Hz. Peygamberin Gençliğin Eğitimine Yaklaşımı

0
157

Hz. Peygamber, gençlerin terbiyesine son derece önem vermiştir. İşte Hz. Peygamberin gençlere uyguladığı eğitim metodundan bazıları:

İslam’a göre eğitimin gayesi, iyi ve mükemmel insan yetiştirmek, çocukları hayata ve istikbale hazırlamaktır. Bunu yaparken İslam dininin amacı daima göz önünde bulundurulmuştur.

Bu bakımdan İslam eğitimcileri, İslam terbiyesini, İslam dini esaslarına uygun olarak insan fikrini geliştirme, davranış ve duygularını tanzim etme, fikir ve düşüncede, usul ve nizamda doğru yolu gösterme, dünya ve ahirette mutlu olacak iyi insan yetiştirme sanatı biçiminde tanımlamaktadırlar.

Toplumu fertler oluşturmaktadır. Ferdin sağlıklı bir eğitimden geçmesi ve buna bağlı olarak eğitimin amacına uygun hale gelmesi, toplumun huzur ve ahengi için şarttır. Bundan dolayı Hz. Peygamber, fertlerin eğitimine, bunlar arasında da çocuk ve gençlerin terbiyesine son derece önem vermiştir.

Allah’ın Elçisi, bu eğitimi gelişigüzel bir biçimde yapmamış, gençlik psikolojisini dikkate alan son derece önemli metotlar uygulamıştır. O, uyguladığı bu metotlar sayesinde çoğu insanî değerlerin yok olduğu bir toplumu, bütün zorlukları aşarak, insanlığın imrendiği bir millet haline getirmiştir.

Onun, gençlerin eğitimiyle ilgili olarak kullandığı metotları ana hatlarıyla 4 grupta toplamamız mümkündür:  

1. Gençlerin duygularına hitap etmesi,

2. Gençleri utandırmaktan sakınması,

3. Gençlere yumuşak ve müsamahalı davranması,

4. Soru sorarak gençlerin ilgisini çekmesi,

 

1. Gençlerin Duygularına Hitap Etmesi

Hz. Peygamber, eğitime tabi tutacağı insanların içinde bulundukları durumu daima göz önünde bulundurmuş, öğrenmeyi verimli bir şekilde sağlayan sosyal ve psikolojik şartları her zaman dikkate almıştır.

Allah Elçisinin, insanları eğitirken dikkat ettiği hususlardan biri, karşısındaki insanların seviyelerine göre eğitim metodu uygulamaktı. Nitekim o, bu konuda, “Biz peygamberler, insanlarla zekâ seviyelerine uygun olarak konuşmakla emrolunduk” buyurmuştur.

Hatta insanların anlayış kapasitelerinin yeterli olmayışı veya yanlış değerlendirebilecekleri gerekçesiyle bazı şeylerin henüz bilinmemesini istemiştir. Bunu isterken, kişilerin seviyelerinin bunları doğru yorumlayacak düzeye henüz gelmediğini düşünmüştür.

Hicret sırasında on yedi yaşında bulunan Muaz b. Cebel’in naklettiğine göre, Hz. Peygamber, “Allah’tan başka bir ilah olmadığına, Muhammed’in Allah’ın Resûlü olduğuna kalpten inanan herkese Allah cehennemi haram kılmıştır” buyurmuştur.

Bunun üzerine Muâz, “Yâ Resûlallah! Bunu insanlara haber vereyim mi?” demiş, Hz. Peygamber de cevaben “Vermesen daha iyi olur. Çünkü o zaman buna güvenirler” diye karşılık vermiştir.

Ancak Muâz, Hz.Peygamber’in öğrettiği bir meseleyi gizlemenin günahından kaçınarak vefatı anında bunu açıklamıştır.

Allah’ın Resûlü, insanlarla daima onların anlayacağı tarzda konuşmuştur. Gençlerin eğitiminde de onların anlayış kapasitelerini dikkate alıyor, temayüllerine ve karakterlerine uygun olan metotlarla onlara yaklaşıyordu. Bazen onlara dua ederek duygu ve hissiyatlarını, kimi zaman da överek gururlarını okşamayı ihmal etmiyordu.

Abdullah b. Abbas için, “Allah’ım, onu dinde fakih kıl ve ona te’vili öğret” demek suretiyle, onun duygu ve hissiyatına hitap ederken, genç Ebû Musa el-Eş’arî’ye de, “Ey Musa! Sana Davud ailesinin sesi gibi güzel bir ses verilmiştir”, diyerek, onun gururunu okşamıştır.

Allah’ın Elçisi, gençlerin duygu dünyalarına girerken, onları başka zamanlara alıp götürmek suretiyle de bunu yapmıştır. Genç Enes b. Malik’ten rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber, “Yaşından dolayı ihtiyar bir kişiye ikramda bulunan gence, Allah, yaşlandığında kendisine ikramda bulunan kimseler lütfeder” buyurmuştur.

Hz. Peygamber bu sözüyle gençleri sanki yaşlılar diyarına götürmüş, gençlerin de yaşlanacağı ve ikrama muhtaç olacağı duygusunu onlarda uyandırmıştır.

Huneyn Savaşı’ndan sonra ganimetlerin taksim edilmesi sırasında Ensar’dan bazıları Hz. Peygamberi eleştirince, Allah Resûlü onlara hitaben duygu yüklü bir konuşma yapmıştır. Ganimet taksimine itiraz edenlerin Ensar’dan bazı gençler olduğu ifade edilmektedir. Buna göre Hz. Peygamber’in, bu konuşmayı genelde Ensar’a, hususiyle de Ensar’ın itirazcı gençlerine hitaben yaptığı anlaşılmaktadır.

Hz. Peygamber, bu duygu yüklü konuşmasıyla Ensar’ı ve tabii onların gençlerini son derece etkiledi. Öyle ki, daha az önce kendisini tenkit edenler, artık buna pişman olarak gözyaşı dökmüşlerdir. Bunda Hz. Peygamber’in duygulara hitap etmedeki ustalık ve sanatının çok büyük etkisi olduğu görülmektedir.

 

2. Gençleri Utandırmaktan Sakınması

Hz. Peygamber’in, muhataplarını eğitirken onlara karşı kırıcı davranışlar içine girmediğini, onlara kaba sözler sarf etmediğini görüyoruz. Kendisi muhataplarına kötü sözler söylemediği gibi, etrafındakilere de bu tür sözlerden uzak durmasını emretmiştir.

Örneğin, Hz. Aişe’ye, kötü sözlerden uzak durmasını, çünkü kötü sözü de, kötü sözü söyleyeni de Allah’ın sevmediğini söylemiştir. Allah’ın Elçisi, etrafındaki insanlar beğenmediği bir hareket yapsa bile, yine de onları mahcup etmek istemez, hatalarını yüzlerine vurarak onları utandırmazdı.

Hele mahcup ve utangaç kimselerin hatalarını yüzlerine söylemez, onlara daha nazik davranırdı. Hataları düzeltme konusunda Allah’ın Resûlü’nün ne kadar seviyeli ve nazikâne davrandığını Muaviye b. Hakem güzel bir şekilde anlatmaktadır.

Muaviye, Hz. Peygamber’in arkasında namaz kılarken, aksıran bir adama, “Yerhamukellah” diyerek karşılık vermişti. Çünkü namaz kılarken konuşulmayacağını bilmiyordu. Yanındakiler Muaviye’ye bakmaya başladılar. Muaviye, onlara da “Size ne oluyor ki, bana bakıp duruyorsunuz” deyince, bu defa yanındakiler onu ikaz etmek için ellerini dizlerine vurmaya başladılar. Muaviye onların kendisini susturmak istediklerini anlayınca, sustu.

Bundan sonrasını Muaviye b. Hakem şöyle anlatıyor: “Anam babam Resûlüllah’a feda olsun. Onun kadar güzel öğreten bir öğretmen hiçbir zaman görmedim. Vallahi o, namazı kılınca beni ne dövdü; ne de azarladı. Sadece namazda dünya kelamı konuşulmayacağını, ancak tesbih, tekbir yapılarak Kur’an okunabileceğini söyledi.”

Görülüyor ki Hz. Peygamber, Muaviye b. Hakem’i namazdaki hatasından dolayı azarlamamış, onu utandıracak ya da onurunu zedeleyecek herhangi bir söz söylememiştir. Onun bilmemesini normal karşılayarak büyük bir nezaket içinde öğretmenlik yapmıştır.

Henüz çocuk yaşlarında olan Ebû Râfi b. Amr el-Gıfâri hurma ağaçlarını taşlarken, Hz. Peygamber ona niçin taşladığını sormuş, o da acıktığını söylemiştir. Bunun üzerine Hz. Peygamber gayet müşfik bir eda ile taşlamamasını, ancak yere düşenlerden yemesini söylemiş ve başını okşayarak, “Allah’ım, bunun karnını doyur” diyerek dua etmiştir.

Babasının borcundan dolayı Hz. Peygambere gelen Cabir b. Abdillah kapıyı çalar. Allah’ın Resûlü, kim olduğunu sorunca hicret sırasında on yedi yaşlarında olan Cabir “Ben” diye cevap verir. Hz. Peygamber bu tarz bir cevaptan hoşlanmayarak “Ben, ben” diyerek onu ikaz eder.

Hz. Peygamber inanç ve prensiplerine ters düşen hareketleri yapan gençlere bile kaba davranmamış, onları utandıracak tarzda tenkit etmemiş, hatalı olduklarını uygun bir biçimde ifade etmiştir.

Allah Resûlü’nün en sevdiği gençlerden biri olan Usame b. Zeyd, hırsızlık yapan bir kadını affetmesi için aracı olarak Resûlüllah’a geldi. Suçlu bir kadının, asalet sahibi ve değer verilen önemli bir kişi olduğu için suçunu görmezden gelmesi isteği, Hz. Peygamberi son derece kızdırmasına rağmen, o, bu işe aracı olan genç Usame’yi utandıracak hiçbir kırıcı söz etmemiş, tepkisini onu incitmeden ortaya koymuştur.

Bu kabul edilmez istek karşısında Hz. Peygamber, minbere çıkarak, şu konuşmayı yaptı: “Ey insanlar! Sizden öncekiler, kendilerine önemli ve nüfuz sahibi bir kişi suçlu olarak geldiğinde, onun cezasını vermediler. Ancak nüfuz sahibi olmayan ve zayıf, güçsüz bir kişi suçlu olarak geldiğinde hemen cezalandırdılar. Bu adaletsizlikten dolayı da helak oldular. Allah’a yemin ederim ki, hırsızlık yapan benim kızım Fatma olsa, onun da elini keserdim.”

Böylece Hz. Peygamber hem adaletin önemini ortaya koymuş hem de genç Usame’ye, kötülüklere aracı olmamasını ima yoluyla tembih etmiştir.

 

3. Gençlere Yumuşak ve Müsamahalı Davranması

Hz. Peygamber, insanlığın olmasını gerektirdiği bütün erdemleri şahsında taşıyan biridir. O, tasavvufi bir deyimle bir “İnsan-ı Kâmil”dir. İnsanlık için bir merhamet abidesidir. Kur’an-ı Kerim’de, onun, bütün alemlere rahmet olarak gönderildiğinden bahsedilir. Onun, Müslümanlara karşı son derece merhametli olduğu, zahmet çekmelerine dayanamayacak kadar onlara düşkün olduğu vurgulanır.

Etrafındakilere karşı şefkatle davrandığı ifade edilir ve “Eğer sen kaba, katı yürekli olsaydın, kuşkusuz etrafından dağılır giderlerdi” ifadesiyle, bu gerçek ortaya konur. Bu özellikleri haiz olan Allah’ın Resûlü, bir şey öğreteceği veya ikazda bulunacağı zaman önce karşısındakini yumuşatarak gönlünü kazanır, sonra söyleyeceklerini söylerdi. O, en olumsuz şartlarda bile yumuşaklık ve ağırbaşlılığını korumasını bilmiştir.

Yumuşak huyluluk anlamına gelen “hilm” sıfatına sahip olan Allah Elçisi, en kızılacak durumlarda bile soğukkanlılığını korumuş, karşısındaki muhatabı ikna yolu ile sinirlendirmeden bilgilendirme yoluna gitmiştir. Bizzat kendisi, öğretirken azarlamamayı öğütlemiştir. Bir gün, zina etmek için kendisinden izin isteyen gence karşı ortaya koyduğu tavır, gençlerin eğitimlerini üstlenenlere örnek olacak mahiyettedir.

Kureyş kabilesinden bir genç, Hz. Peygamber’in huzuruna gelerek, “Ey Allah’ın Resûlü! Bana zina etmek için izin ver” dedi. Orada hazır bulunan sahabeden bazıları bu isteği İslam terbiyesine aykırı gördüklerinden, “Sus, sus” diyerek, genci azarladılar. İslam Peygamberi son derece sakin bir şekilde delikanlıya, “Yanıma gel, otur” diye yer gösterdi.

Sonra onunla sohbet etmeye başladı. “Söyle bakalım, bir başkasının senin annenle zina etmesini ister misin?” diye sordu. Genç “Sana feda olayım ey Allah’ın Resûlü, böyle bir şeyi asla istemem” dedi. Peygamberimiz de “Zaten hiç kimse annesine böyle bir şey yapılmasını istemez” buyurdu. Sorusuna devam ederek, “Başkasının senin kızınla zina etmesine razı olur musun?” diye sordu. Genç yine, “Sana feda olayım ey Allah’ın Resûlü, razı olmam” dedi.

Hz. Peygamber de “Hiç kimse kızıyla zina edilmesine razı olmaz” dedikten sonra, kız kardeşi, halası ve teyzesiyle zina edilmesine razı olup olmayacağını sordu. Genç, her soruda da “Sana feda olayım, hayır istemem” diye cevap veriyordu. Artık hatasını anladığını görünce Hz. Peygamber, elini bu gencin omzuna koyarak, “Allah’ım, bunun günahını affet, kalbini temizle ve uzuvlarını günah işlemekten koru” diye dua etti.

Bu genç, kendi ifadesine göre, bir daha hayatı boyunca kalbinde zina duygusuna yer vermedi. Bu genç sahabinin böyle şeylerle bir daha ilgilenmemesinde Allah’ın Elçisinin duasının bereketi olduğu kadar, ona karşı müsamahalı davranarak makul sözlerle ikna ve ikaz etmesinin de büyük tesiri vardır.

Aralarında Ebû Mahzûre isimli bir gencin de bulunduğu Kureyşli on genç Ci’râne’de, Hz. Peygamber Taif kuşatmasından döndüğü sırada namaz vakti müezzin ezan okumaya başlayınca, müezzinle alay etmek maksadıyla onu taklit ederek yüksek sesle ezan okudu.

Peygamberimiz bu gençleri duyunca yanına çağırarak hepsine de ezan okuttu. Ebû Mahzûre’nin sesini beğendi ve eliyle başını okşadı. Sonra da namaz vakti gelince, ezan okumasını emretti. Bu emri yerine getirdikten sonra; Hz. Peygamber, ona bir miktar gümüş para verdi ve kendisine dua etti.

Böylece gönlü kin ile dolu olan genç Ebû Mahzûre İslam’a ısındı ve Müslüman oldu. Allah’ın Resûlü onu Mescid-i Haram’a müezzin tayin etti. Bu hadise, Allah Elçisi’nin gençlere karşı ne kadar müsamahakâr davrandığını göstermektedir.

Allah Resûlü’nün sahip olduğu hoşgörüyü, onun gençlere gösterdiği yumuşaklık ve müsamahayı daha iyi anlayabilmek için, kendisine gençlik hayatı boyunca on yıl aralıksız hizmet etmiş olan Enes b. Malik’in sözlerine kulak vermek yeterlidir. Enes şöyle diyor: “On yıl Hz. Peygamber’e hizmet ettim. Bana bir defa bile “öf” demedi. Yaptığım bir şey için, “Niye bunu yaptın” diyerek azarlamadı. O, ahlak bakımından insanların en mükemmeliydi.”

Hz. Peygamber’in gençlere karşı son derece anlayışlı bir dost olduğunu görüyoruz. Bu konuda Ebû Malik b. Hüveyris şöyle bir hadise nakletmektedir: “Bizler birkaç yaşıt gençler Hz. Peygamber’e geldik de, yanında yirmi gece kaldık. Peygamberimiz bir ara, ev halkından kimleri geride bırakarak geldiğimizi sordu. Çünkü kendisi son derece merhametli bir dost ve arkadaş idi. Bize şöyle dedi: “Ev halkınıza dönün, öğrendiklerinizi onlara da öğretin.”

Allah Resûlü’nün, gençleri eğitirken ortaya koyduğu bu tablo, eğitimciler için çok güzel bir örnek teşkil etmektedir. Gençlere karşı sergilenen müsamahakâr tavır ve babacan tarzda bir anlayış, onların gönüllerini kazanmaya yetecektir. Zira gençlerin büyüklerden ilk önce istedikleri şey, kendilerine anlayış gösterilmesidir.

 

4. Soru Sorarak Gençlerin İlgisini Çekmesi

Hz. Peygamber’in, gençlerin eğitiminde kullandığı metotlardan biri de, soru-cevap metodudur. Hatta bu metot, onun hem en çok hem de her kesimden insan için kullandığı bir metot olarak göze çarpmaktadır. Ancak biz burada söz konusu metodun gençlere karşı uygulanışına birkaç örnek vereceğiz.

Ebû Musa el-Eş’arî, Hz. Peygamber’in, kendisini, “Lâ Havle velâ Kuvvete illâ Billahi’lAliyyi’l-Azîm” derken işittiğini söyler ve şöyle devam eder: Hz. Peygamber bana, “Ey Abdullah! Sana cennet hazinelerini kazandıracak bir kelimeyi haber vereyim mi?” diye sordu. Ben de “Evet haber ver yâ Resûlallah” dedim. Bunun üzerine Allah’ın Elçisi, “Lâ Havle velâ Kuvvete illâ Billâhi’l-Aliyyi’l-Azîm de” buyurdu.

Burada, Allah Resûlü zaten Ebû Musa’nın söylediği şeyi emretmektedir. O halde onun vurguladığı şey, Ebû Musa’nın söylediği kelimenin faziletini ortaya koymaktır. Önce soruyu soruyor, Ebû Musa pür dikkat olunca, az önce söylemiş olduğu kelimenin kendisine cennetin hazinelerini kazanacak kadar önemli olduğunu haber veriyor. Böylece Hz. Peygamber, Ebû Musa’ya, söylemiş olduğu kelimenin önemini kavratmış oluyordu.

Ebû Zer’e de, “Namazı geciktiren bir toplumun içindeyken durumun nasıldır” diye sormuş, böylece dikkati çekilen Ebû Zer, “Bu durumda siz ne buyurursunuz?” şeklinde karşılık vermiştir. Hz. Peygamber de asıl söylemek istediğini söylemiş, namazı vaktinde eda etmenin gereğine işaret ederek “Namazı vaktinde kıl, sonra işine git, sen mescitte iken namaz kılınırsa sen de namaz kıl” demiştir.

Allah Resûlü, Hz. Ali’ye sıkıntı esnasında ne diyeceğini öğretmek için önce sorusunu sormuş ve “Ey Ali! Çıkmaza düştüğünde söylemen gereken kelimeleri sana öğreteyim mi?” demiştir. Hz. Peygamber, bu kelimelerin ne olduğunu açıklamış ve “Bismillahirrahmanirrahim, velâ Havle velâ Kuvvete İllâ Billâhi’l-Aliyyi’l-Azîm” dersen, Allah sana gelecek olan belalardan dilediğini bu kelime sebebiyle önler” buyurmuştur.

Hz. Peygamber, gençlere sorular yönelterek öğreteceği konulara giriş yapması yanında, gençlerin sorularıyla da karşılaşmıştır. O, kendisine yöneltilen ve cevaplandırdığı takdirde faydalı olacağı belli olan her soruya mutlaka cevap vermiştir. Bu tür soruların Nebi (a.s.) tarafından cevapsız bırakıldığına dair tek bir misal yoktur. Bu tarz sorular ve Hz. Peygamber tarafından bunlara verilen cevaplarla ilgili olarak hadis külliyatında çokça örneklere rastlamaktayız.

Seyfullah Kara / Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi