Havada bulut mu var bu ne kanundur? – (Kürşat Bumin)

0
122

Maliye Bakanı`nın THY ile Hava İş Sendikası arasında devam eden toplu sözleşme görüşmeleri çerçevesinde cereyan eden eylemlere ilişkin yorumu doğrusu fazla `otoriter` nitelikte değil mi? Maliye Bakanı -inanılır gibi değil ama
Konuya Maliye Bakanı Mehmet Şimşek`in bir açıklamasıyla girelim:

`Dün olan yasa dışı eylem kabul edilebilir bir eylem değildir. Sonuçta, THY ülkemizin çok başarılı, son yıllarda yüz akı, büyük performans gösteren bir şirketi. Tabii ki biz çalışanlarımızın haklarına saygılıyız. Ama bu haklarını yasalar çerçevesinde kullanmaları lazım. Türkiye`nin turizmine, havacılık sektörüne, Türkiye ekonomisine darbe vuracak hiçbir girişime biz izin vermeyiz. Bunun için ne gerekiyorsa yaparız.`

Enteresan bir memleket bu Türkiye… Mehmet Şimşek gibi yoksul bir Kürt köyünden çıkıp `işçi sınıfı mücadelesi` denildiğinde akla ilk gelenler arasında yer alan İngiltere gibi bir ülkede yıllarca çalışarak seçtiği iş kolunda yükseldikten (ve kendisinin açıkladığı gibi çok para kazandıktan) sonra memleketine dönen bir kişiye bile siyasete adım atar atmaz bu alanın hakim anlayışının dilini gecikmeden benimsetebiliyor…

Maliye Bakanı`nın THY ile Hava İş Sendikası arasında devam eden toplu sözleşme görüşmeleri çerçevesinde cereyan eden eylemlere ilişkin yorumu doğrusu fazla `otoriter` nitelikte değil mi? Maliye Bakanı -inanılır gibi değil ama- ülkede ekonomisine darbe vuracak girişimlere asla izin vermeyeceklerini, bunun için gereken her şeyi yapacaklarını açıkça ilan ediyor… Sanırsınız ki toplu sözleşme görüşmeleri ve bu görüşmelerin çözüm üretmemesi durumunda gündeme gelen başta grev olmak üzere işvereni sıkıştırmaya yönelik eylemlere başvurulması ancak `ekonomiye darbe vurmaması` durumda caizdir! Sanırsınız ki çalışanlara demokrasilerde bu eylemlere ilişkin uluslararası ve ulusal sözleşmeler-yasalarla tanınan haklar `hiç kimseyi rahatsız etmemesi` şartıyla tanınmıştır! Maliye Bakanı Mehmet Şimşek`e cevaplaması isteğiyle kolay bir soru: Eğer İngiltere`de kalıp bu ülkede siyaset yapmaya karar verseydiniz, içinde yer aldığınız siyasi parti (hangi cenahtan olursa olsun fark etmez) söz konusu açıklamayı yapmanıza izin verir miydi? Unutmadan, Maliye Bakanı`nın açıklamasında yer alan `Tabii ki biz çalışanlarımızın…` cümlesindeki `çalışanlarımızın` ifadesi üzerinde de düşünmesini önermek isterim. Haklarında açıklama yapılanlar `çalışanlarımız` mıdır, yoksa -olması gerektiği gibi- sadece `çalışanlar` mı?

Maliye Bakanı`nın durumu özetledikten sonra sözlerini `Bunun için ne gerekiyorsa yaparız` şeklinde sürdürmesi boşuna değilmiş meğer. Geçen ayın son gününde (31/05/2012) ABMM Genel Kurulundan hızla geçirilen 6321 numaralı kanunun `Madde 1`i şöyleydi:

`5/5/1983 tarihli ve 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanununun 29 uncu maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.

`6. Havacılık hizmetlerinde.`

2822 sayılı kanuna `torba` (çünkü söz konusu kanun `torba kanun` olarak anılan bir kanun) içinde Meclis`ten geçirilen bu kanun maddesiyle yapılan `ekleme`nin tam da THY çalışanlarının toplu sözleşme görüşmelerinden aylardır sonuç alınamaması sonucunda başlattıkları eylemlere rast gelmesi ne büyük bir tesadüf değil mi? 1983 tarihli (yani tam manasıyla bir 12 Eylül işi) 2822 sayılı kanunun `Aşağıdaki işlerde grev ve lokavt yapılamaz` diyerek sıraladığı `işler` arasında (ne yazık ki!) bugüne kadar yer alamamış olan `havacılık hizmetleri` işi de böylece dahil edilmiş oluyor. 2822 sayılı kanunun grev yasağı getirdiği `işler`in çerçevesi 1988`de yapılan eklemelerle zaten son derece genişletilmiş bir haldeyken, `Aman bu da eksik kalmasın` diyerek `Havacılık hizmetleri`nin de `torba`ya atılması ülkedeki sendikal hayatın önüne çıkarılan yepyeni bir büyük engeldir.

2822 sayılı kanuna 1988`e yapılan grev yasağına ilişkin eklemeler zaten işkolu olarak o kadar geniş bir alanı kapsam içine almıştır ki, bu kanun çerçevesinde grev pratik olarak neredeyse imkansız kılınmıştır. Hatırlayın; su, elektrik, havagazı, termik santral, tabii gaz ve petrol üretimi, dağıtımı, banka ve noterlik hizmetleri, şehiriçi deniz, kara, demiryolu (`ve diğer`!) ulaştırma hizmetleri, hastane, eczane, eğitim ve öğretim kurumları (ve de ne demekse) `Milli Savunma Bakanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığınca doğrudan işletilen yerler` zaten grev yasağının kapsamı içindedir. Bu yasanın koyucularının `grev` söz konusu olduğunda şöyle bir akıl yürütmeyi benimsediklerini tahmin ediyorum: `Grev hakkı` tanınmadan bir demokrasi olamayacağına ve bizler de demokrasi havarisi olduğumuza göre, bu hakkı verirken öyle bir sınır çizelim ki, söz konusu hak kullanılırken kimsenin ne keyfi kaçsın, hatta ne de haberi olsun! Yani `grevler` süresince de herkes toplu ulaşım araçlarını her günkü gibi kullanabilsin, elektrik, su, gaz gibi hizmetler aksamasın, eğitim ve öğretim kurumları her günkü gibi işlesin, bankalar hizmet vermeye devam etsin, sağlık hizmetleri hiç aksamasın vesaire… .

Oysa bu işi icat edenlerden başlayarak dünya âlem biliyor ki, `grevler`in yapılmasının nedeni tam da işlerin tıkırında gittiği bu halin bozulmasıdır. Toplu ulaşım araçları çalışmadığı için kimse evden çıkamasın, uçağa binip bir yerlere gidecekse gidemesin, bankalardaki işlemlerini yapamasın, çocuklar okullarına gidemediği için ne yapacağını şaşırsın, elektrik, su, gaz kesintisinden dolayı çaresiz kalsın vesaire… Ama böylece grev mağdurları greve gidilen işkolundaki problemleri öğrenmiş, üzerinde düşünmüş ve bundan bir sonuç çıkarmış olsun…

Toparlayacak olursak: Ülkedeki sendikal hayatı daha da geriletmek amacıyla yürütülen bu politikanın dillerden düşmeyen `demokrasi` ile uzaktan-yakından bir yakınlığının olmadığını hatırlatmak bile gereksiz. Özellikle Avrupa demokrasisinin sendikal hayatı merkeze koymadan anlaşılamayacağını da hatırlatmaya gerek yok herhalde. Bu arada bu işin son günlerin `kürtaj-sezaryen` meselelerine benzemediğini de hatırlayalım isterseniz.

Bu iyi verimli bir konu, yarınki yazıda da sürdürelim.

Yenişafak

———————————-
Kürşat Bumin
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI