İhtida ve asimilasyon – (Etyen Mahçupyan)

0
128

Akçam`ın temel bir tespiti var: Dünyada soykırım çalışmaları çeşitli nedenlerle tek tek olayların ele alınıp Yahudi soykırımı ile mukayese edilmesine dönüştü. Bu durum bir olayı soykırım olarak tanımlamak isteyenlerin de istemeyenlerin de tarihsel

Her yıl 24 Nisan tarihi yaklaştığında Türkiye Ermeni meselesini ve soykırımı konuşur, tarih niyetine hamasi yazılar yazılır ve sonrasında sanki rutin ibadetini ifa etmiş müminler gibi normal hayatımıza döneriz.

Oysa dünyanın geri kalan kısmında tarihsel olaylar giderek inanç tazeleme veya şeytan taşlama ayini olmaktan çıkıyor. Bunda en önemli pay muhakkak ki tarihe nesnel ve serinkanlı bir yaklaşım sergileyenlere düşmekte… Türkiye`nin de bu evsafta dünya çapında birçok tarihçisi var ve özellikle Ermeni soykırımı meselesinde Taner Akçam en tepeye çıkmış olanlardan biri. Onun Eylül 2010`da mensubu olduğu Clark Üniversitesi`nde yaptığı ve bugünlerde çıkan kitabını besleyen bir sunumu, hem `tarihe` nasıl bakmak, belgeleri nasıl okumak gerektiğini göstermesi yönünden, hem de kendi geçmişimizi daha iyi anlama açısından epeyce öğretici…

Akçam`ın temel bir tespiti var: Dünyada soykırım çalışmaları çeşitli nedenlerle tek tek olayların ele alınıp Yahudi soykırımı ile mukayese edilmesine dönüştü. Bu durum bir olayı soykırım olarak tanımlamak isteyenlerin de istemeyenlerin de tarihsel durumu çarpıtmalarına, abartılara ve göz ardı etmelere yol açtı. Dahası Yahudi soykırımında bulunmayan öğeler kendiliğinden anlam kaybına uğradı ve incelenmedi. Oysa her tarihsel olayın kendi tekilliği içinde değerlendirilmesi ve Ermeni tehcirinde de olayın kendine özgü unsurlarına bakmadan sonuçlara varılmaması gerekiyor.

Yahudi soykırımında hiç yer almayan ama 1915 tehciri etrafında yoğun olarak yaşanan olaylardan biri Ermenilerin Müslümanlaşması ve Ermeni çocukların Müslüman ailelere verilmesi. Akçam buradan hareketle asimilasyonun (zamanın terimiyle `temessül`) kritik öneminin altını çiziyor ve İttihatçı hükümetin `yönetebilirlik` kapasitesine bağlı olarak tehcir stratejisinin asimilasyon ile imha politikaları arasında salındığı önermesini yapıyor. Buna göre hükümet Ermeni nüfus yoğunluğunu `yönetilebilir` bulduğunda asimilasyonu, `yönetilemez` bulduğu yer ve zamanlarda ise imhayı teşvik ediyor.

Akçam bu tezini kanıtlamak üzere Dahiliye Nezareti Evrakı`na, bu bakanlığın 1914`te kurulan şifre dairesinin gönderdiği telgraflara ve Emniyet-i Umumiye Müdürlüğü`nün belgelerine bakıyor. Örneğin 22/6/1915 tarihinde Van, Trabzon, Erzurum, Bitlis, Mamuretülaziz, Diyarbakır ve Sivas vilayetlerine gönderilen ve okunduktan sonra imha edilmesi istenen şifreli telgrafta Ermenilerin ihtida etmeleri teşvik ediliyor. Ancak Ermenilerin büyük çapta din değiştirme yoluyla tehcirden kurtulmaya çalışmaları üzerine 1/7/1915 tarihli telgraf ihtidanın durdurulmasını ve din değiştirenlerin de tehcire gönderilmesini istiyor. Bu içerikteki bir emir 22/7/1915`te tekrarlanıyor, çünkü yerel mülki amirlerin birçoğu bu arada merkeze ihtidanın devam ettirilmesine yönelik taleplerde bulunuyorlar.

Derken tehcirin büyük çapta gerçekleşmesinin ardından 25/10/1915 tarihli telgraf “ekim sonundan itibaren” ihtidanın yeniden serbest olduğunu müjdeliyor. Nitekim 4/11/1915 tarihli tüm vilayetlere gönderilen `mahrem` ibareli emirde ihtidanın kabul edildiği bildiriliyor.

Suriye`ye verilen talimatlar ise daha da ilginç. İhtidanın serbest olduğunu söyleyen 22/6/1915 tarihli telgrafın hemen ertesi günkü (23/6/1915) telgraf aynı yöreden gelen Ermenilerin dağıtılmasını, okul açmalarının yasaklanmasını, yerleştirildikleri köylerin birbirinden en az 5 saatlik mesafede olmasını istiyor. Yani hükümet asimilasyondan yana bir tavır alıyor ve asıl önemlisi bu emirler henüz tehcir kafileleri o bölgeye varmadan veriliyor. Diğer bir deyişle İttihatçı hükümet elinde olmayan nedenlerle ortaya çıkmış bir duruma çözüm aramıyor. Önceden planlanan bir duruma ilişkin olarak tasarrufta bulunuyor… Nitekim bir yıl sonra 1916 ilkbaharında Halep çevresinden başlayan ve Hama, Humus ve Şam`a yayılan yeni katliam dalgasında ise bu kez Ermeniler Müslüman olmakla ölüm arasında tercih yapmak zorunda bırakılıyorlar.

Ermeni çocuklar meselesi bu tabloda başlı başına ayrı bir strateji olarak yer alıyor, çünkü tehcirden önce planlanmış olan bir asimilasyon politikası ile karşılaşıyoruz. Bu konuda ilk telgrafın tarihi 26/6/1915 ve Eğitim Bakanlığı`ndan gönderiliyor. Akçam bu durumun bir bakanlar kurulu kararının varlığını ima ettiğini vurgulamakta. Şifreli ve gizli ibareli bu talimatın ardından 12/7/1915`te, okunduktan sonra imha edilmesi istenen bir telgrafla İçişleri Bakanlığı aynı emri tekrarlıyor ve `öksüz kalabilecek` çocukların Müslümanlaştırılmasını istiyor. Diğer bir deyişle daha tehcirin başlarında birçok çocuğun öksüz kalabileceği öngörülüyor…

Akçam, genel bir tavır olarak Müslüman ailelerin Ermeni çocukları evlat edinmelerinin teşvik edildiğinin, genç Ermeni kızların evlilik yoluyla Müslümanlaştırılmasının bir devlet politikası olduğunun altını çiziyor. Bu arada eşrafın da bu tür evlat edinmeleri ve evlilikleri niçin tercih ettiğini anlıyoruz, çünkü Müslüman aile veya damat, böylece Ermeni ailenin mal varlığına sahip olabiliyor…

Tarih iç zenginliği olan karmaşık bir hikaye… Hamasete hiç gelmiyor.

 Zaman

———————————-
Etyen Mahçupyan
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI
[catlist name=”Etyen Mahçupyan”]