I. OTURUM: Türkiye’deki Çağdaş İslam Düşüncesinin Kritiği

0
117

12. Anadolu Buluşması’nın “Türkiye’deki Çağdaş İslam Düşüncesinin Kritiği” başlıklı I. Oturumunda Prof. Dr. Hüsamettin Arslan ve Yrd. Doç. Dr. Mehmet Ulukütük birer sunum yaptı. İşte o sunumlar:

12. Anadolu Buluşması’nın I. Oturumu “Türkiye'deki Çağdaş İslam Düşüncesinin Kritiği” başlığıyla yapıldı. Doç. Dr. Niyazi Özdemir’in yönettiği I. Oturumda; Prof. Dr. Hüsamettin Arslan ve Yrd. Doç. Dr. Mehmet Ulukütük birer sunum yaptı.

Doç. Dr. Niyazi Özdemir ilk olarak söz hakkını Prof. Dr. Hüsamettin Arslan’a verdi. Arslan “Yerlilik Sorunu (Tarihi Bağların Kurulamaması) başlıklı sunumunda yerli olma meselesi üzerinde durarak “Yerli olmak neden mesele? Osmanlı zamanında da var mıydı? Olmadığını zannediyorum. Yerli olmak sorunu kendimiz olamamak sorunudur. Eğer Türkiye’de bu bir meseleyse kendimiz olamama meselesidir. Kendimiz olamadığımız için bunu bir mesele olarak görüyoruz” dedi.

“Dünyada yerli olmak; bir yerde, bir yerli, yerinde olmak, Türkiye’de olmak, Türkiyeli olmaktır” diyen Prof. Arslan; “İslamcı yerli bir terim değildir, fakat İhvan-ı Müslimin yerlidir. ‘Hepimiz İhvanı Müsliminiz’ demek farklı, ‘İslamcıyız’ demek farklı” şeklinde konuştu.

Prof. Dr. Hüsamettin Arslan sunumunda özetle şunları dile getirdi:

Eğer evrensel olduğumuzu iddia ediyorsak, dünyaya belirli bir yerden değil, dünyanın dışından bakıyoruz demektir. Belli bir kültür içinden değil, kültürler üstü bir yerden bakıyoruz demektir. Bana göre bu ‘Allah olmak’ iddiası demektir. Çünkü Allah yaratıcıdır, her yerden bakabilir. İnsan kusurlu bir kul olduğu için evrensel bir yerden bakma yetkisine sahip değildir. Sadece Allah bu yetkidedir. Çünkü o her yerdedir. Biz ise yerimizdeyiz. Yerliyiz…

Biz kullar olarak bir yerden bakan, dünyanın bir yerinden bakan insanlarız.

Neysek oyuz, neredeysek oyuz

Mesela bilimden bile baksan bir yerden bakıyorsunuzdur. Allah’ın bulunduğu konumdan bakmıyoruz. Ona iman ederken de bir yerden bakıyor, bir yerden okuyoruz. Neysek oyuz, neredeysek oyuz. Buradan yola çıkarak onu anlıyoruz. Böyle yapmadığımızda şirk koşmuş oluyoruz.

Bana göre İslam dünyasında Hizbullah diye bir kavramın olması kabul edilemez. Allah’ın partisi olmaz, bu şirktir.

Yerli olmayı kendisi olmak olarak anladığımız zaman dünyayı görmemiz gerekir.

Atalarımız bizim gibi düşünmemişler, kendi bulundukları yerden Grek metinlerini almışlar. Kendi dönemlerinin yabancı dünyasını anlamayı denemişler. Bizim coğrafyamızdaki Müslüman düşünürler hem kendileri kalmışlar hem Grek düşüncesine açılmışlar. Bu, şu anda bile anlaması zor bir durumdur.

Dünya tarihinde iki gelenek var; Hz. İbrahim geleneği (Kudüs) bir de Grek geleneği (Batılıların geldiği…)

Biz Sami, Hz. İbrahim geleneği içinde yer alıyoruz. Bu anlamda Hıristiyanlar ve Yahudiler de o geleneğin içinde…

Bu anlamda ben, Müslüman dünyanın Batı geleneğini çok iyi tanıması gerektiğini düşünüyorum.

Enternasyonelizm perspektifiyle sorunlarımıza çözüm bulacağımızı düşünmüyorum. Bu açıdan yalnızca Allah bakabilir. Sosyalizm bu açıdan baktığını söyledi, ama milyonlarca insanı bu uğurda doğradı.

Bizim anlayışımızda ne kadar insan varsa Allah’a giden yol sayısı o kadardır. Kendisininkinin en doğru olduğunu söyleyen insan şirk işliyor demektir.

Biz ne zaman yerli olabiliriz?

Tarihin bize bıraktığı kültürün son neferleri olduğumuzu bildiğimiz zaman, her ne olursa olsun Türkiye’nin çıkarlarını düşündüğümüz zaman yerli olabiliriz. Mevlana’nın pergeli olduğumuz zaman…”

Meselesi olanın mesuliyeti olur!

Prof. Arslan’ın sunumundan sonra “Entelektüel Çölleşme / Düşünsel İçe Kapanma” başlıklı sunumunu yapması için mikrofon Yrd. Doç. Dr. Mehmet Ulukütük’e bırakıldı.

İnsanların, sorunlarıyla yüzleştikçe onları aşabileceklerini belirten Yrd. Doç. Dr. Ulukütük İslam dünyasının çöle dönüşmediğini, ama bu algının çok kanıksandığını, benimsendiğini ve artık fiili bir duruma dönüştüğüne dikkat çekti.

Ulukütük konuşmasında özetle şunlara değindi:

“Batılı tarih yazarları, ‘İbni Rüşd’ten sonra İslam dünyasında felsefe bitti, ondan sonra kimse gelmedi’ gibi söylemleri yaydılar. 13. yüzyıldan sonra fiilen durduğunu metinleriyle Müslümanlara kabul ettirmeye çalıştılar. Otantik düşünceyle bağı kopan insanlar bunlara kolayca inandılar. Bundan sonra ahlaki, ilmi ve siyasi çözülme başladı. Bu üç çözülme birbirini tetikleyerek gerçekleşir.

Tarihsel geleneğimizi yok sayma, mirasımızı ötekileştirme faaliyeti yapıldı.

İslam dünyasını besleyen klasiklerimiz, kanunlarımız yok. Bu yüzden ortak bir hissimiz yok. Kanunlar olmayınca da değişkenler yumağına dönüşmeye başladık. Hayat görüşü dediğimiz o bütünlükten kaybolduk. Adalet, ehliyet, liyakat dengesi bozuldu. Osmanlı’da medreselere torpil girince bozulma başladı.

Dünyayı kendi etrafında döndüğünü sanan bir içe kapanma süreci yaşandı.

Olayları anlamlandıramadık. Yaşanan problemleri bir problem olarak önümüze koymadık. Bir meselesi olanın bir mesuliyeti olur. Biz meseleyi önümüze koyup tartışmadıkça mesuliyet de alamadık. En sıkıntılı problemlerimizi kendi dilimizde, kendi dünya görüşümüzle ele almadık. Onların dilleriyle, ifadeleriyle tanımlamaya çalıştık. Eleştirel düşünceden yoksun dinsel iktidarla çalıştılar.

Entelektüel, zayıfın yanında durandır!

Bir de köylülük meselesi var. Toprakla, tarımla alakalı bir köylülükten bahsetmiyorum. Bir meslek, bir bilgi, ilim sahibi olmaktan ziyade, bir makam sahibi olmayı önemseyen bir köylülük anlayışı var. Acelecilik ufuksuzluk gösterişlilik…

Platon’un üniversitesinde, kapıda ‘geometri bilmeyenler giremez’ yazıyordu.

Epistemoloji ve teknik meseleler ertelenebilir. Fakat etik meseleler ertelenemez. Köprü, yol, havalimanı yapımı ertelenebilir, ama insanları adalete, liyakate davet etmek ertelenemez. Torpilin, yalakalığın olduğu yerde kimse gelişemez. Bizler de artık, ‘geometri bilmeyen üniversiteye giremez’ diyeceğiz.

Ne yapmalı?

Üniversiteler, sayılabilen şeylerle sayılamayanların açıklanmayacağını anlatabileceğimiz yerlerdir.

Okçular tepesi önemli, fakat bilim tepesi, sanat tepesi de önemli.

Entelektüel, zayıfın yanında durandır. Yanlışlıklar hakkında mazeret üretemez. Entelektüel, içinde yaşadığı toplumu utandıran sorular sorabilen kişidir. Yapması gereken en son şey nabza göre şerbet verip dinleyicilerin hoşuna gitmesi için onları rahat ettirecek sözler söylemesidir.

Entelektüel, üzerine vazife olmayan işlere karışan insandır. Sadece kendi konularıyla ilgilenip bütünlüğü görmeyen, kendi dışındakilere kör olan insan entelektüel değildir. Bunu şunun için de söyledim; 15 Temmuz gecesini alnımızın akıyla atlattık. Ama buna sebep olan FETÖ hareketi kendi içine kapanıp, kendi yanlışlarına meşruiyet bulup bu hareketi başlattı.”

Yrd. Doç. Dr. Ulukütük’ün konuşmasını tamamlamasının ardından oturum başkanı Doç. Dr. Niyazi Özdemir genel bir değerlendirme yaptı. Daha sonra katılımcılardan gelen sorulara geçildi. Soru-cevap faslının ardından I. Oturum sona erdi.  

I. Oturumun videoları: 

I. OTURUM: Türkiye’deki Çağdaş İslam Düşüncesinin Kritiği – 1

.

I. OTURUM: Türkiye’deki Çağdaş İslam Düşüncesinin Kritiği – 2