Hayat kaçıyor – (Mustafa Kutlu)

0
140

Hangi kervanın yolcusuyuz, kimin arabasına binmişiz, hangi değirmene su taşıyoruz bilmek lazım. Hadi bildik diyelim. Ne yapmak lazım? Gereğini yapmak lazım.

Bu vapuru kaçırırsam beni belki de cinnet basar

Belki kanser olurum bu yıl sınıfta kalırsam

Nöbette uyursam eğer kitaplarımı yakarlar

Etimde şîrpençe çıkar bu kızı alamazsam

Bu işi bitiremezsem şehirden beni kovarlar

İzin kâğıdım yanar konuşacak olursam

Bu senet bankalar kapanmadan

Ruhumun rengini kapatmayacak olursa

Ölür kuyuya düşen çocuk

İsmet Özel’in “Jazz” şiiri yukarıdaki mısralar ile başlıyor.

Şair yaşadığımız hayatın bizi kıstırdığı noktalardan bazılarına işaret ediyor.

Öyledir. Hiçbir hayat “serazat” değildir. Hepsinin kaydı-kuydu vardır. Çünkü insan “hududullah”ın çerçevesinde yaşar.

Keşke öyle olsa!

İnsanoğlu “hududullah”ın çerçevesinden çıktı. Kendine başka çerçeveler çizdi. Öyle çizdi ki; bunlar “çerçeve” olmaktan çıkıp “cendere”ye dönüştü.

Şöyle oluyor: Bize “ânı yaşamamız” telkin ediliyor. Eh, doğru diyoruz. Hani şu laubali şarkı var ya: “Bas bas paraları Leyla’ya / Bi daha mı geleceğiz dünyaya”

Bu şarkıyı hafife almayın. Bu şarkı bir felsefenin, bir dünya görüşünün, bir hayat tarzının ürünüdür. “İç bâde, güzel sev, var ise aklın şuurun” kaidesinin günümüz versiyonudur. İyi de “ân”ı nasıl yaşayacağız. O “an”da ne yapacağız.

Felsefe şudur: Ne kadar haz alıyorsan o kadar yaşıyorsun.

Bunu “kesif” hale getirmenin yöntemi “hız”da gizli. Bir zevkten ötekine uçacaksın. Her çiçekten bal alacaksın. Ortamlara akacaksın.

Güzel ama “ya vapuru kaçırırsam”. Ya sınıfta kalırsam. Ya o kız beni değil de şu yamrı-yumru ama zengin oğlanı seçerse.

Eee! Oyuna giren kol sallar. Hani ne demişler: “Hayat devam ediyor”.

Hayat kaçıyor. Yetişemiyoruz.

Bulunduğumuz yer ve şartlar için: “Burada hayat yok” diyoruz. Başka bir hayatın özlemini çekiyoruz. Nedir o?

İlanlardan, reklamlardan, radyodan, televizyondan, okuldan, arkadaştan, sosyal medyadan, küresel sermayeden, üniversiteden, sinemadan, kitaplardan, hocalardan, siyasetten, ticaretten, turizmden, her tür iletişimden her köşeden, her tabeladan, her gösteriden, her ideolojiden, anadan, babadan, yardan, nerelerden nerelerden.

Geliyorlar ve bizi kıstırıyorlar.

O filmi görmek lazım diyorlar. Yüksek lisans yapmak lazım. İngilizce öğrenmek lazım. Eh, başlangıç için biraz sermaye lazım. Üç artı bir daire bir de devre mülk lazım. Evet evet iyi kötü, ikinci el de olsa bir araba lazım. Sosyal medyadan haberdar olmak lazım. Kariyer için o sempozyuma katılmak lazım. Bu romanı mutlaka okumak lazım. Canım az da olsa sosyalleşmek lazım. Boş zamanlarda müzik dinlemek lazım. Piyasayı takip etmek lazım. Hangisi kazandırıyor onu bilmek lazım. İlerisi için bir arsa kapatmak, bir kooperatife girmek, bir siyasî tercihte bulunmak lazım. O bildiriyi imzalamak lazım.

Neden sayıp döküyorum bunları?

İçimizde hep bir şeyleri kaçırmış olmanın korkusu, tedirginliği, endişesi.

Hayat kaçıp gidiyor.

Onu yakalamak lazım.

Hangi kervanın yolcusuyuz, kimin arabasına binmişiz, hangi değirmene su taşıyoruz bilmek lazım.

Hadi bildik diyelim.

Ne yapmak lazım?

Gereğini yapmak lazım.

Bu yuvarlak bir cevap oldu. Köşelisi, neti, açıkçası gelsin.

Doğrusu net bir cevap yok bende. Ben de bu ırmağa düşmüş, kapılmış gidiyorum. Senin istediğin akıntıya karşı yüzmek belki.

Belki de şu:

Her şeyi kaçırabilirsin ama sabah namazını kaçırma.

İkindinin sünnetini kıl.

Cemaata katıl.

Formül bu mu yani?

Bu değil elbette. Ama hayata neresinden tutunacağını gösteriyor.

Hududullah’ın çerçevesine nasıl girileceğini.

Gayret bizden, tevfik Allah’tan.

Yeni Şafak

———————————-

Mustafa Kutlu

 

DİĞER KÖŞE YAZILARI