İdam gömleği`ni siyaset terminolojisinden çıkartmak – (Kürşat Bumin)

0
158

“Dünyanın hangi uygar ve demokratik ülkesinde cumhurbaşkanları ve başbakanlar siyasete atılırken `valizleri`ne `idamlık gömlek` ve `asılacak ip` yerleştirerek `siyaset seyahati`ne çıkarlar… (…) Siyasetin sürekli darağacı tehdidi altında tutulduğu bir ülkede, kim siyasete girmek ister?”

Başbakan`ın geçen hafta İzmir kongresinde yaptığı –ve bir kere daha “kefen-siyaset” ilişkisinden söz ettiği– konuşma metnini internette ararken Cengiz Çandar`ın epeyce yıl önce Sabah gazetesinde konuya ilişkin yayımladığı yazı ile de karşılaştım.

Bilmiyordum doğrusu; meğer Tansu Çiller de zamanında “kefen-siyaset” ilişkisine dair sözler etmiş. Çandar`ın yazısından devam edelim:

“Tansu Çiller, `İnsan politikaya girerken ipini de yanında getirir. Ben de ipimi yanımda taşıyorum` demiş… O `ip` asılması için kullanılacak ip… Yani, ya ipini kendi çekecek, ya da idam sehpasında celladı…

Benzer sözleri ölümünden kısa bir süre önce Cumhurbaşkanı Turgut Özal da sarfetmişti. `Siyaset adamının bir bayramlık, bir de idamlık gömleği vardır. Bu işe girerken bunu biliyordum` demişti.”

Çandar, bu hatırlatmayı yaptıktan sonra bizde hâlâ tedavülde olan bu benzetmeye ilişkin –haklı olarak- şöyle demiş:

“Dünyanın hangi uygar ve demokratik ülkesinde cumhurbaşkanları ve başbakanlar siyasete atılırken `valizleri`ne `idamlık gömlek` ve `asılacak ip` yerleştirerek `siyaset seyahati`ne çıkarlar… (…) Siyasetin sürekli darağacı tehdidi altında tutulduğu bir ülkede, kim siyasete girmek ister?”

Başbakan Erdoğan da, İzmir Kongresinde benzer şekilde “siyaset” ile “idam gömleği” ilişkisini –bu kez “kefen” dolayımı ile- şöyle kuruyor: “Demirel ne diyor `28 Şubat`ı sorgulayanları birileri de gelir onları sorgular`. Yazık yazık, neyse ki yapanın yanına kâr kalmıyor… Bu tür adımlarla bizi ürkütemezsin… Biz kefenimizle yola çıktık onunla yol almaya devam edeceğiz.. Allah`ın izni ile Türkiye bugün 26. büyük ekonomi olmaktan 17. sıraya çıktı.”

Çandar`ın biraz önce aktardığımız yorumunu bir kere daha aktarmanın yeridir herhalde: “Siyasetin sürekli darağacı tehdidi altında tutulduğu bir ülkede, kim siyasete girmek ister?”

Siyasetin ya da daha doğrusu siyaset yapmanın “idam gömleği”ni çağrıştırması sadece bu ülkede karşılaşılan bir durum olmadığını biliyoruz. Siyasi tarih bunun örnekleriyle dolu. Üstelik bu örnekler “eski rejim”ler dönemiyle sınırlı da değil. Hatta siyasetin Fransız Devrimi ile içine girdiği modern dönem “siyaset-idam-gömleği” ilişkisinin eskiye kıyasla hepten zıvanadan çıktığını öreklerle dolu. Devrim`i ve “Terör”ü hatırlayalım…

Siyasetin “idam gömleği”ni çağrıştırması, fazla gerilere gitmeden taze örneklerle de hatırlanabilir. Ancak bu örneklere ilişkin olarak şu soruyu sormamız gerekir: Bu örneklerin yaşandığı ülkeler-toplumlar “siyaset”i ne derece düşünmüş, çalışmış ve hayatlarının ayrılmaz bir parçası haline getirmiştir?

Bu hatırlatmayı şu soruya cevap arayalım diye yapıyorum: 2012`nin Türkiye`si de –işlerin epeyce zamandır yolunda olduğu demokrasiler gibi– “idam gömleği” telaffuz edilmeden “siyaset” konuşulabilecek bir ülke haline gelmedi mi hâlâ? Ülkenin seçimle işbaşına gelmiş siyasi iktidarına siyasi nedenlerden dolayı “idam gömleği” giydirilmesinin üzerinden az buz değil, yarım asırdan fazla zaman geçti…. 27 Mayıs sonrasında bu toplum çok sayıda “idam gömleği”ne şahit oldu tabii ki; ama unutmayalım ki başlarına gömlek geçirilenler, birer siyasi şahsiyet olmalarına rağmen “siyasal iktidar”a dahil değildiler…

Dolayısıyla, Tansu Çiller`in “ipini” yanında getirdiğini söylemesi, “idam gömlekleri”nin milletin başına geçirildiği dönemde Hükümet`in has bir üyesi olan Özal`ın siyaset-idam ilişkisini hatırlatmasını ciddiye almamak gerekir.

Bana sorarsanız, Başbakan Erdoğan`ın son olarak İzmir kongresindeki konuşmasında karşılaştığımız gibi siyasetten söz ederken idam gömleğini hatırlatması da doğru ve yararlı bir tutum değildir… Bir taraftan ülke-toplum hızla değiştiğini, siyasetin daha geniş kesimlerin ilgisini çektiği, siyasetin içeriğinin zenginleştiğini söyleyeceksiniz, ama öte yandan da “siyaset” ve “idam gömleği” ilişkisinin varlığını sürdürdüğü hususunda ısrarcı olacaksınız…

“Siyaset”in büyük kahramanlıklar, fedakarlıklar gerektirdiğini, hatta bu pratiğin sonunda “şehitlik” mertebesine ulaşmayı bile barındırdığını söylemek bugün için artık doğru değildir. “Siyaset” artık çoktandır, herkesin bir ucundan tuttuğu (tutmasının arzu edildiği) hep birlikte kotarılan, düşünce-fikir üreten, çerçevesi artık çok gelişmiş ve zenginleşmiş bir alandan ibarettir. Artık hiç kimseden “idam gömleği”ni ya da “kefenlik bezini” yanında taşımasını talep etmemektedir… Güzel bir iştir yani….

Siyaseti idam gömleği ile birlikte anılması, ortaya bu çerçevede sarf edilen sözler üzerine son derece can sıkıcı çeşitlemeler yapılmasına fırsat vermesi açısından da sakıncalı bir tutum. Bakın mesela şu “dehşet verici” örneğe.

Başbakan`ın İzmir konuşmasından ilham alan gazetecinin biri bir televizyon programında bakın neler söylemiş:

“Bir `kişi ben kefenimi giyip geldim` demeseydi bugün faiz yüzde 8 olmazdı, bir kişi `ben kefenimi giyip geldim` demeseydi bugün Ergenekon operasyonları yapılamazdı. Bir kişi `ben kefenimi giyip geldim` demeseydi Türkiye`deki mafya yapılanması çökmezdi. Geldi ve `Ben kefenimi giyip geldim kardeşim. Sende kefenini giyip geldiysen gel. Her kimsen. Faiz lobisi misin, yerleşik düzen misin, Ergenekon yapısı mısın, yerleşik medya mısın?` dedi. Ve bu düzen değişmeye başladı. Bugüne kadar kefenini giyme cesareti gösteremeyen başbakanlar yüzünden biz bu ıstırapları çektik.”

Görüyorsunuz değil mi? Adet yerini bulsun kabilinden sarf edilen bir söz fırsat bekleyenlerin elinde ne kılıklara
sokulabiliyor…

 Yenişafak

———————————-
Kürşat Bumin
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI