Hatay kimlerin hedefinde? – (Adnan Boynukara)

0
175

katliamlara imza atan ve kendi coğrafyasında sıkışmış olan Esat rejimine nefes aldırmak isteyen Muhaberat, (2) bu istihbarat örgütüne hizmet eden unsurlar, (3) kendi varlığını Baas rejimi ile özdeşleştirmiş İran’la ilişkide olan aktörler

Suriye’de meydana gelen olayların ve Baas rejiminin sivil halka karşı başlattığı savaşın etkilerinin en çok hissedildiği bölgelerden biri de Hatay. Farklı toplumsal kesimlerin yaşadığı bu şehrin temel özelliklerinden ön plana çıkanı, Suriye’de yaşayanlar ile var olan akrabalık bağları. Mevcut sınır ve akrabalık ilişkileri, katliamdan kaçanlar için Hatay’ı sığınılacak liman haline getiriyor. Ancak Suriye rejimini kendine yakın hissedenler ve Türkiye hükümeti ile var olan kavgalarına zemin arayan kimi unsurların yoğun çabaları sonucu Hatay ve sığınmacılar tartışılır hale geldi. Hatay dışında planlanan ve internet ortamı ile gündelik medya üzerinden servis edilen kışkırtmalar, şimdilik, söylem düzeyinde de olsa, karşılık bulmuş görünüyor.

Türkiye’nin pozisyonu

Suriye’de devam eden katliamlar konusunda ‘kafa karıştırma’ görevini üstelenen kesimlerin üzerinde durduğu temel konulardan birisi Türkiye’nin bu meseledeki pozisyonu. Türkiye Cumhuriyetinin durduğu yerin; Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması, toplumun haklı taleplerinin karşılık bulması ve katliamdan kaçanlara insani yardım kapsamında kapılarını açması olduğu defalarca açıklandı. Türkiye, herhangi bir savaşın tarafı değil. Süreci detaylıca izleyen herkes, bu gerçeği teslim eder. Bununla birlikte “yeni Türkiye”, bazılarının yaptığı gibi menfaate dayalı bir ilişki kurmak yerine, vicdanın sesi olma tutumunu benimsedi. Katliamdan kaçanlar mazlumdur. Hiç kimse yerleşik düzenini bozarak, sıcaklığın 50 dereceyi aştığı bir çadırda yaşam sürdürmek istemez! Şayet Türkiye mazlumlara kapı açmamış olsaydı, ikiyüzlü davranan batılılardan, Ortadoğu’nun köhnemiş eski unsurlarından, rejimi silahla besleyen İran ve Rusya’dan farklı olmazdı. İşte Türkiye’yi farklı kılan, vicdanının sesini duyarak hareket etmiş olmasıdır. Nitekim gelenleri misafir ve sığınmacı olarak tanımlamak, “şu an Türkiye’ye gelmiş ve yarın dönecek” anlamında bir tanımlamadır. Bu da, mazlumlar söz konusu olduğunda kirli işbirlikleri geliştirme konusunda mahir olan güç merkezlerine karşı, yeterince insani bir pozisyondur!

Arap Baharı ve Suriye meselesinde Türkiye’nin durduğu pozisyonun diğer bir özelliği ise devletten devlete ilişki kurma ilkesinden, halktan halka ilişki kurma prensibine doğru dönüşümdür. Bu, Türkiye Cumhuriyeti için oldukça önemli bir değişim. Türkiye’nin pozisyonu konusunda kafa karışıklığına sahip olanların görmediği konu bu. Kafa karışıklığı içinde olanların sıklıkla dile getirdiği, “Türkiye’nin sözü dinleniyordu, ama şimdi herkesle kavgalıyız” ifadesi, bahsettiğimiz değişimi kavrayamamanın göstergesidir. Katliamdan kaçan sığınmacılara kucak açan Türkiye’nin almış olduğu maddi ve manevi tutum, bunun somut göstergesidir.

Masa başı amaçlı habercilik

Bu genel değerlendirmeler kapsamında medyanın son günlerde izlediği yayın politikasının, Suriye’de yaşanan katliamlara karşı Türkiye’nin almış olduğu pozisyon ve ulusal ve uluslararası ilişkiler konusundaki tutumla ilgili olduğu açık. Mesela Suriye rejiminin Hatay üzerindeki emelleri bilinmesine rağmen, şehir üzerinde tek taraflı, somut verilerden uzak haber yapılıyorsa, katliamdan kaçmış sığınmacılar hedef gösteriliyorsa ve konuya ilişkin haberlerin tümünde tek bir fotoğraf karesi kullanılıyorsa, yapılanın habercilik olduğuna inanmak zorlaşmaktadır! “Duydum, bana anlatan da başkasından duymuş” gibi ifadelerle yapılan haberlerin amaçlı olduğunun, bu haberlere imza atanlar tarafından da gayet iyi bilindiği açık!

Hepimiz şunu çok iyi biliyoruz ki Hatay’da farklı toplumsal kesimler var. Risk katsayısı oldukça düşük olmakla birlikte bu farklılık, Suriye ve sığınmacılar konusunda da ortaya çıkabiliyor. Bu yapının bilinmesine rağmen, tek taraflı ve duyumdan öteye geçmeyen söylentilerden hangisinin ön plana çekilerek haberleştirileceği, gazetecilik refleksiyle değil, ideolojik pozisyon alışla ilişkili bir tercihtir. Şu an konuyu kamuoyu gündemine taşıyanların yaptığı var olan gerçeği objektif bir biçimde yansıtmak yerine, tutumlar arasında tercih yaparak kamuoyunu biçimlendirmeye çalışmaktır. Bunu net bir biçimde ortaya koymak lazım. Dolayısıyla da medyanın bu tutumunu, ‘habercilik refleksi’ olarak değerlendirmek oldukça güç.

Kışkırtıcılar Hataylı değil!

Halbuki beklenen gazetecilik yaklaşımı, birlikte olmasa da, birarada yaşayan Hataylıların ortak kaygılarını yansıtabilmektir. Biryandan Nusayri-Alevi vatandaşların endişelerini dile getirirken, öte yandan da katliamdan kaçmış akrabalarına kapılarını açmış Sünnilerin ruh halini de anlamak ve yansıtmaktır. Ancak son günlerde yapılan yayınların tümü yan yana konulduğunda, içerikleri analiz edildiğinde ve görsel malzemeleri karşılaştırıldığında yapılanın amaçlı olduğu ve bu amaç doğrultusunda kamuoyunu biçimlendirmeyi hedeflediği açıktır. Bu konuda en ufak bir kaygı yok.

Hatay’da gözlenen en önemli sorun, sosyal medya ve basın aracılığıyla yayılan nefret söylemidir. Lazkiye ve Paris merkezli organizasyonlar aracılığıyla yürütülen faaliyetler üzerinden pompalanan nefret dili ile Nusayri-Alevi vatandaşların etkilenmeye çalışıldığı, Hatay’da yaygın olarak konuşulmaktadır. “Gelecekler, sizi de kesecekler” ve “bunlara karşı silahlanmamız lazım” gibi tahripkar ifadeler kullanan bu mecranın, yabancı istihbarat örgütleriyle işbirliği içinde olduğu, yerel sivil aktörler tarafından bilinmekte ve dile getirilmektedir.

Bu noktada tespit edilmesi gereken konu, bu kampanyayı yürütenlerin ve taraf olanların amaçlarıdır. Dünya siyasetini okuyanlar ve yerel aktörlerle kısa bir sohbet eden herkes, nefret dilinin yaygınlaşması için yürütülen kampanyanın; (1) katliamlara imza atan ve kendi coğrafyasında sıkışmış olan Esat rejimine nefes aldırmak isteyen Muhaberat, (2) bu istihbarat örgütüne hizmet eden unsurlar, (3) kendi varlığını Baas rejimi ile özdeşleştirmiş İran’la ilişkide olan aktörler ve (4) Türkiye içindeki siyasal hesaplaşmalarda pozisyonlarını yenileyerek güçlendirmek isteyen ulusalcı kesimler tarafından yü
rütüldüğünü ortaya koymaktadır. Dolayısıyla bu kadar geniş bir kesimin sadece Baas rejimi için bir araya gelmediği inancı güçlü! İşte bu kompozisyon da, meselenin derinliğini ve önemini açıklamaya yetmektedir! Bu çevrelerin üzerinde ittifak etiği amaç ise (1) sorunu Türkiye’ye taşımak, (2) Hatayı da içine alan rüyalara ivme kazandırmak, (3) Türkiye için yeni bir sorun alanı oluşturmak (4) ve ertelenmiş ulusalcı hesabı görmek… Bu nedenle de, “Hatay Peşaver olacak”, “küresel cihatçılar Hatay’da” ve “kamplarda silahlı eğitim veriliyor” türü ifadelerin, durum analizinden öte, bu amaçlara hizmet için olduğu açık!

Hatay’daki tahrik kampanyası

Kışkırtıcıların hedef olarak tayin ettikleri Hatay’da, yürütülen kampanya nedeniyle oluşan bir gerilim potansiyeli var. Bu potansiyelin daha fazla tahrik edilmemesi lazım. Bunun için ise kamu idaresinin yapabilecekleri olduğu kadar, Hataylının ve kentin kanaat önderlerinin de yapabilecekleri var. Hataylıların ve kanaat önderlerinin sağduyulu olduğuna kuşku yok. Çünkü toplumun büyük bir kesimi, oynanmak istenen oyunun farkında. Bu ise Türkiye için oldukça önemli bir kazanım.

Şunu açıklıkla ortaya koymak mümkün; Hatay’daki Sünni ve Nusayri-Alevilerin bir arada yaşama kültürü, bahsettiğimiz kesimlerin yürüttüğü kampanyanın karşılık bulmasını zorlaştıran temel faktördür. Bölgenin tarihi geçmişi ve insani ilişkileri de, bu gerçeği teyit etmektedir. Ancak Baasçılık yapan unsurların yürüttüğü kışkırtma kampanyası ile etkilemek istedikleri Nusayri-Alevi yurttaşların, sorunu milli bir mesele olarak değerlendirip, sığınmacılara yönelik ayrımcı, zaman zaman ırkçılık düzeyine varan söylem ve tutumlara karşı pozisyon almaları, itibar etmemeleri oldukça önemlidir! Kamu idaresinin ise dillendirilen eleştiri ve sorunların üstüne gitmesi, çözüm üretmesi ve güvenlik tedbirleri konusunda duyarlı olması, oluşan gerginlik potansiyelinin giderilmesinde etkili olacaktır.

adnanboynukara@yahoo.com

Haber10

———————————-
Adnan Boynukara
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI