İkinci Oturum: İlahiyat Fakülteleri

0
227

3. Alimler Çalıştayı’nda “Medreseler” başlığı altında yapılan ilk oturumun ardından ikinci oturumda “İlahiyat Fakülteleri” masaya yatırıldı.

Öğretim Görevlisi Muhammed Zahid Kuldaş’ın moderatörlüğünde yapılan oturumda; Prof. Dr. Cemalettin Erdemci “İlahiyat Fakültelerinde Temel Problemler”, Prof. Dr. Hamdi Gündoğar ise “İlahiyat Fakültelerinde Eğitim Yöntem Arayışları” konulu birer sunum gerçekleştirdi.

Muhammed Zahid Kuldaş oturumun açışında şöyle konuştu; “Yeni oluşan hastalıklara eski reçeteler fayda vermiyor. Kitabı okurken hayatı da çok iyi okumak lazım. Mutlaka ilahiyatlarımızda işin irfan boyutu da ele alınmalı. Yapılan bir araştırmaya göre gençlerin camiye gitme oranı %3,5 olarak belirtilmiştir. Biz gençlerin hayatına ne kadar dokunabiliyoruz? Bu soru ekseninde çözüm bulmamız lazım. Sonuç itibariyle ilahiyatlar ve medreselerin el ele vererek yepyeni bir çağa ışık tutacağına inanıyorum” dedi.

Prof. Dr. Cemalettin Erdemci sunumunda şu ifadelere yer verdi; “Tevhid-i Tedrisatla medreseler ortada kaldı. Bunun yerine dini emelleri devlete bağlı okullar kuruldu. 1932’den itibaren öğrenci yokluğundan kapandı. İstanbul Üniversitesi’nde yeniden açılma çabaları boşa çıktı. Ankara Üniversitesi’nde açılana kadar maalesef dini konuda adım atılmadı. 1932’den 1949’a kadar fetret dönemi yaşandı ve bu dönemin sonunda Ankara Üniversitesi’nde açılan ilk bölüm kadar sürmüştür. İlk Ankara Üniversitesi programına bakıldığında tarih eksenli derslere yer verilmiştir. Daha sonraki süreçte 1950’li yıllardan sonra çok partili hayata geçiş bir rahatlık meydana getirmiştir. Ders programlarına bakıldığında gelişme görülmüştür. 1982’den itibaren İslam Enstitüsü kaldırılarak hepsi ilahiyata bağlandı. Bu süreçten sonra öğrenci verilmemeye başlandı. Marmara İlahiyat gibi bir okula bile 20 kontenjan verilmiştir. Temel İslam bilimleri, felsefe ve din bölümleri ve İslam tarihi ve kültürü başlıkları altında yer alır.

Gördüğümüz kadar bir felsefeci kadar felsefe okuyorlar, bir bilim adamı kadar eğitim görüyorlar ve din adamı kadar da dini dersleri görüyorlar. Bu ilahiyat programı ile biz ilahiyat olarak kime eleman yetiştiriyoruz? MEB kapsamında öğretmen, Diyanet kapsamında imam, müezzin, Kur’an kursu hocası ve akademi alanında eleman sağlıyoruz. Tek bir okul, ama hizmet edeceği birçok alan var. İlahiyat mezunları içerisinde yapılan ankette Diyanette çalışmak istiyorum diyenlerin sayısı maalesef ki çok düşük seviyelerde. Biz küresel bir çağda yaşıyoruz, yani dünyanın öbür ucunda meydana gelen bir mesele hepimizi ilgilendiriyor. Hocamın da bahsettiği gibi biz steril bir ortamda yaşamıyoruz. Bu sebeple bazı şeylere açık olmamız lazım ve büyük bir gayret sarf etmemiz gerekiyor. Günümüzde deizm, ateizm, kadın hakları gibi güncel sorunlarımız var. Bunları cevaplamamız için yeni sisteme ihtiyacımız var. Bazen bu sorunları tespit ederken iyi yönlerine değinilmek gerekiyor. İlahiyatlarda yazılan tezler, çalışılan doktoralar ortaya çıkıyor, fakat ortada bir sorun var. Yaptığımız şeylerde maalesef ki iletişim sorunumuz var. Bunun başını da dil problemi çekiyor. Yazdığımız şeyleri iletmek için farklı dillere hâkim olmak lazım. Yazılan şeyleri batısından doğusuna her yere iletmek gerekiyor” dedi.

Prof. Dr. Hamdi Gündoğar da sunumunda şunları dile getirdi: “İlahiyat fakültelerinin şu anki yapısının açıklandıktan sonra şimdiki ders ve işleyişlerini sizlere aktaracağım. 1908’de Darülfünun, 1924’de İstanbul’daki Darulfünun’a bağlı kalarak açıldıktan sonra 1982 yılında son halini alarak ilahiyat oldu. Şu anda açık olan 106 küsur ilahiyat fakültemiz var. Benim kanaatimce ilahiyatın beslendiği nokta imam hatib, imam hatibin beslendiği nokta ise maalesef ama maalesef sıradan öğrencilerden kaynaklanır. Zeki öğrencilerimiz her konuda olduğu gibi ilahiyatı da başarıyla ilan edeceğine inanıyorum. İmam hatib öğrencilerinde bir kalite yükselmesi olduğunda ilahiyatlar tabiri caiz ise şaha kalkacaktır. İlahiyat aslında tek bölümdür, alt dalları diploma vermez. Arap ülkelerinde şeriat fakülteleri, usül-ü din fakülteleri mevcutken bizde maalesef bunun adı bile geçmemiştir. Herhalde çok âlim ve hâkim olmalı her haliyle örnek olup ilmi konuda bir yeterlilik sağlayıp bunu anlatacak bir yeteneğe sahip olmalı. Peki, günümüzde ilahiyatlardan mezun olan arkadaşlarımız ne kadar bu tanıma uyuyor?

Bizim ilahiyatlarda yüksek lisans yapan arkadaşlarımızın hiçbiri metin okuyamıyor. Biz bu konuda kendimiz okuyarak eksiği tamamlamaya çalışıyoruz. İlahiyat fakültelerinde üç alan üzerine uzmanlık çalışmaları olması gerekiyor ve bunların arasında fark olmaması gerekiyor. Nitelikli din bilimcileri ve dil bilimcileri geliştirmek, kültürel bir araştırma konusunda ilminin hakkını veren ve geçmişten hız alarak geleceğe atlayabilen ve ilimsizlikten çoraklaşmış bu topluma bir yağmur misali bereket getirebilmelidir. Günümüzde ilahiyat fakültelerinde bir dışlama söz konusu bunun kurbanlarından biride benim. Kaynaklara doğrudan erişim için imkân verilmelidir. İlahiyat fakültelerinde ders fazlalığı var. Öğrenciler her şeyi öğrenemez ama birkaç konuda ustalaşabilirler. Şu an elimizdeki imkânlarla İbn-i Sina gibi doktorlar, Farabi gibi düşünürler yetiştirilebilir. Ezberlenen bir konuyu anlamlaştırmak için akıl süzgecinden geçirilmesi lazım. Anlama geçen şey hayata da aksedecektir. Tüm eğitimini ezber üzerine dayandıran insan bilgi hamalı olurlar ve taşıdıkları bu ilimden kimseye bir fayda göremez. Hem hocaların hem de öğrencilerin hayata geçirebileceği ilim ekseninde birleşmesi lazım.”

Sunumların ardından oturum müzakerelerle devam etti. İkinci oturum müzakerelerin ardından sona erdi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.