Hikmetliyse koy sepete!

0
254

Bugünlerde meyve suyu, meyveli gazoz, soda içiyor, meyveli pasta, dondurma, kup vesaire yiyor, meyvelerin aromasını, konsantresini, konservesini, nektarını, salatasını tüketiyor; meyvenin kendisiyle pek o kadar ilgilenmiyoruz. Mesele fikir, kültür, sanat, tarih, edebiyat, ilim, irfan olunca da durum aslında bundan pek farklı olmuyor!

Hikmeti gönlümüze, idrakimize değil, görünsün diye üstümüze, başımıza istiyoruz. İlmi kartvizitimize yazmak, irfanı takı gibi kıyafetimize takıp takıştırmak istiyoruz. Aşkın sergisini açmak, sevgiyi keke, kurabiyeye katmak istiyoruz. Tenhada her okuduğumuz satırın, pazarda havasını atmak istiyoruz. Ortamlardan rüzgar gibi geçerek, tozu dumana katmak istiyoruz. Aslen miniciğiz belki amma alemde kocaman yer kaplamak istiyoruz.

“Bir meseleyi bilmek için gerçekten bu kadar çok kitap okumak gerekiyor mu?” diye sordu müşteri. “Hayır” dedi kitapçı, “bir meseleyi bilmediğini bilmek için gerekiyor aslında bunca kitap!”

Her insan kendini hiç tereddüt etmeden dünyanın merkezine koyduğu için, dünyada insan sayısı kadar gerçek var bugün!

Bu devrin neredeyse bütün çözülmesi müşkül düğümlerini “Çözdüm ben o meseleyi!” diyerek söze başlayanlar atıyor.

“Bu devir, sıradan insanın en parlak zamanı; duygusuzluğun, bilgisizliğin, tembelliğin, yeteneksizliğin, hazıra konmak isteyen bir kuşağın devridir. Kimse bir şeyin üzerinde durup düşünmüyor. Kendisine bir ülkü edinen çok az. Umutlu birisi çıkıp iki ağaç dikse herkes gülüyor: ‘Yahu bu ağaç büyüyünceye kadar yaşayacak mısın sen?’ Öte yanda iyilik isteyenler, insanlığın bin yıl sonraki geleceğini kendilerine dert ediniyorlar. İnsanları birbirine bağlayan ülkü tümden yitti, kayıplara karıştı. Herkes, yarın sabah çekip gidecekleri bir handaymış gibi yaşıyor” diyor Dostoyevski ‘Budala’da; hem de bundan on yıllar önce…

Adam gibi yürümeyi öğrenmemişsen, tökezlemek elbette senin kaderin olur, hayat böyle!

“Onca şey paylaşıyoruz, ne beğeni var, ne takip!” diye söylendi biri. “Şu hayatta kimseyi tıklamayacaksın arkadaş!” diye hak verdi ona diğeri. Parmakları klavyede, bünyeleri derin bir keder içinde, boş boş bakıştılar bir süre.

Farkında mıyız? Durmadan cümle kurmaktan, hayal kurmaya hiç vaktimiz kalmıyor!

Bir de şunu düşünün; iki kelimeyi birbirine bağlayayım derken aralarındaki boşluğa düşen bağlaç ne hisseder?

“Eğer tabiatın özün ararsan,/ Evvela var, hissi insanı öğren!/ İdrak içinde ruh denen ceryanın,/ Kalbinde yaptığı devranı öğren!” Aşık Nimrî Dede, rahmet olsun.

Alemi temaşa edip onda insanı gördüler. İnsanı temaşa edip ondan alemi bildiler. Hesabı öğrendiler, nefislerinin muhasebesini tuttular. Fiziği düşünürken metafiziğe vardılar. Lisanı incitmeden kelamı aştılar. Kendilerinden geçerek kemale eriştiler. Çileyle güzelleştiler, muhabbetle piştiler. Dünyayı bıraktılar, sonsuzu üleştiler.

Bilmediği dilde söylenmiş bir şarkıyı, gönül lügatiyle çevirip anlayan insanlar da var.

“Nice bakan var ama aslı kör” dedi meczup, “nice gören var ama adı kör!”

Gökhan Özcan / Yeni Şafak

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.