İçerden bir çığlık – (Ahmet Taşgetiren)

0
129

Önümde bir açık mektup var; Fethullah Gülen’e yazılmış. Altında “Cemaat abilerinden bir grup” diye bir imza var. Açık isimler yok. Ama mektubun muhtevasına baktığınızda “içerden” bir grubun yazdığını anlıyorsunuz.

“Sıkı dokunmuş” bir hareketin çözülmesinin kolay olmadığını, bizzat kendi tecrübemle biliyorum. Mücadele Birliği'nden ayrıldığımda en yakınlarımı ikna edememiştim. Cemil Çiçek'ler bir grup olarak benden önce ayrılmıştı. Onlarla ilişkiyi kesmiştik. Ben 1978'de ayrıldım. Aradan beş-on yıl geçti, ayrıldığımda bana inanmayanlar da ayrıldı. “Lider”e yakın olmuşlardı ve “Liderin arkasından gidecek birisi olmadığı”nı görmüşlerdi. Ama hala ayrılamayanlar var. Bu da işin başka dramatik yanı. “Büyünün bozulması” kolay değil.

Önümde bir açık mektup var; Fethullah Gülen'e yazılmış.  Altında “Cemaat abilerinden bir grup” diye bir imza var. Açık isimler yok. Ama mektubun muhtevasına baktığınızda “içerden” bir grubun yazdığını anlıyorsunuz. Belki ilerde açık imza ile de ortaya çıkarlar.

Mektup bence çok önemli. “Cemaat” bünyesinde şu veya bu sebeple bulunmuş herkesin okuması lazım.

“Yapı”ya ilişkin pek çok değerlendirme yansıyor medyaya. İtiraflar var, (Ferhat Sarıkaya'nın, Muhammed Uslu'nun itirafları) onlar da çarpıklığı her haliyle ortaya koyuyorlar. Ancak bütün iddiaların varıp, “Savaşta her şey meşrudur” gibi bir zihniyet duvarına çarpıp parçalanması muhtemel. “Biz bunları biliyorduk ve ulvi bir dava için bunların yapılması meşru” gibi bir zihniyet duvarı, her gayr-ı meşruluğu hazmedebilecek kapasite oluşturuyor. Ne yazık ki.

Bu mektup “içerden” bir mektup. Yapı bünyesindeki “samimi” insanların yaşayacağı yıkımı gören ve buna rağmen  “Haydi bir cesaret gösterin, bu bile bir kurtuluştur” diyen bir ses. Tabandaki insanların bilemeyeceği, vakıf olamayacağı bilgilere vakıf olan bir grup bu.

Yapı bünyesindeki insanlar belki medyada yazılıp çizilenleri, “düşmanca, ön yargılarla” yazılmış şeyler diye okuyup, bağlılığı sürdürme gerekçesi olarak değerlendirebilirler. Oysa bu mektubu, diyelim bir ay, iki ay, beş – on ay, bir – iki sene sonra kendilerinin yazacağı mektuplar olarak okuyabilirler. O zaman diyelim “Gülen'in fetvası ile” başını açan kadın, eşine başını açtıran subay, çalınmış sorularla sınav kazanan ve ahirette bunun hesabını nasıl vereceğinin derdine düşen genç yürek yangınını nasıl söndürecek? İnsan, kendi vicdanına ne kadar baskı yapabilir ki? Hele o vicdan, “Allah korkusu” ile de yüklenmişse… Harp hiledir anladık, yahu arkadaş, yanıbaşındaki kardeşine karşı da mı hiledir harp? Siperdeki arkadaşını vuracak kadar da mı hiledir harp?

Mektubun sonunda şöyle deniyor:

“Son olarak cemaate Allah yolunda hizmet etmek için gönül vermiş, masum ve kandırılmış kardeşlerimize seslenmek istiyoruz. Bir kısmınız son 3-4 yıl içinde durumu anlayarak cemaatten koptu, fakat bir kısmınız da karşı propagandalara inanarak, bunca yıldır yüksek idealler peşinde koştuğunuzu düşündükten sonra cemaat üzerinden kimlik bulmanın da etkisiyle cemaatten ayrılamadınız. Fakat lütfen bu darbeyi cemaatin yetiştirdiği askerlerin yaptığı bu kadar netken, halen bu işin bir İslam davası olduğunu sanmaya devam etmeyin. İslam tarihi çok kalleş gördü ama bu derece bir kalleşlik hiç bir zaman yapılmamıştı. Sadece siz değil, hepimiz, tüm ülke olarak kandırıldık. Fakat nefesimiz daha bitmedi. Bundan sonraki hayatımızı yaptığımız hataları düzeltmek için kullanma imkanımız halen var. Sizin de kabul edeceğiniz gibi insanların ne dediği az önemlidir, esas önemli olan Allah’ın ne dediğidir. Allah doğruluk, adalet, merhamet üzeredir ve bizden de öyle olmamızı ister. Allah tövbeleri kabul edendir, yeter ki tövbe etmeyi bilelim.”

Mektup, bu çağrı paragrafına gelinceye kadar “Yapı içi”  çok önemli bilgiler veriyor. Bence mektubu anlamlı kılan hem bu inandırıcılığı, hem de samimiyeti.

Yapı içinde çok samimi insanların bulunduğunu biliyorum. Bence “Aklımızı kurtarma” zamanı geldi, geçiyor.

Yazının devamı için tıklayınız!

———————————-

Ahmet Taşgetiren

 

DİĞER KÖŞE YAZILARI