Hizmet İçi Eğitim'de Onbirinci Durak Reyhanlı

0
164

Anadolu Platformu’nun 2012 yılını “Dâvet Yılı” ilan etmesi kapsamında başlayan davet seminerlerinin onbirincisi, Hatay Reyhanlı Ufuk Eğitim Derneği ev sahipliğinde gerçekleştirildi.

Anadolu Platformu Koordinasyon Kurulu Başkanı Turgay Aldemir, Anadolu Platformu Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Ramazan Kayan, Anadolu Platformu Koordinasyon Kurulu Üyesi Süleyman Dağ ve Reyhanlı Ufuk Eğitim Derneği Yöneticileri program öncesinde Reyhanlı Belediye Başkanı Hüseyin Şanverdi ve Reyhanlı’daki Suriyelilerin kaldığı mülteci kampını ziyaret ettiler.

Anadolu Eğitim ve Davet Gönüllüleri Platformu tarafından yürütülen Hizmet İçi Eğitim programı Reyhanlı Ufuk Eğitim Derneği’nde gerçekleştirildi. Dernek yönetimi, komisyon üyeleri ve gönüllülerinin katıldığı hizmet içi programda, Anadolu Eğitim ve Davet Gönüllüleri Platformu tanıtım sinevizyonunun izlenmesinden sonra Anadolu Eğitim ve Davet Gönüllüleri Platformu Koordinasyon Kurulu Başkanı Turgay ALDEMİR ve Anadolu Platformu Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Ramazan Kayan birer konuşma yaptılar.

Ramazan Kayan “Rabbim bizleri her türlü zafiyetten kurtarsın!” diyerek başladığı konuşmasında, “dâvet ve gayret” konularının hiçbir zaman önemini kaybetmediğini belirterek çok zor günlerden bugünlere geldiklerini ifade etti. Güç, kuvvet, iktidar sahibi Hz. Süleyman sahip olduğu her türlü nimet için “Bu, benim rabbimin katındandır “ diyerek şımarıklık göstermemiştir. Aynı şekilde Hz. Dâvud, yine aynı şekilde peygamberimiz Mekke’nin Fethi’nde büyük bir tevazu örneği gösteriyor. Yaşadığımız bu çağ ise insanı yaptıklarıyla şımartan bir çağdır.” Daha sonra Ramazan Kayan sunumunda şunları ifade etti:

“Dâvet; birilerinin uhdesinde, zaman zaman gerçekleştirilen bir eylem olmayıp tıpkı namaz gibi her bir Müslümanın gerçekleştirmesi gereken bir ibadettir.

Mücadeleyi, dâvâyı, tarzımızı güncellemeliyiz. “Ân”ın vacibi neyse onu yapmamız lazım. İbnu’l-vakt olacağız; zamanın çocuğu… Ancak zamane çocuğu da olmayacağız.

Hz. Yunus gibi yeniden Ninova’ya, Ninovamıza dönmeliyiz. Cumhuriyet’in 80’li, 70’li, 60’lı, 30-40’lı yıllarına, hatta Osmanlı’nın son dönemlerine bakıyorum, hiçbir dönem bu kadar rahat, özgür bir çalışma ortamı olmadı. Bu ortamı iyi değerlendirmeliyiz. Unutmamalıyız ki imkânlarımız oranında sorumluluklarımız artıyor.

 Dâvet sezonluk, hobi, nostalji, sosyal-kültürel bir etkinlik mi? Yoksa bütün hayatı kuşatan hayatın ve dinin ta kendisi mi? Dâvet ibadettir, kulluktur. Âhiretimiz buna göre şekillenecektir.Dâvet sadece sözle değildir. Dâvet uygulamalarımızla kendisini göstermelidir: Komşular, komşuluğumuza imrenmeli… Arkadaşlarımız, dostlarımız başka anlatımlara gerek kalmadan vefa, erdem, adâlet, hak-hukuk, cömertlik, fedakârlık nasıl bir şey bizde görmeliler.

Zor zamanda konuştuğumuz gibi geniş, rahat zamanlarda da konuşmalıyız. Sadece konuşmakla olmaz, aynı zamanda konuşulan da biz olmalıyız: Adâletimiz, cesâretimiz, erdemimiz, çalışkanlığımız, gayretimiz konuşulmalı…

Aramıza katılan dostlarımızı, nasıl bir kardeşlik iklimi ile buluşturacağız? Bu konuyu çok çok önemsemeliyiz. Vakıf ve dernek çatısı altında ortak çalışma yürütüyoruz ama amel defterlerimiz ferdîdir, bunu unutmamalıyız.” diyen KAYAN Davette yolumuzu aydınlatacak altı kavramı şöyle sıraladı: Aşkınlık, Arınmışlık, Adanmışlık, Aidiyet, Aksiyon, Aşk

Turgay Aldemir “Düşünceyi yeniden ihya ederek davet çağrısını tüm zamanlara ve nesillere yapmalıyız” diyen ALDEMİR sözlerini şöyle sürdürdü: “Katılımcı meşveret, Kurumsal önderlik ilkeleriyle yoğurduğumuz vakıf ve platform çatısı altında her birimiz kendi özgünlüğümüzü koruyarak bu çatı altındayız. Her birimiz parmak izi kadar biricik ve farklı durumdayız. Horlanmadan, dışlanmadan maskelere bürünmeden birlikte olmak… İşte bunun için buradayız.

İş verilince mi yapıyoruz yoksa iş edinme, dert edinme özelliğinde miyiz? Önceliklerimiz ne? Hayatımızın ana fikri ne? Yaşamımız neyin etkisinde; Bizim birlikteliğimiz korkular üzerine kurulu bir buluşma olmayıp sevgi ve kardeşlik üzerine yükselen bir örgütlü iyilik hareketidir.

Bizlerin gelişimi ve eğitimi, ruhi ve ahlaki olgunlaşmamız teşkilat içindeki ahenkli ve eşgüdümlü yoğun çabamıza bağlı. Toplumsal dönüşüm fikirlerimizi birlikte hayata taşıdığımız oranda gerçekleşir.”

Turgay ALDEMİR dikkatleri örgütlülük ve özgürlüğe çekerek sözlerini şöyle sürdürdü: “Örgütlü çalışmadığımız takdirde yalnızlaşır, depresyon, ait olmama, tedirginlik duygusu, yabancılık gibi olumsuz düşüncelerin pençesine düşeriz. İnsanda kişilik ve kimlik kaybı, madde ile kendini başkalarına kabullendirmeye sevk eder. Bu da yalnızlık kadar kötüdür.”

Sahih bilgiyi önemsemeliyiz. Ders programlarımız okuma bilinci (gazete, dergi, kitap vb.) kazandırmalı bize. Öte taraftan özgürlük ve adalet talebimiz her zaman vaz geçilmez ideallerimizdendir. Unutmamalıyız ki özgürlük ve adalet her zaman gelişmenin huzurun vazgeçilmezidir. İslam ancak özgürlük ortamızda gelişir. Ancak özgürlük derin bir fikre yaslanmazsa dejenere eder.

Örgütlü yapılarda aidiyet duygusu çalışmalarda katalizör görevi görür. Burada ihmal ettiğimiz bir şeyi, aidatlarımız meselesini tekrar hatırlatmak isterim diyen ALDEMİR sözlerini şöyle tamamladı: “Bozulmamak için buradayız. Hepimiz suların durgunluğunun suları ifsat ettiğini biliriz. Hayalci olmamalıyız ama hayal kurabilmeyi de öğrenmeliyiz. Çalışmalarımızın farkında olmalıyız

Bizim derdimiz davamız, değerlerimizi çoğaltmaktır. İnsan yetiştirme de ocak olmalıyız. Evrensel değerlere sahip insan yetiştirmeliyiz. Müslüman bakınca imrenmeli, Müslüman olmayan bakınca anlamaya tanımaya çalışmalıdır.”

Sunumların ardından programın soru cevap kısmına geçildi, daha sonra program nihayete erdi