İçinde Yaşadığımız Zamanın Ruhunu Kavramak – (Turgay Aldemir)

0
125

Yaşlanmış kirlenmiş bir dünyada yaşıyoruz. Arz, yeryüzü hoyratça tahrip ediliyor. Yeryüzünü imar etmesi gereken insan hızla bir girdaba sürükleniyor.
Yaşlanmış kirlenmiş bir dünyada yaşıyoruz. Arz, yeryüzü hoyratça tahrip ediliyor. Yeryüzünü imar etmesi gereken insan hızla bir girdaba sürükleniyor. 

Üretilen bilgi ve teknoloji bizi bencilleştirdi. İletişim çağında her şeye her an her yerde ulaşmak mümkün, fakat biz kalabalıklar içinde yalnızlaştık. İnsanlığın en kadim ocağı aile artık geleceğin teminatı olan değerler üretmiyor bilakis parçalanıyor.

Aile fertleri aynı dili konuşmuyor. Evler barınma yerine dönüştü. Aile fertleri birbirinin sıkıntılarını paylaşmıyor, dertler yük görülüyor. Mekânsal bir beraberlik var, ancak ruhsal ve duygusal kopuş derinleşiyor.

Bunca tarımsal ve sanayi üretimine rağmen dünyanın bir tarafı obezite ile mücadele ederken diğer tarafı kuru ekmeğe muhtaç.

Artık bu sınıfsal parçalanmışlık aynı ülke ve şehirlerde yaşanır oldu.

Her şey hırs ve iktidar uğruna alınır satılır hale geldi.

Eğitim, insanı insanlaştırıp özgürleştirmesi gerekirken, sınırlandırıyor ve insanı bir takım kalıplara mahkûm ediyor.

Hülasa insan insanın kardeşiyken kurdu, hasmı ve düşmanına dönüşüyor.

Bu yaşanılanlarla uyumlu bir sessizlik kültürü içerisinde yok olup gidemeyiz.

Bizler özgür özneler olmalıyız. Bu yaşanan trajedi karşısında etken, belirleyici olabildiğimiz oranda insanlaşırız.

Akleden, düşünen eleştirel farkındalıkla olaylara yaklaşan beyinlere insanlık muhtaç.

Mevcut eğitim sistemi bu sessizlik kültürünü besleyen başlıca araçlardan biridir. Kişinin kendini merkeze koyması, bana dokunmayan yılan bin yaşasın anlayışı ve insanların başkalarının omuzlarına basarak yükselme arzusu mevcut eğitim sisteminin yansımalarıdır.

Tarihin sonunun gelmediğini olaylara sosyal bakışımızla ortaya koymalıyız.

Sosyal bakış varlık alemindeki tüm yaratılanlarla uyum içinde olma hassasiyetidir. İnsanlıkla ve tabiatla sosyal ortaklıklar kurabilmeliyiz. Kurulan bu ortaklıklardan toplumsal ve evrensel mutabakatlar yapılabilmelidir.  Bugünkü bu çarpık sistemi bu sosyal bakışla ta yüreğimizin derininden başlayarak reddetmeliyiz. Ancak o zaman değişim başlar ve farklılıklar tehdit değil zenginliğe ve paylaşıma dönüşür.

Değişim ve devrim içinde yaşadığımız toplumun ızdıraplarını işitmekle, akletmekle, dertlenmekle kendi içimizde başlar ve dışımıza doğru dalga dalga büyür.

Sözüm ona ileri teknoloji hızla toplumumuzu nesneler haline getiriyor ve bizi bu çarpık sistemin mantığına uygun şekilde programlıyor.

Bu durumun gerçekleşme derecesine göre de yeni bir sessizlik kültürüne gömülmüş hale geliyoruz.

Eleştirel bilinci açarak akleden düşünen karar veren insanlar olmalıyız.

Bilincimizi bu hakim sessizliğe karşı açık tutup içimizdeki vicdanın sesini açığa çıkarmalıyız.

Eleştirel bilinci açmanın yolu korkularımızla yüzleşerek, onları yenmekten geçer. Özgürlük zaten insanın bedenini ve bu dünyadaki kazanımlarını tehlikeye atmasıyla oluşan farkındalıktan beslenir.

Özgürlüğünü kazanmış bir kişi ve topluluk yalın haldeki bu dünyayla yüzleşmekten, onu işitmekten ve o dünyayı görmekten korkmaz.

Biz inananlar görüp ve işittiğimiz vicdanımızda hissettiğimiz bu dünyaya karşı sessiz kalamayız. Ses vermeliyiz.

Bizim değer dünyamızda haksızlık karşısında susmak, dilsiz şeytanlıktır.

Gördüğümüz herhangi bir kötülüğe önce elimizle engel olur yerine doğrusunu koyarız. Buna gücümüz yetmiyorsa hakikati dilimizle ortaya koyarız. Haksızlığa ve haksızlık edene karşı haklının, zayıfın yanında ses veririz. Eğer buna da güç yetiremiyorsak en azından kalbi olarak karşı durup safımızı belirleriz. Bu üç sınıfın dışında kalanlar derin sessizlik senfonisine katılmış, arzu ve korkularının esiri olanlardır. Tarihin her döneminde nice ilim, makam, imkân sahibi insan hakikat ve zulüm karşısında s
essiz kaldığı için acze düşmüş ve bedbaht olmuştur.

Neslin ve arzın kirlenmesine karşı kim ses verecek denildiğinde, korkmadan, etrafına bakmadan ben adaleti ayakta tutacağım, zalime karşı duracağım, haksızlıklara örgütlü iyilik hareketleriyle ses vereceğim diyebilen özgür akleden özne insanlar tarihin akışını değiştirmiştir. Bugün de bu özgür özneler global sessizliği bozacaktır.

İslam dünyasının birçok yerinde on binlerce hafız yetişiyor.

Medreseler, okullar, cemaatler, gruplar mevcut. Fakat bu yetişen insanlar, insanlığın yaşadığı bu ızdırabın sesini çoğu zaman hissetmiyor ve işitmiyor.

Klasik kelami ve fıkhi kalıpların tartışmaların içinde sessizliğe gömülüp birbirlerini tüketiyorlar.

Bu tartışmalar kadim gelenekler adına yapılıyor. Oysa gelenek yakılan adalet ve özgürlük ateşinin küllerini saklamak değil,  o ateşi canlı tutmaktır.

Ateşin canlı kalmasının yolu; zamanın ruhunun idrakiyle, , eğitimde, bürokraside, siyasette, çarşıda pazarda evde yaşanan sorunlara çare üretecek nefes verecek bir din anlayışıyla mümkündür. Bu da din dilinin canlı, güncel hayatın içinde bir dinamizm kazanmasıyla başlar.

İşte o zaman okuduğumuz Kur’an, hadis, tarih, yaptığımız cemaat, cemiyet çalışmaları bize ve içinde yaşadığımız topluma ruh verir, diriltir umut aşılar.

Biz etrafımızdaki bu çarpıklıklara karşı vicdanımızda sızı duyup çözüm için çare aradığımız oranda Kur’an’ın vicdani kapıları bize açılacaktır.

İçinde yaşadığımız hayata vicdanımızı açıp dertlendiğimiz oranda Allah da bize kelamının ve rahmetinin kapılarını açar.

Öğrendiğimiz bilgileri ete kemiğe büründürüp, hakkın, adaletin, merhametin içinde yaşadığımız zamana taşıyıcısı oluruz.

Aksi takdirde sokağa, eve, hayata inmeyen insanda davranışa dönüşmeyen çabalar ölüdür.

Balçıktan yaratılan biz varlıkları insan yapan, diri kılan Allah’ın bize üflediği içinde (sevgi, merhamet, adalet, paylaşım) olan ruhudur.

Allah, ölüm sessizliğine bürünmüş, çamurlaşmış insanlığa tekrar bizim elimizle adaleti hakim kılmak istiyor. Yeniden adaletin hâkim olması çabası içinde olmaya ne dersiniz…

Özgün Duruş

———————————-
Turgay Aldemir
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI