir Anayasa hazırlama çalışması başlatılmış bulunuyor. Bunun anlamı darbe anayasaları döneminin kapatılması ve sivil bir anayasa çalışmasının başlatılmasıdır. Bu durum hem toplumsal değerlerin dikkate alınması, hem öze dönülmesi açısından umut verici bir olay. 

   Yeni anayasada olması gereken temel özellikler:

         1- Anayasalar kanunlar üstü bir kurallar manzumesidir. Bu sebeple hükümlerinin açık, net, genel kısa ve özlü olması gerekir. Yani kanun veyahut diğer hukuki düzenlemeler gibi detay hükümler ihtiva etmemelidir.  Detayları kanun ve diğer hukuki düzenlemelere bırakmalıdır. Kısa sürede değiştirilmeye ihtiyaç hissedilmemelidir. Kapsayıcı ve uzun soluklu olması düşünülerek hazırlanmalıdır.

     2- Yeni anayasa yasalaştırma süreci eski anayasadan bağımsız olarak, yani 82 anayasası referans alınmaksızın, özgün bir meclis kararı ile yürütülmelidir. Bu nedenle mecliste ortaya çıkacak temsil eksikliğini gidermek üzere, parlamento dışı siyasi partileri ve sivil yapıları da anayasa yapım sürecine katacak mekanizmaların oluşturulması gerekir. Toplumun tüm kesimlerinin dâhil olduğu bir anayasadan bahsediliyorsa toplumsal mutabakat için, halkın katılımını direkt olarak sağlayacak tedbirlere de ihtiyaç var.

     3-  Ayrıca yeni Anayasa ülkemizde yaşayan tüm bireyleri kapsayıcı, hem daha çok hak ve özgürlük tanıyıcı, hem de milli birlik ve beraberliği çok daha fazla sağlayıcı olmalıdır. Zira sürekli farklılıklara işaret eden bir dille, farklılıkların bir arada özgürce ve onurlu bir şekilde yaşayacağı bir armoni sağlanması mümkün değildir.

       4- Anayasada hiçbir kutsiyet, dogma veya ırkçı-şoven, ötekileştirici, dışlayıcı bir kavrama ve yaklaşıma yer verilmemelidir. Yapılacak anayasada hiç bir etnik tanımlama olmamalıdır. Darbe anayasalarının özgürlük maddelerinde yer alan “ama”lar, ‘ancak’lar olmamalıdır.

      5-Anayasa beş temel hakkı mutlaka güvence altına almalıdır. Bunlar; can, mal, din / düşünce, akıl ve nesildir. Bunların güvence altında olması şarttır.  Bu temel haklar açısından her insan eşit haklara sahip olmalıdır. Bu toplumsal sözleşme(Anayasa), hakları tarif etmeli ve evrensel temel değerlere vurgu yapmalıdır.  

     6-Yeni anayasada devlet; sosyal devlet özelliğine sahip olmalı, sosyal adalet ve özgürlükleri öne çıkarmalıdır. Ve her alanda zalime karşı ve mazlumun yanında yer almalıdır. Zayıf olanların tüm haklarını devletin güvencesi altına almalı; mahrum ve mağdurların oluşmasına fırsat vermemelidir. Her alanda olduğu gibi gelir dağılımında da adaleti sağlayıcı tedbirler alabilmelidir.

 

        GENEL HÜKÜMLER:

        Anayasanın Dili ve Dayanakları:

     Yeni anayasanın boşlukta kalmaması isteniyorsa meşruiyetini tarihi ve kültürel tecrübe, din ve ahlak kurallarımız, örf ve adetlerimizden almalıdır. Ülkemizde yaşayan tüm kesimlerin ortak kültürel ve manevi değerlerini koruma altına alınması gerekir. Kullanılan dil ise, geçmişin birikimini ve tecrübesini değerlendirerek geleceğe dair kurucu ve yapıcı bir dil olmalıdır. Salt eleştirel bir dil, yapılmaması gerekenler üzerine kurulu cümleler, “ama”lar ve “ancak”larla farklı yorumlara açık muğlâk ifadeler yeni anayasada yer almamalıdır. Daha çok yapılması gerekenleri ifade eden olumlu ve sade bir dil kullanılmalıdır.

     Özgürlükler:

     Özgürlükçü bir düzenin inşa edilebilmesi için ferdin doğuştan sahip olduğu temel insan hakları, her hangi bir kesimin lehinde olmamak üzere toplumsal yaşama kuralları tanımlanmalıdır. Demokratik siyaset dışında hiçbir odağın, zümrenin veya vesayet yapısının siyasal alanı belirlemesine imkân tanınmamalıdır. Özgürlük ve toplumsal taleplerin karşılanması devletin varlık nedeni olarak kabul edilmelidir.

       Eşitlikler:

      Bütün vatandaşlar devlet nezdinde eşit olmalı ve bu anayasal güvence altına alınmalıdır.  Eşitlik ve sosyal adalet temel ilke olarak benimsenmelidir. Vatandaşlık, hiçbir etnik kökene bağlı olmaksızın Türkiye toplumunda yaşayan tüm yurttaşları kapsamalıdır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde yaşayan herkes eşit olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşı sayılmalıdır.

        Değiştirilemeyecek Hükümler:

      Mevcut anayasada olduğu gibi toplumsal sözleşmenin, bir tarafın lehine değişmez maddeleri olamaz.

        İnkılâp kanunlarının korunması ile ilgili 174. Madde hükmü mutlaka kaldırılmalıdır. Zira çoğu kadük/düşmüş hale gelmiş ve fiilen uygulanmayan kanunları Anayasa güvencesinde tutmak kadar abesle iştigal olamaz.

        YÖK’ün mevcut şekli ve mahiyeti değiştirilmelidir. Bünyesindeki yüksek öğretim kuruluşlarında yatırım, kadro, ilmi sahada işbirliği, işbölümü ve benzeri konularda birlikte karar verilmesi işlevini gören bir koordinasyon kurulu haline getirilmelidir.

       Bazı Kurumlar:

      Yeniden tanımlanacak hukuk devleti ilkesine göre, devlet organlarının, kendilerini var eden ve toplumun özgür iradesiyle oluşacak anayasa ve yasaların belirleyeceği hukuksal çerçeve içinde kalması sağlanmalıdır.

      Genelkurmay Başkanlığı, Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanmalıdır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kaldırılmalı, yargı birliği sağlanmalı ve denetim altına alınmalıdır. Milli Güvenlik Kurulu ve Yüksek Askeri Şura, Başbakanlığa bağlı bir kurum olarak yeniden yapılandırılmalıdır. Askeriyenin uygulama ve bütçeleri sivil denetimlere açık ve şeffaf olmalıdır. Hukuk karşısında, yine mer’iyetteki hukuktan aldığı güçle la yüs’el/hesap vermeyen kişi ve kurum bulunmamalıdır.

      Yeni Anayasa ile yargıda çift başlılığa sebep olan ve askeri komuta zinciri içerisinde hareket eden asker kişilerin objektif ve tarafsız yargılanmalarına engel teşkil eden Askeri Mahkemeler, Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemeleri kaldırılmalıdır. Yargı birliğine mani olan ve hâkimlik teminatına aykırı bu mahkemeler tamamen sivil bir yapılanma içinde suçun mahiyetine göre adli ve idari yargı içinde konumlandırılmalı, ülkede yargı birliği tesis edilmeli, hiçbir meslek mensubunun kendine özgü yargı mercii ve yargılama usulü bulunmamalıdır.

     Temel Hak ve Hürriyetler:

     Bireylerin istisnasız tüm hak ve hürriyetleri belirlenip, teminat altına alındıktan sonra, bunun ancak kanunlarla sınırlanabileceği, başka hiçbir hukuki düzenlemeyle sınırlanamayacağı hüküm altına alınmalıdır.

     Özellikle kuvvetler ayrılığı prensibi iyice vurgulanmalı, yasama, yürütme, yargı görevini icra eden organların bağımsızlığı kesinlikle teminat altına alınmalı, etki altında kalmalarını önleyici düzenlemeler yapılmalıdır.

      Resmi Dil ve Eğitim, Eğitimin Dili:

      İlk ve ortaöğretim kurumları ayrım yapılmaksızın Milli Eğitim Bakanlığının denetiminde olmalıdır. Askeri liseler, sağlık liseleri vb. de dahil.

     Vatandaşların eğitim hakları devletin güvencesi altında olmalı ve maddi, manevi imkanı olmayan ve okumak isteyen vatandaşlara her türlü imkan devletçe sağlanmalıdır. Eğitim, yalnızca bir sosyal hak olarak tasnif edilemez. Bu hakkın sağlanması, devlete, çocukları ve gençleri belirli ideolojiler, inançlar ve yaşam tarzları doğrultusunda biçimlendirme yetkisi sunmaz. Devlet eğitim olanağı yaratırken, hiçbir koşulda ayrımcı, dışlayıcı, sorgulama imkânı bulunmayan doktrinleri dayatıcı bir politika takip edemez.

      Ülkemizde gerek iç meselelerimizin hallinde, gerekse bir bütün olarak dış meselelerin hallinde ticaret ve ekonomide ortak bir dile ihtiyaç vardır. Bu sebeple Türkçenin resmi dil olduğu belirtilmelidir.

     Diller ve renkler Allah’ın ayetlerindendir. Anadilde eğitim her vatandaşın doğal hakkıdır. Vatandaşların anadillerini öğrenmeleri için örgün eğitimde bunun altyapısı oluşturulmalı ve çok dilli eğitimin önü açılmalıdır.

    İlk, orta ve yüksek öğrenim özgürlükçü, sosyal adalet eşitlik ilkelerinin gereklerine göre yeniden tasarlanmalı, merkeziyetçi ve hiyerarşik yapılar kaldırılmalıdır. Bu bağlamda eğitimin yapılandırılmasında bölgesel gereklilikler göz önünde bulundurulmalıdır. Devlet dışı eğitim imkânları da aynı ölçüde meşru ve değerli kabul edilmelidir. Özel okulların Avrupa’da olduğu gibi, MEB müfredatı yanı sıra kuruluş amaçları doğrultusunda kendi müfredatlarını oluşturup, eğitim yapmasına fırsat verilmelidir.

     Din ve Vicdan Hürriyeti:

     Sosyal adalete dayalı hukuk devleti bütün inanç gruplarının ve yaşam biçimlerinin teminatıdır. Din ve vicdan hürriyeti devletin müdahale alanı olmaktan çıkarılmalıdır. Ülkemizin toplumsal yapısı ve yaşadığı süreç göz önünde tutularak, bugüne kadar çok suiistimal edilen ve yanlış uygulamalara dayanak yapılan laiklik kavramına yeni anayasada yer verilmemelidir.

        Ebeveynin çocuğuna kendi inancına uygun olarak dini ve ahlaki eğitim aldırma hakkı din ve vicdan hürriyeti kapsamında değerlendirilmelidir.

       Diyanet İşleri Başkanlığı, halkımızın inançsal yapısı dikkate alınarak hak ettiği konuma getirilmeli. Temsiliyeti, yetkileri ve imkânları artırılmalıdır.

     Yerel Yönetimler:

       İster federalizm, ister üniter devlet yapısı tercih edilsin; demokratik katılım yerelden itibaren, her bir farklılığın kendini kurucu ve değerli olarak göreceği biçimde inşa edilmelidir. Bu minvalde yerel yönetimlerin yetkilerini artırarak, güçlendirecek siyasal sisteme daha fazla katılımını sağlayacak kamu yönetimi reformu yapılmalıdır.

     Birlik Beraberlik:

      Anadolu’da birlikte yaşamanın, çok hukukluluğun bin yılı aşkın bir arka planı var. Bu coğrafyada farklılıklarımız dün olduğu gibi bugün de tehdit değil fırsata dönüştürülebilmelidir. Toplum olarak farklılıklarımız inanç, mezhep ve kültürler olarak kendi iç hukukuna tabi olabilmelidir. Bu anlamda çok hukukluluğu mutlaka tartışabilmeliyiz. Çoğunluğu dikkate alan, tatmin edici, azınlığı da gören ve onların haklarını da gözeten adil bir yaklaşımla işi ele alabilmeliyiz. Yeni Anayasa toplumun tüm katmanlarının kaygılarını giderecek özelliklere sahip olmalıdır.

        Kılık Kıyafet:

      Anayasa; eşitliğin siyasal katılım, ekonomik, toplumsal, dinsel, cinsel, etnik ve kültürel boyutlarının farkında olmalı ve kamusal alandaki hizmetlerden herkesin eşit ve adil bir biçimde yararlanmasını esas almalıdır.

      Yürürlükteki kılık-kıyafet yönetmeliği tümden kaldırılmalı. Ülke genelinde kabul gören genel ahlaka mugayir olmamak şartıyla, isteyen istediği yerde istediği şekilde kendi kılık kıyafetini belirleyebilmelidir. Bu serbestiyet, “kamusal alan”, “hizmet alan veya hizmet veren” gibi yapay ve anlamsız ayrımlara mahal bırakmayacak şekilde; eğitim, öğretim ve çalışma hayatında engel teşkil etmeyecek tarzda açıkça tanzim edilmelidir.

      Aile ve Çocuk Hukuku:

      Sağlıklı bireylerin, sağlıklı bir aile ortamında yetiştiği gerçeğinden hareketle, devlet pozitif ayrımcılık yaklaşımıyla aileyi ve bununla birlikte çocukları, engellileri ve kadınları koruyucu tedbirler almalıdır.

       Yeni Anayasada çocuğun ana-babası tarafından bakım ve korunma hakkı yer almalıdır.

        Zira en kötü aile ortamı bile en iyi yurt veya çocuk evi ortamından daha iyidir. Bu gerçekten hareketle, çocuğun ailesinin içinde yetişmesi için gerekli tedbirlerin alınması, kadının ailedeki “annelik” rolünün önemine vurgu yapılması, çalışmayan anneler için de devletin “annelik” rolünden dolayı aile bütçesine desteğinin sağlanması hükmü de eklenmelidir.

        Yeni anayasanın temel önceliklerinden biri devleti, çocuk haklarını korumak, çocuk emeğinin istismarını engellemek olmalıdır. Bu kamusal görevle birlikte, şiddet, tecavüz ve istismar durumları dışında, ailenin çocuklar üzerindeki yetiştirme haklarına devletin saygılı olması esastır.

        Yeni anayasa zihinsel ve bedensel engellilerin eğitim, çalışma ve sözleşme haklarını önceleyen bir yapılanmaya gitmeli, devleti toplumsal ve fiziksel çevreyi zihinsel ve bedensel engellilerin yaşam koşullarını kolaylaştırma doğrultusunda tanzim etmelidir. Bu kesime yardım değil, gündelik yaşamın aktörleri durumuna gelebilmelerini sağlama anlayışı esas alınmalıdır.

      Doğanın korunması ve doğal felaketlere karşı önlemler almak anayasal olarak devletin görevleri arasında sayılmalıdır.

      Ekonomi:

      Ülkemizin sahip olduğu yer altı ve yer üstü kaynakları ülkemizde yaşayan her vatandaşımızın ortak hukuku ve ortak çıkarıyla işletilmelidir. Zenginliklerimiz hepimizindir; bir sınıfın veya bir çevrenin tekeline bırakılmamalıdır.

         Ayrıca unutulmamalıdır ki, güçlü bir Türkiye çevresinde barış ve istikrarın da güvencesidir. Ekonomik ve sanayi alanında ülkemizin güçlenmesi için gerekli umdelerin yer almasına hassasiyet gösterilmelidir.

        Bireyi esas alan, zengini daha zengin, fakiri yok sayan Kapitalist ve liberal ekonomilerin ülke hayrına olmadığı anlaşılmıştır. Sosyalist sistemler de öyle. Tecrübeyle sabittir ki, kriz zamanlarında ülke ekonomisine büyük zarar veren faiz ve bankacılık sistemi uygulanan liberal ekonominin üründür. Bu tecrübeden de yararlanarak ekonomik sistem yeniden incelenip “bankacılık sistemi” yeniden düzenlenmelidir.

       Basın Yayın ve Haberleşme Hürriyeti:

      Temel insan hakları esas olmak üzere herkesin kendi düşüncesini yazılı ve görsel basın aracılığıyla ifade edebilme hakkı vardır. Ancak bu ferde medyayı silah olarak kullanarak başkalarının kişilik haklarına saldırmayı ve rencide etme hakkını vermez. Bu durum yeni anayasada her iki tarafın hakları da gözetilerek dengeli bir anlayışla çözümlenmelidir.

       Yabancıların Mülk Edinmesi:

      Ülkemizin içinde bulunduğu mevcut konjonktürel ve stratejik konumu dikkate alınarak, yabancıların mülk edinmesiyle ilgili hükümlerin bağımsızlığımıza zarar vermeyecek şekilde yeniden düzenlenmesi gerekir. Aksi halde yabancıların mülk edinmelerinin önünü almak mümkün olmayacaktır.

      STK’LAR VE VAKIFLAR:

     Adalet ve özgürlük ilkesini benimseyen devletlerde STK’lar hayati önem arz etmektedir. Bu bakımdan derneklerin, özellikle de vakıfların kuruluşu ve işleyişini daha da kolaylaştırıcı tedbirler alınması gerekir.

     Devlet “gönüllülük” esasına dayalı olarak çalışan STK’ları rakip olarak değil kendi yükünü hafifleten kuruluşlar olarak görmelidir. İyi bir koordineyle kendi yükünü paylaşmalıdır. Bu kurumların devletin gerçekleştirmekle yükümlü olduğu

Önceki İçerikHizmet İçi Eğitim’de Onüçüncü Durak Dörtyol
Sonraki İçerikAsr-ı Saadet Gençliği ve Günümüz Gençliği