Ana Sayfa Yazarlar Ömer Faruk Söyler Hedef Yeni Türkiye – (Ömer Faruk Söyler)

Hedef Yeni Türkiye – (Ömer Faruk Söyler)

0
Hedef Yeni Türkiye – (Ömer Faruk Söyler)

Türkiye karanlık günlerden geçiyor, resim her geçen gün biraz daha netleşiyor.

Birileri yeni Türkiye’nin oluşumundan oldukça rahatsız ve bu gidişatı bozmak istiyor.

Hedef sanıldığı gibi Başbakan ve hükümet değil, yeni Türkiye’nin oluşumu için atılan adımları sekteye uğratmak, bu süreci durdurmak ve Türkiye’yi eski karanlık günlerine döndürmektir.

Türkiye’nin bulunduğu coğrafyada sorunlarından kurtulmuş büyük bir güç olmasını istemiyorlar, bu nedenle doğuda akan kanın durmasını istemiyorlar, Kürt sorununun çözülmesinin Türkiye’yi şaha kaldıracağını biliyorlar.

Türkiye’nin bulunduğu coğrafyadaki ülkeler için umut kaynağı olmasını, onlara hamilik yapmasını ve dünyada söz sahibi olmasını istemiyorlar, Mısır, Suriye, Tunus, Libya gibi daha yeni diktatörlerinden kurtulmuş ülkelere Türkiye’nin desteğiyle barış, huzur ve demokrasi gelmesini istemiyorlar.

Ekonomik anlamda dışa bağımlı bir Türkiye istiyorlar, IMF’ye borcu olan ve beş yüz milyon dolarlık kredi için istedikleri her şeyi yapabilecek kadar güçsüz bir iktidar ve lider istiyorlar. Yakın çevremizde bulunan petrolden ve doğalgazdan pay almamızı istemiyor ve enerjide dışa bağımlılığımızın devam etmesini istiyorlar.

Bu hükümetle gerçekleşen ve gerçekleşecek olan devasa projelere; Marmaray’a, 3. Havalimanına, 3. Köprüye, Nükleer Santrallere ve Kanal İstanbul’a bu nedenle karşı çıkıyorlar.

Dünyayı istedikleri gibi idare etmeye alışmış Amerika, İngiltere, Almanya ve İsrail gibi ülkelerin politikalarına itiraz etmeyen ve onların güdümündeki bir Türkiye’yi yeniden istiyorlar.

Türkiye’yi kimin yönettiği umurlarında değil, tek istedikleri şey Türkiye’deki iktidarın istedikleri doğrultuda hareket etmesi ve çizdikleri sınırların dışına çıkmamasıdır. Başbakan bu ülkelerin emir eri gibi hareket eden bir lider olsaydı, şu yaşadığımız olayların hiç biri kesinlikle yaşanmayacaktı.

Bu nedenle Başbakan ve hükümet hedefte, bu yüzden yıllardır hazırlıkları yapılmış olan yolsuzluk dosyaları medyaya servis edilmekte, bunu görmemek için Amerika veya İsrail vatandaşı olmak gerekir.

Gezi’de ağacı bahane ederek hükümeti devirmeye çalışan güçler, 17 Aralıkta yeni bir senaryoyla sahneye çıktılar.

Bu senaryoda ilk defa yeni bir aktöre başrolde oynama görevi verilmiş görünüyor. Türkiye’nin son dönemdeki değişim ve dönüşümü için hükümete destek veren, bunun karşılığında iktidardan ve Müslüman halktan aldığı desteklerle son yıllarda devasa bir güce dönüşen Fethullah Gülen cemaati başrolde oynuyor.

Cemaat kendisine verilen görevi yerine getirmek için cansiperane bir şekilde hocasıyla, medyasıyla, dernekleriyle, köşe yazarlarıyla ve kurumlarıyla düne kadar birlikte olduğu Ak Parti iktidarını arkadan hançerliyor ve yaşadığı güç zehirlenmesinin ülkemiz için ne kadar tehlikeli boyutlara ulaştığını tarihe not düşüyordu.

Cemaatin bu operasyondaki rolü veya neden böyle bir tavır içerisine girdiği yüzlerce doktora tezine kaynaklık edecek türden ve bu yönüyle üzerinde mutlaka çalışılması gerekiyor.

Gezi kalkışmasıyla iktidara zarar veremeyen hatta daha da kenetlenmesine neden olan odaklar, emniyet ve yargıdaki cuntayı kullanarak 17 Aralık operasyonunu devreye soktular.

Yerel seçimlere üç ay kala halkın nezdinde başbakanı ve Ak Partiyi yıpratmak, hükümeti tamamen yolsuzluk ve hırsızlığa bulaşmış gibi göstermek, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyorlar şeklinde propaganda yapmak için düğmeye bastılar ve operasyonun adını da bunun için “Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonu” koydular.

Hükümet içerisinde gerçekten rüşvete ve yolsuzluğa bulaşmış kişiler var mı şimdilik tam olarak bilmiyoruz ama gerçekler yakın bir gelecekte ortaya çıkacaktır.

Rüşvet ve yolsuzluk varsa bunun hesabını soracak olanlar, dışa bağımlı hareket eden ve cemaatin yargı ve emniyette örgütlenmiş çeteleri olmayacaktır kesinlikle. İktidara nasıl zarar verebilirim düşüncesiyle militan gibi davranarak açıklamalar yapan, bildiriler yayınlayan savcılar, HSYK ve Danıştay üyelerine bunun hesabı mutlaka sorulmalıdır.

Yolsuzluğun hesabını tabii ki bağımsız hareket eden, hukukun üstünlüğüne inanan hakimler ve savcılar soracaktır. Ancak asıl hesabı soracak olan ise halktır, şu yaşadığımız olayların muhasebesini halkımız derununda teraziye vuracak ve seçimlerde gereğini yapacaktır.

Elindeki istihbarat bilgilerinin de yardımıyla 17 Aralıktaki operasyonu düzenleyen yargı ve emniyetteki çetenin niyetini fark eden iktidar, emniyetteki birçok üst düzey yöneticiyi ya görevinden aldı ya da görev yerlerini değiştirdi.

Eğer bu yapılmamış olsaydı, 25 Aralıktaki 2. operasyonla başbakana yakın olan ve cemaate mesafeli duran kişi ve kurumlar, iş adamları gözaltına alınacaktı. Başbakan’ın çocuklarının da isimlerinin geçtiği bu operasyonla Başbakan 12’den vurulacaktı.

Başbakanın dirayeti sayesinde dış destekli yargı-emniyet cuntasının yapmak istediği darbe girişimi şimdilik önlenmiş oldu.

Ama bu odaklar saldırmaya devam edecekler, savaş tüm hızıyla devam ediyor çünkü.

Türkiye’nin geleceğini karartmak isteyen bu odaklar yeni senaryolarla, yeni gerekçelerle saldırmaya devam edecekler.

Bu yüzdendir ki Başbakan çok doğru bir tanımlamayla bu kavgayı “II. İstiklal Mücadelesi” şeklinde tanımlamıştır. Bu kavga Türkiye’nin bağımsızlık kavgasıdır.

İster Ak Partiye, ister CHP’ye, ister MHP’ye, ister BDP’ye veya isterse diğer küçük partilere oy vermiş olsun fark etmez, Türkiye vatandaşı olan herkesin bu büyük resmi görmesi ve hedef tahtasında büyüyen, gelişen, barışan, komşu ve/veya kardeş ülkelere kurtuluş ümidi olan bağımsız yeni Türkiye’nin olduğunu görmesi gerekir.

Sağcısı, solcusu, milliyetçisi, radikali, Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’i, Abaza’sı, Boşnak’ı, Ermeni’si, Müslüman’ı, Hristiyan’ı, Yahudi’si, ateisti kısaca mensubiyeti, dini, dili ve fikri ne olursa olsun yeni Türkiye’nin tüm renkleri hedefte olan sizsiniz, sizin kardeşliğiniz ve sizin geleceğiniz karartılmak isteniyor.

Mart 2014’te yapılacak olan yerel seçimlere kadar amansızca saldıracaklar, hükümeti düşürmek için, yeni istifalar, yeni ihanetler, yeni dosyalar, yeni şantajlar, yeni kasetler piyasaya sürecekler.

Marttaki seçimlerde yeni Türkiye’nin sahibi olan bizlerin bu oyuna gelmediğimizi ve yeni Türkiye’nin kurucu iradesine sahip çıktığımızı gördüklerinde “in”lerine geri çekilecekler.

Savaş bitecek mi?

Tabii ki hayır.

Yeni kumpasları, yeni komploları hazırlayarak yeniden sahaya çıkacaklar.

Ama o zamana kadar, bu topraklardaki yerli işbirlikçileri “in”lerinden çıkartılarak vatana ihanetten yargılanacaklar ve tasfiye olacaklar.

İçeriden destek bulamadıkları için bu defa şansları hiç olmayacak.

———————————-
Ömer Faruk Söyler
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI