Hizmet İçi Eğitim’de Beşinci Durak Gaziantep

0
105

Anadolu Platformu’nun 2012 yılını “Dâvet Yılı” ilan etmesi kapsamında başlayan davet seminerlerinin beşincisi, Bülbülzade Vakfının ev sahipliğinde gerçekleştirildi.

2. Hizmet İçi Eğitim Seminerimizde Gayret ve Dâvet Ele Alındı

Vakfımızın üst çatısı Anadolu Platformu’nun 2012 yılını “Dâvet Yılı” ilan etmesi kapsamında başlayan davet seminerlerinin beşincisi, vakfımızın ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Anadolu Platformu Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Ramazan KAYAN’ın katılımıyla gerçekleşen programda Gayret ve Dâvet konusu işlendi.

Aynı zamanda vakfımızın bu yıl gerçekleştirdiği 2. hizmet içi eğitim semineri olan bu programdan önce Bülbülzade Vakfı Başkanı ve Anadolu Platformu Koordinasyon Kurulu Başkanı Turgay Aldemir, vakıf gönüllüleriyle “SORUMLULUKLARIMIZ” üzerine ilk seminerde buluşmuştu.

Vakfımızın düzenlediği 2. semineri ve Anadolu Platformu’nun Türkiye genelinde gerçekleştirdiği programların beşincisi, Bülbülzade Vakfı Öğretmen Komisyonu Üyesi İbrahim Kutlu ÖZMANTAR’ın sunumu ve yönetiminde yapıldı.

 “Dâvet ve Gayret” Hiçbir Zaman Önemini Kaybetmedi

Ramazan KAYAN “Rabbim bizleri her türlü zafiyetten kurtarsın!” diyerek başladığı konuşmasında, “dâvet ve gayret” konularının hiçbir zaman önemini kaybetmediğini belirterek çok zor günlerden bugünlere geldiklerini ifade etti. Güç, kuvvet, iktidar sahibi Hz. Süleyman sahip olduğu her türlü nimet için “Bu, benim rabbimin katındandır “ diyerek şımarıklık göstermemiştir. Aynı şekilde Hz. Dâvud, yine aynı şekilde peygamberimiz Mekke’nin Fethi’nde büyük bir tevazu örneği gösteriyor. Yaşadığımız bu çağ ise insanı yaptıklarıyla şımartan bir çağdır.”

Heyecanımızın Azalmasından Korkuyorum

Anadolu Platformu Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Ramazan KAYAN şöyle konuştu: “Hz. Ömer, duamın kabul edilmemesinden değil, isteksiz bir şekilde dua etmekten korkarım, der. Ben de aşkımızın, şevkimizin, heyecanımızın azalmasından korkuyorum. Hatta kenarda duranlar, düşük yoğunluklu çalışanlarımız var.”

Davet, Namaz Kılmak Gibi Görülmelidir

“Dâvet; birilerinin uhdesinde, zaman zaman gerçekleştirilen bir eylem olmayıp tıpkı namaz gibi her bir Müslümanın gerçekleştirmesi gereken bir ibadettir.”

 “Mücadeleyi, dâvâyı, tarzımızı güncellemeliyiz. “Ân”ın vacibi neyse onu yapmamız lazım. İbnu’l-vakt olacağız; zamanın çocuğu… Ancak zamane çocuğu da olmayacağız.”

İmkânlarımız Oranında Sorumluluklarımız Artıyor

“Hz. Yunus gibi yeniden Ninova’ya, Ninovamıza dönmeliyiz. Cumhuriyet’in 80’li, 70’li, 60’lı, 30-40’lı yıllarına, hatta Osmanlı’nın son dönemlerine bakıyorum, hiçbir dönem bu kadar rahat, özgür bir çalışma ortamı olmadı. Unutmamalıyız ki imkânlarımız oranında sorumluluklarımız artıyor.”

Biz Dâvet Etmezsek Başkaları Dalâlete, Hevâ ve Hevese Dâvet Edecek

“1 milyon 600 bin nüfuslu Gaziantep’te İslamî çalışmalara kaç kişi muhatap oluyor? İllere, ilçelere sohbetlere gidiyoruz. Yeni arkadaşlar neredeyse yok. Konuşma yaptığımız gönüllülerimiz 35 yaşın üzerinde… Kabiliyetimiz var, yetmez… Kararlılık, tutarlılık, azim, gayret gerekiyor. Biz dâvet etmezsek başkaları dalalete, hevâ ve hevese davet edecek… Allah bu toplumu bize zimmetlemiştir. Toplumsal ıslah projelerimizi devreye sokmalıyız. Yarın ne olacağını bilemeyiz.”

Dâvet Bizim İçin Ne İfade Ediyor?

“Dâvet sezonluk, hobi, nostalji, sosyal-kültürel bir etkinlik mi? Yoksa bütün hayatı kuşatan hayatın ve dinin ta kendisi mi? Dâvet ibadettir, kulluktur. Âhiretimiz buna göre şekillenecektir.” diyen KAYAN sözlerini şöyle sürdürdü:

Varlığımız Dâvetin Teminatıdır

“Dâvet sadece sözle değildir. Dâvet uygulamalarımızla kendisini göstermelidir: Komşular, komşuluğumuza imrenmeli… Arkadaşlarımız, dostlarımız başka anlatımlara gerek kalmadan vefa, erdem, adâlet, hak-hukuk, cömertlik, fedakârlık nasıl bir şey bizde görmeliler.”

“Varlığımız dâvetin teminatıdır. Kişiliğimiz, önderliğimiz, örnekliğimiz davet için neredeyse tek başına yeterli olmalı… Söylemimiz, delillerimiz tutarlı olabilir. Teori-pratikte makas açılmışsa insanlara etki edemeyiz. Allah peygambere bahşettiklerini bugün bize bahşediyor: Davet etme ile… Biz emâneti sırtlanmazsak Allah bu emâneti başkasına verir.”

 “Dışımızdaki Dünyada İmajımız Nasıl?”

“Bizim dışarıda imajımız nasıl? Roman’a göre, bizimle irtibatı olmayan esnafa göre, bataklıktakine göre, sokaktaki “ortalama” insana göre imajımız nasıl? Bir doktorun, imamın, öğretmenin Müslüman kimliğiyle ihmal edilmiş kesimlere kimliğini ortaya koyarak ilgi, alaka göstermesi, şefkat ve merhamet örnekleri sergilemesi, en büyük davet değil de nedir?”

Zor Zamanlarda Konuştuğumuz Gibi Geniş Zamanlarda da Konuşmalıyız

“Zor zamanda konuştuğumuz gibi geniş, rahat zamanlarda da konuşmalıyız. Sadece konuşmakla olmaz, aynı zamanda konuşulan da biz olmalıyız: Adâletimiz, cesâretimiz, erdemimiz, çalışkanlığımız, gayretimiz konuşulmalı…

Dâvânız Varsa Dâvetiniz Var

“Bizden sonrakiler yine sıfırdan mı başlayacak yoksa onlara bir mîras, bir mektep bırakabilecek miyiz? Tebliğ ve dâvet sıklıkla sadece “anlatım” olarak anlaşılıyor. Dâvet kavlî değil, fiilî olarak yapılmalı. Anlatan çok, örnek -neredeyse- yok. Peki, dâvet konusunda neler yapabiliriz?” diyen KAYAN önerilerini şu şekilde sıraladı:

1) Duruşumuz, örnekliğimiz kendi başına bir tebliğdir.

2) Hayatın içinde pratikler: Seçici ve bol bol kitap okumalıyız. Maalesef TV okuyup kitap izliyoruz! Kitap okumazsak etrafımızda olan bitenler yüzünden canımızı okurlar!

3) Sohbet ortamlarını önemsemeliyiz. Sohbet, özellikle de kitap okumak istemeyenler için çok daha hayatî öneme sahip. Sohbetlerimizi en az iki adet şeklinde yürütmeliyiz: Biri, bir şeyler aldığımız, öğrendiğimiz sohbet, diğeri ise öğrendiklerimizi taşıdığımız, paylaştığımız, başka insanların kurtuluşuna vesile olan sohbet ortamı…

4) Sâlih ve sâdıklardan çevre oluşturmak onları dost edinmek… Tek başına sâlih olmakta yetmez, aynı zamanda muslih olmak lazım.

Ayrıca “Aramıza katılan dostlarımızı, nasıl bir kardeşlik iklimi ile buluşturacağız? Bu konuyu çok çok önemsemeliyiz. Vakıf ve dernek çatısı altında ortak çalışma yürütüyoruz ama amel defterlerimiz ferdîdir, bunu unutmamalıyız.” diyen KAYAN soru-cevap kısmında verdiği şu cevapla sohbetini tamamladı:

Şu altı kavram yolumuzu aydınlatacaktır:

> Aşkınlık: Tüm seküler, rasyonel, liberal, fiziksel reçeteleri aşmak ve aşkın, yani müteâl olanda buluşmak. Müteâl değerlere yaslanmadan, sorumluklarımıza uhrevi bir boyut kazandırmadan hedefe yürüyemeyiz…

> Arınmışlık: Günahtan, pislikten arınmak… Takva ile donanmadan ne Hakk’ın temsilcisi ne de hakikatin tebliğcisi olabiliriz… İç dünyamızda girişeceğimiz temizlik hareketinden sonra ancak dış dünyada iyilik projeleri sürdürebiliriz. Islah hareketi ancak sâlihler eliyle sürdürülebilir…

> Adanmışlık: Kendini önceleyen ve sadece kendisi için yaşayanların kimseye verecek bir şeyi kalmamış demektir… Bu dâvâ; bencilliği, enâniyeti bir tarafa bırakıp başkası için yaşama erdemini kuşananlar eliyle ancak yürür.

> Âidiyet: Mensubiyetimizin gerektirdiği maddî ve manevî gerekleri karşılamak, fedakârlıkları ortaya koymak.

> Aksiyon: İmanımızın yanı sıra gayretli, özverili çalışma.

> Aşk: Heyecanla, sevdayla donanmak… İdeal ve iddia sahibi olarak aşk aşısı olmak…