II. OTURUM: Çağdaş İslami Düşünüşün İmkânları ve Problemleri

0
143

“Çağdaş İslami Düşünüşün İmkânları ve Problemleri” üst başlıklı II. Oturumda; İbrahim Özmantar, Prof. Dr. Şaban Ali Düzgün ve Salah Abdulmaksud birer sunum yaparak konuyu enine boyuna irdeledi.

12. Anadolu Buluşması’nın II. Oturumu Yrd. Doç. Mahsum Aytepe başkanlığında yapıldı. “Çağdaş İslami Düşünüşün İmkânları ve Problemleri” üst başlığıyla yapılan oturumda Anadolu Platformu İstişare Kurulu üyesi İbrahim Özmantar, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kelam Ana Bilim Dalı Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Şaban Ali Düzgün ve Muhammed Mursi döneminin Mısır Enformasyon bakanı Salah Abdulmaksud birer sunum yaptı.

Oturum başkanı Yrd. Doç. Mahsum Aytepe ilk olarak II. Oturumun sunumcuları olan İbrahim Özmantar, Şaban Ali Düzgün ve Salah Abdulmaksud’u katılımcılara tanıtarak konuşmasına başladı. Aytepe daha sonra; “İslam düşüncesinin vücut bulduğu, cesaret kazandığı yer tabi ki İslam toplumudur. Bugün İslam toplumuna baktığımızda çok iç açıcı bir durumla karşılaşmıyoruz. Bir kriz hali yaşadığımızı söyleyebiliriz. Baktığımız yere göre farklı tasvirler geliştirebiliriz. Bir taraftan baktığımızda; yeraltı ve yer üstü kaynakları sömürülen ülkeler, Batı bağımlısı iktidarlar, gelecekten ümidini kaybeden nesiller, etnik ve mezhebi ayrılıklar üzerinden birbirini boğazlayan fikirler, gruplar görüyoruz. Ancak diğer taraftan baktığımızda; İslam dünyasında muazzam bir enerji var, bir devinim var, değişim ve dönüşüm için bir heyecan var. Fakat ne yazık ki bunları bir türlü değerlendiremeyen statükocu, dini ve siyasi liderler var” şeklinde konuya giriş yaparak birkaç hususa dikkat çekti.

Aytepe genel bir çerçeve çizdikten sonra, “İslam Dünyasının Kuşatılmışlığı ve Çağdaş Emperyalizm” başlıklı sunumunu yapmak üzere ilk sözü Anadolu Platformu İstişare Kurulu üyesi İbrahim Özmantar’a verdi.

5 başlıkta kuşatılmışlık yaşıyoruz!

Özmantar konuşmasına “İslam dünyasının kuşatılmışlığı” kavramıyla başladı. “İslam dünyası ve kuşatılmışlıktan bahsediyorsak Java Adası’ndan Fas’a, Kazan’dan Zengibar’a kadar büyük bir coğrafyayı ve 15. yüzyıldan günümüze kadar 500 yılı aşmış bir zaman diliminden bahsediyoruz” diyen Özmantar, “Bu kuşatılmışlığın derinliğini daha iyi anlayabilmemiz için sizlere bazı fotoğraflar sunacağım. Bu fotoğrafların tahlili ve tenkidi sizlere kalmış olacak” şeklinde konuştu.

Kuşatılmışlığı 5 başlık altında inceleyen eğitimci Özmantar; “Kuşatılmışlık, İslam dünyasında 5 başlık altında ele alınabilir. 5 başlıkta kuşatılmışlık yaşıyoruz. Bunlar;

Ekonomik kuşatılmışlık,

İnsani kuşatılmışlık,

Siyasi kuşatılmışlık,

Sosyal ve toplumsal kuşatılmışlık,

Askeri kuşatılmışlık,

Zihinsel, düşünsel, psikolojik kuşatılmışlık…

Son başlık, kuşatılmışlığın içerisinde en ağır olanıdır” dedi ve daha sonra konuyla ilgili Cezayir, Mısır ve Lübnan’dan örnekler verdi.

“Mezhepçilik problemi İslam ümmetinin en ciddi problemlerinden bir tanesidir ve bu kuşatılmışlığın bir argümanıdır” diyen Özmantar; Suriye, Irak, Bahreyn, Yemen ve Cezayir’den örnekler vererek mezhepçiliğin buralarda varlığını devam ettirdiğini dile getirdi.  

Eğitimci İbrahim Özmantar sunumunun ikinci başlığı olan “Çağdaş Emperyalizm” bahsine, “Acaba günümüzde emperyalizm nasıl uygulanabilir?” başlıklı bir soruyla başladı ve konuyla ilgili çağdaş yaklaşımlara dikkat çekerek özetle şunları dile getirdi:

“18. yüzyıldaki, 19. yüzyıldaki emperyalizm; ordular gönderip işgal etme yöntemiyle yapılıyordu. Bu çok masraflı ve çok pahalı, çok kaba bir yöntemdi. Artık bunun daha sofistike yöntemleri var. Bugün bunlar bize uygulanıyor fakat bunların çoğundan ne yazık ki haberimiz olmuyor. Çağdaş sömürünün en ileri karakollarından bir tanesi Uluslararası kartel oluşturmaktır. Yani tükettiğimiz, harcadığımız hemen her ürün birtakım şirketler tarafından üretiliyor, bize ihtiyaç olarak hissettiriliyor, biz onsuz yapamıyoruz ve onu satın almak durumunda kalıyoruz.

Ürünlerimizi satıyoruz, emeğimizi satıyoruz, kafamızı satıyoruz. Batı’nın bize ihtiyaç olarak dayatmış olduğu herhangi bir ürünü almak için bütün bunları yapıyoruz. Bu çok büyük bir kuşatılmışlıktır. Bugün bunu dibine kadar yaşıyoruz. Aynı pencereden baktığımızda bilinçsel kuşatılmışlığımızın da en acı hallerini yaşıyoruz.”

Özmantar’ın konuşmasını tamamlamasının ardından oturum başkanı Mahsum Aytepe mikrofonu alarak çok kısa bir değerlendirme yaptı ve daha sonra “İdeolojilerin Tükenmişliği ve İnsanlığın Adalet Arayışı” başlıklı sunumunu yapmak üzere sözü Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kelam Ana Bilim Dalı Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Şaban Ali Düzgün’e verdi.

Ortadoğu’nun tarihi, dinler tarihidir!

Ortadoğu’nun tarihinin normal bir tarih olmadığına, bilakis dinler tarihi olduğuna dikkat çeken Prof. Düzgün, İslam ümmetinin parçalanmasının mezhep üzerinden yapıldığını, mezhebin ise dinsel bir terim olduğuna vurgu yaptı.

Prof. Düzgün konuyla ilgili şunları dile getirdi:

“İslam dünyasını konuşuyoruz ama bir coğrafya üzerinden ağırlıklı olarak konuştuğumuzu kabul etmemiz lazım. O da Ortadoğu coğrafyasıdır. Bizim de bir parçası olduğumuz coğrafyadır, peygamberlerin ortaya çıktığı coğrafyadır.

Karl Marks’ın ünlü bir sözü var. Marks, Engels’e yazdığı mektuplardan birinde; ‘Ortadoğu’nun tarihi neden bir dinler tarihidir?’ diyor. Ortadoğu’nun tarihi normal bir tarih değil, dinler tarihidir. İbrahim hocam konuşurken İslam ümmetinin atomize oluşundan bahsetti. Parçalanmayı ne üzerinden yapıyoruz, ‘mezhep’ üzerinden yapıyoruz. Mehzep dinsel bir terimdir.

Ortadoğu’nun tarihi neden böyle bir tarihtir? Cemaatler, tarikatlar üzerinden yapıyoruz. Bunlar birer dinsel türevlerdir. Dolayısıyla Ortadoğu’nun tarihinin bir dinler tarihi olması Ortadoğu coğrafyasının bir problem alanı olmasını gösteriyor. Ki bunun doğal sonucu olarak peygamberlerin de birer problem çözme aracı olarak, var olan hâkim şartlara muhalefet ederek, Marksist literatürü kullanacak olursak; mevcut şartları aşmak üzere, muhalefet etmek üzere gönderildikleri topraklar Ortadoğu topraklarıdır.

Dolayısıyla bizim şu anda parçası olduğumuz topraklar ister Nebevi mirasın bize gösterdiği, ister orada çıkan hikevi geleneğin, bir fani geleneğin, rasyonel geleneğin… Hangisini alırsanız alın; kelamı alın, hadisi alın, tefsiri alın… Hepsi bu problemin ister istemiz bir parçası haline geldi. Problem çözmek isteyen de problemin parçası haline geldi.

Şöyle bir nefes alma imkânı var; Ortadoğu coğrafyasının kötürümleştirdiği, Ortadoğu coğrafyasının nefes almayı zorlaştırdığı, İslam düşüncesinin nefes aldığı topraklar hiç olmadı mı? İslam Hicaz’da bulundu, ama medeniyetini Hicaz’da kurmadı. Bu doğru mu? Peki, nerede kurdu? Endülüs’te, Semerkand’ta, İstanbul’da, Şam’da kurdu. Dolayısıyla burası aslında İslam düşüncesinin göç ettiği topraklarda yeniden mayalanarak bir medeniyet kurduğu ve kendisini böylece insanlık tarihine kaydettiğini biliyoruz.

İnsan düştüğü yerden kalkar, derler. Düştüğümüz yerlerden bir tanesi ilmin, irfanın bu topraklardan –Ortadoğu’yu kastediyorum- göç etmesine sebep oluşumuzdur. Ne derler: Marifet, iltifata tabidir. İkinci kısmını pek bilmezler. Onu da söyleyeyim; Müşterisiz mal zayidir.”

Yeniden doğuş için zorluk dönemi gerekmektedir

Prof. Dr. Şaban Ali Düzgün’ün konuşmasından sonra söz hakkı “Müslüman Kardeşler Düşüncesinin Dönüşümü: İmkânları ve Problemleri” başlıklı sunumunu yapmak üzere Muhammed Mursi döneminin Mısır Enformasyon bakanı Salah Abdulmaksud’a verildi.

Katılımcıları selamlayarak konuşmasına başlayan Salah Abdulmaksud İslam dünyasının zor bir dönemden geçtiğini, bugün yaşanılan zorluklara ve karşılaşılan meydan okumalara karşı ümit var olduğunu, Allah’ın rahmeti ve inayetiyle bu zorlukları aşacaklarını söyledi.

 “Allah rahmet etsin, Seyyid Kutub’un bir sözü var. Diyor ki; ‘Yeniden doğuş için bir zorluk dönemi gerekmektedir.’ Bugün yeniden doğuş sürecine girdiğimiz çok zor bir dönemden geçiyoruz. Bu; Suriye’de, Mısır’da ve Libya’da yaşananlar Seyyid Kutub’un işaret buyurduğu üzere içinden geçtiğimiz o zor dönemdir” diyen Abdulmaksud, Rabia şehitlerini selamlayarak konuşmasını sürdürdü.

Müslüman Kardeşler Teşkilatı hakkında tarihi bilgi veren Abdulmaksud konuşmasında şunları dile getirdi: “Müslüman Kardeşler’in oluşumunu ve Müslüman Kardeşler düşüncesinin teşekkül etmesini şöyle bir taksim edecek olursak; 1928’den bu yana yaklaşık olarak doksan senelik bir teşekkül devrinden söz ediyoruz ya da doksan senelik bir hareketten söz ediyoruz. 1928’den 1938’e kadar olan süreyi Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın kuruluş aşaması olarak düşünebiliriz.

1938’den 1945’e kadar olan süreç Müslüman Kardeşler’in oluşum ve dönüşümü, yani tesis edildiği ve inşa edildiği bir süreç olarak düşünebiliriz. 1945’ten 1949’a kadar olan süreç ise Müslüman Kardeşler’in gelişim gösterdiği, etkinliklerini ve faaliyetlerini gerçekleştirmeye başladığı, ümmetin ve Filistin’in sorunları üzerine çeşitli yapmaya başladığı dönem olarak ifade edilebilir. 1949’dan 1970’e kadar olan süreç Müslüman Kardeşler’in çok çeşitli sıkıntılarla karşılaştığı süreçtir. Ancak diğer taraftan çalışmalarını sürdürerek kök saldığı süreçtir.

1970’den 1981’e kadar olan dönem İslami uyanış dönemi olarak nitelendirilebilir. Bu çerçevede Müslüman Kardeşler Teşkilatı İslam dünyasının her yerinde örgütlenmeye başladı ve İslam dünyasının birçok yerinde kabul görmeye başladı. 1981’den 2011’e kadar olan dönem Müslüman Kardeşler’in en çok geliştiği ve güç kazandığı bir dönemdir. Faaliyetlerini toplumsal bazda genişlettiği ve topluma yaydığı dönem. Son olarak ise; 2011 devriminden Mısır’da gerçekleştirilen askeri darbeye kadar olan dönem ve ondan sonrasıdır.”

Müslüman Kardeşler Teşkilatı hakkında doyurucu bilgiler veren Salah Abdulmaksud’un konuşmasının ardından soru-cevap faslına geçildi. “Çağdaş İslami Düşünüşün İmkânları ve Problemleri” üst başlıklı II. Oturum, soru-cevap faslının ardından sona erdi. 

II. Oturumun videosu: