Hizmet İçi Eğitim’de Ondördüncü Durak İstanbul-1

0
131

Anadolu Platformu’nun yaptığı “Hizmet içi Eğitim” programlarının on dördüncü durağı İstanbul’da gerçekleşti. Bölge ziyaretleri ve istişare çalışmalarının da yapıldığı program AKDAV Konferans Salonunda gerçekleşti.

Gündüz programında çeşitli Sivil Toplum Kuruluşlarını ziyaret eden Turgay Aldemir, Ramazan Kayan, Mehmet Alpcan ve Ahmet Çamurluoğlu Cuma namazı sonrası gerçekleşen Suriyeli Kardeşlerimize destek programına da katıldılar. Programda Ramazan Kayan topluluğa bir konuşmada bulundu.

STK ziyaretlerinin ilki Ensar Vakfına yapıldı. Ziyarette Ensar Vakfı Genel Müdürü Hüseyin Kader ile bir görüşme de yapıldı. Vakıf ve Dernek çalışmalarının konu edildiği görüşmede Anadolu Platformu’nun yaptığı çalışmalar ve Ensar Vakfı’nın yaptığı çalışmalar hakkında karşılıklı bilgilendirmeler yapıldı. Yeni Anayasa çalışmaları ve Eğitim sorunları da konuşulan konular arasında yerini aldı. Yeni Anayasa ile birlikte zorunlu din eğitimi meselesinin çerçevesi ve oluşturulabilecek alternatifler hakkındada karşılıklı fikir alış verişleri oldu.

Ziyaretlerin ikinci durağı Siyer Araştırmaları Vakfı oldu. Yapılan ziyarete Turgay Aldemir, Ramazan Kayan, Davut Güler, ve Mehmet Alpcan katıldılar. Vakıf Müdürü Oğuzhan Yağuz Vakıf binası ve faaliyetleri hakkında bilgilendirme yaptı. Bilgilendirmenin ardından Vakıf Başkanı M. Emin Yıldırım ile Anadolu Platformu Temsilcileri bir görüşme geçekleştirdiler. Görüşmede Siyer çalışmaları ve tarihin aydınlık yüzünün yeniden gündeme taşınması için yapılan ve yapılabilecek projeler hakkında fikir alış verişleri oldu. Peygamber(a.s.)in yeniden hayatımıza taşınması için ortaya konan gayretler çerçevesinde sohbet devam etti.

“Hizmet İçi Eğitim” programında dinleyicilerle bir araya gelen Anadolu Platformu Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Ramazan Kayan ve Anadolu Platformu Koordinasyon Kurulu Başkanı Turgay Aldemir birer sunum gerçekleştirdiler.

Hizmet İçi Eğitim programının 1. gününde Eğitim Komisyonu, Üniversite Komisyonu, Ortaöğretim Komisyonu Hukukçular ve Anadolu Öğrenci Birliği katılımcı oldular

Sunumunu Anadolu Platformu Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Çamurluoğlu’nun yaptığı programda kürsüye gelen Anadolu Platformu Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Ramazan Kayan sunumunda kısaca şu konulara değindi:

Konuşmamın amacı ne sızlanmak ne şikayetleşmek nede birilerini suçlu çıkarmaktır. Amacım ortada olan sorunlarımıza çözüm üretmek. Bu noktada kendimizi sorgulamalıyız. Bu günün hakkını ne kadar verebiliyoruz. Geçmişte yaptığımız çabaların gayretlerin davet ve irşat çalışmalarının hangisini sergileye biliyoruz.  

Bu hususta Hz. Ömer’in duası geliyor aklıma; “Ben duamın Allah tarafından kabul edilip edilmeyeceğinden kaygım yok sadece dua etmemekten dua etmekten geri kalmaktan şüphe ediyorum.”

Bu duayı davete uyarlamalıyız. Davet gerekli mi? gereksiz mi? diye tartışır mıyız? diye şüpheleniyorum. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiçbir zaman bu kadar iyi imkanlarımız olmadı. Mal, makam, mevki her şeyimiz varken, her şey bu kadar iyiyken biz ne yapıyoruz. Bunu kendimize sormamız lazım. Var olan potansiyeli harekete geçirmede, enerjiyi bulmada bir sıkıntımız var. Bunu çözmemiz lazım önce.

Hiçbir kardeşimizin ben bunu (davet tebliğ irşat)  kaldıramıyorum deme hakkı yok.  İmanı olanın iddiası olur. İddiası olanın davası olur. Davası olanın ise daveti olur. Hadisi şerifte dediği gibi “ Hepiniz çobansınız, hepiniz sorumlusunuz.”

Daveti ağabeyler yapıyor deyip çekilemeyiz. Davet ne nostaljidir ne romantizm nede boş zamanlarda yapılan sosyal bir etkinliktir. Davet farzların farzıdır, sorumluluktur…

Davetçi diye yeni bir meslek oluşturamayız veya davetçi diye farklı bir sınıf oluşturamayız. Çünkü hepimiz sorumluyuz.  Daveti minber ile mihrap arasına da sıkıştıramayız. Ve böyle bir hal almış olan daveti sıkıştığı yerden kurtarmamız lazım. Daveti yalnızca camilerden ibaret görüyorsak sıkıntılar yaşarız.

Dürüstlüğümüz, duruşumuz,  hareketlerimiz, bakışımız düşünüş şeklimiz dahi bir davettir. Bir çekim gücümüzün olması gereklidir. Cümleler söylemek yazılar yazmak değildir sadece davet hayatımızdaki her şeyden davet fışkırması lazım. Numune-i imtisal olmamız lazım. 

Hayırlı Müslüman kimdir diye sorduklarında Resulullah’a (s.a.v.) buyurdu ki “görüldüğü vakit Allah akıllara gelen kişidir”

Bizim piyasada bıraktığımız intiba bizim davetimizdir. Davet iyi sunum, iyi söylem vs. değildir. Eğer böyle olsaydı başta Resulullah (s.a.v.) ve bütün peygamberlerin böyle çetin bir savaşa girmemeleri lazım. Bu nedenle onlar sadece anlatıcı değillerdi. Mekke döneminde Hanifler vardı, ahlakçılar vardı onlarda söylüyorlardı aynı şeyleri ama peygamberin cümlelerinin farkı onların cümlelerini inşa ediciydi. Cümlelerinde direniş ruhu vardı ve eziyet işkence görüyorlardı. Şu dönemde ise cümleler direniş ruhunu vermiyor. Hocalar âlimler televizyonlarda konferanslarda konuşuyor eskisinden daha rahat hem de açık açık. Ama cümleler direniş ruhu vermiyor. Bir zemin kaybı var. Davette amaç nedir? Nerede konuşuyoruz?  İlla birileri bizden rahatsız olsun demiyorum. Bizi dinleyenlerde veya ortamda, mekânda, yaşadığımız yerde hakkın ikamesi zulmün izolesinde herhangi bir değişiklik olmuyorsa zaten bu söylemlerimizin ahlakçılardan farkı yoktur.

Davet biz yaşadıkça sakıt olmaz ve artık inziva değil irşad vaktidir. Eğer bu anlamda imtihanlarımız olmuşsa da tekrar Yunus(a.s)ın duasıyla mevziiye, cepheye yeniden döneceğiz.

Biliyoruz ki tabut ve mezar tek kişiliktir. Ölümü biliyoruz evet ama bilmek yetmez iman etmemiz gerekir bunu bilip buna iman etmeliyiz.

Bu noktada bunlara enerji kazandırmak için 6 önemli şeye dikkat etmeliyiz. Bunlara kısaca değineceğim.

1.     Aşkınlık

Aşkınlığımız zayıflarsa sadece rasyonel değerler üzerinden mücadeleyi konuşmaya başlarız.  Bizim her şeyden farkımız aşkın olmamızdır. Bu olmasa Medine’de tevhid mücadelesi nasıl olurdu. ‘Sabret ya Yasir ailes’i diyor Resul ‘sizin için cennet var.’

Aşkın olana yoğunlaşırsak kimse bizi durduramaz. Bizim bizden başka engelimiz yok çünkü.

2.     Arınmışlık (Ahlakilik)

Kirli ellerle dillerle bu yüce mesajı dağıtamazsınız. Söylemlerimiz temiz olsa da bize bakıyorlar. Bu noktada nefsimizi kuranla, zikirle arındırmalıyız.

Hz. Resulün ne askeri ne maddi nede siyasi gücü vardı sadece iman ve ahlaki gücü vardı.

Unutmayın gözyaşlarımızla secdelerimizde kelimelerimizi yıkamazsak o sözler bize geri dönecektir.

3.     Adanmışlık

Adanmadan olmaz. Hangi dava olursa olsun adanmışlık olmazsa hiçbir şey olmaz. Allah bize bu kadar şey verirken adanmışlık olmazsa olmaz. Bu kadar bu kadar tüketim, herşey varken davetle davaya adanmamak olmaz. Unutmayın bu işe ya adanırız ya da aldanırız.  Adanmışların yeri ise cennettir.

4.     Aidiyet

Bireyselleştikçe aidiyetlerimiz azalmaya başladı. Liberal özgürlüklere kandık.  Benden bize ulaşmamız lazım. Aidiyet olmazsa tek tek yok oluruz.

5.     Aksiyon

Eğer hareket aksiyon enerji yoksa ilerleme olmaz. Yürüyerek iddialarınızı gerçekleştirin.

Aksiyon yoksa erirsiniz tükenirsiniz. Olmazsa olmazlardandır aksiyon.

6.     Aşk

Bütün kavramları kirlettikleri gibi aşkı da kirlettiler. Aşkı iki beşerin arasına sıkıştırdılar.

Bir noktadan sonrada aşkımızı kaybettik. Akılcı olduk. Akıl yürütmeyi iyi biliyoruz ama kalbi teğet geçiyoruz. Akıl yürütmeyle bilgi bize ufuk verdi ama demek ki aşk veremedi. Beheşti’nin dediği gibi ‘biz kuru aklın ehli değiliz aşk ehliyiz.’

Bunların hepsiyle beraber davette kendimizi bir kısım insanla sınırlandırmamalıyız ve ettiğimiz davetle böbürlenmemeliyiz. Efendimiz s.a.v. bir gün evden çıkıyor. Dışarıda oynayan çocuklara bakıyor. Her zaman onlara sevgi gösteren bir peygamber. O gün aralarından bir tanesinin olmadığını fark ediyor. Soruyor arkadaşınız nerede diye. Çocuklar hasta evde yatıyorlar diyor. Resulullah bütün işlerini bırakıp çocuğu ziyarete gidiyor. Çocuk Yahudi bir ailenin çocuğu. Gittiğinde durumun vahim olduğunu görünce çocuğa kelime-i şehadet getirmesini istiyor. Çocuksa babasının gözlerine bakıyor. Babası Resulullah’ın bu davranışını samimi bulduğu için çocuğuna yavrum Ebul Kasım’ın isteğini reddetmeyebilirsin diyor. Çocuk şehadet getiriyor. Resulullah’ın giderken söylediği söz şu “ benim vasıtamla ateşten kurtuldu Allah’a hamdolsun” .

Resulullah kendine vazife çıkarmıyor, benim vasıtamla diyor. Ben kurtardım demiyor buna da dikkat etmeliyiz.

Son olarak unutmayın Allah bize emanet ettiği dinle bizi sınıyor. Eğer yüz çevirirsek Allah bizim yerimize başka bir topluluk getirir.

Son olarak bir ayetle bitirelim “Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.”   Al-i İmran Suresi 104. Ayet                                                                                                       

Davetçide bulunması gereken şu üç noktaya dikkat edelim:

Gündüzümüzde davetimiz

Akşamımızda bir dersimiz

Gecelerimizde de bir duamız olmalı…

İkinci sunum için kürsüye gelen Anadolu Platformu Koordinasyon Kurulu Başkanı Turgay Aldemir teşkilatlanmanın önemine değinerek konuşmasına şunları ifade etti:

Herkesin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi çok önemli. Uhut’ta sorumluluk zincirinin bir halkası küçük bir darbe alınca ödenen bedel büyük oldu: Okçular geçidi terk ettikleri için umulmayan bir darbe alındı.

Bizler bize emanet edilen sorumluluk alanlarımıza sahip çıkmalıyız. Uçurumun kenarında bize uzanan kardeşlik eliyle kurtulduk, o vesileyle buradayız. Uçurumun kenarında elimizi bekleyen yığınlar var. Dışımızdaki dünyayı ihmal etmemeli, unutmamalıyız.

Bizlerin gelişimi ve eğitimi, ruhi ve ahlaki olgunlaşmamız teşkilat içindeki ahenkli ve eşgüdümlü yoğun çabamıza bağlı. Toplumsal dönüşüm fikirlerimizi birlikte hayata taşıdığımız oranda gerçekleşir.

Düşünceyi yeniden ihya ederek davet çağrısını tüm zamanlara ve nesillere yapmalıyız diyen ALDEMİR sözlerini şöyle sürdürdü: “Katılımcı meşveret, Kurumsal önderlik ilkeleriyle yoğurduğumuz vakıf ve platform çatısı altında her birimiz kendi özgünlüğümüzü koruyarak bu çatı altındayız. Her birimiz parmak izi kadar biricik ve farklı durumdayız. Horlanmadan, dışlanmadan maskelere bürünmeden birlikte olmak… İşte bunun için buradayız.

“Namaz, Hac, Oruç, Zekât vb. ibadetler ile Bireysel Müslümanlık diyebileceğimiz sorumluluklarımız kıyamete kadar var olacak. Bu ibadetlerin yanı sıra Sosyal Müslümanlık tarafımızı da önemsemeliyiz. Çünkü tarihin akışını dönüştürme fırsatıyla karşı karşıyayız. O halde tarihin akışını değiştirecek yeni çaba, gayret ve projelere yoğunlaşmalıyız. Böyle yapmak zorundayız. Çünkü fırsatların telafisi asla olmaz.”

Buradaki tüm arkadaşlarımızın bir kurumu yönetebilecek liyakate sahip olduğunu düşünüyoruz. Öğretmen öğrenci ilişkisi değil meşveret ilişkisi bize lazım. Aramızda meşveret olduğu müddetçe yanlış yapma riskimiz azalır.”