Hanımeli 5. Gençlik Kürsüsü Başladı

0
122

Yükseköğretim Komisyonu olarak geçtiğimiz yıl başladığımız Gençlik Kürsüsü projesine, bu yıl beşincisi ile start verildi.

Hanımeli Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneğinden Gençlik kürsüsü

Yükseköğretim Komisyonu olarak geçtiğimiz yıl başladığımız Gençlik Kürsüsü projesine, bu yıl beşincisi ile start verildi.

22 Aralık Cumartesi Malatya Belediyesi Konferans Salonunda saat 13.30 da yapılan programın konusu İslam Işığında İdeolojiler olarak belirlendi.

İki yıldır yürüttüğümüz çalışmamızda gençlerin düşünsel gelişimini, onların araştırma, sorgulama, sentezleme liyakatine ulaşmalarını hedefledik. Geçtiğimiz yıl gençlerde gözlemlediğimiz gelişim, bizleri projede ısrara sevk etti.

Ayrıca öğrencilerimizde aidiyet duygusunu geliştirmek ve Yükseköğretim Komisyonu bünyesinde hizmet veren öğrenci evlerimizde ikamet eden öğrencilerimiz ile Ortaöğretim Komisyonu bünyesinde eğitim çalışmalarımızda aktif görev alan öğrencilerimiz arasındaki iletişimi kuvvetlendirmek amaçlı yeni bir projenin ilk adımını bu yılki ilk Kürsümüzde atmış olduk.

İnsanlık tarihi, hak ile batıl temsilcileri arasındaki mücadelelerle doludur. İnsanın, Hak ve hakikatten uzaklaşarak batıla saptığı her dönemde, Allah’u Teâlâ onlara peygamberler vasıtasıyla ilâhi mesajı göndermiştir. Ancak bir süre istikamette yürüyen insanoğlu, daha sonra yine istikametten ayrılmıştır. Şeytanın izi sıra giderek canavarlaşmış yeryüzündeki tüm güzellikleri yok etmeye yeltenmiştir.

Bugün insanlık, batılın yeni yüzüyle karşı karşıyadır. İnsanlığın sorunlarını çözmeyi amaçlayarak ortaya çıktıklarını iddia eden, ancak yeryüzünü fesada boğan bu oluşumun ortak adı ideolojilerdir. Kimi zaman Kapitalizm, kimi zaman Komünizm, kimi zaman da Faşizm adlarıyla farklı dönemlerde ortaya çıkan bu ideolojiler insan heva ve heveslerine hizmet etmişler. Fikri kriterlerini farklı oluşturmuşlar, fakat etkin oldukları süreçte, zulümlerinde aynileşmişlerdir.  Tarihte akan kanlar ideolojilerin insanın mutluluğunu hedeflediği iddiasını da çürütmektedir.

İdeolojiler, bugün batılın vazgeçilmez gayreti ile gençlerimizi etki altına almakta, onları değersiz bir meta gibi kullanmaktadır. Manevi tüm değerleri yok sayan, zihinlerde maddeye dayalı sistematik bir algı dünyası oluşturan ideolojilerin, bugün eğitim müfredatları içinde yer alması olayın vahametini gözler önüne sermektedir. Teknolojiyi kullanarak algı dünyamızı manevi değerlerden uzaklaştıran bu unsurları iyi tanımak, onlardan korunmayı kolaylaştıracaktır. İdeolojilerin bozguncu yapısının gençler tarafından bilinmesi ve vahiy perspektifinden bakış açılarının oluşması, onların şahsiyet gelişimi için gerekli bir adımdır.

Yükseköğretim öğrencilerinin hazırladığı program üç başlık halinde ele alındı. İdeolojilerin insanlık üzerindeki yıkıcı etkileri vurgulandı.

Panel formatında yapılan üç panelistin yer aldığı program İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesi hazırlık sınıfı öğrencisi Merve Yılmaz’ın sunuculuğunda gerçekleşti. Programda ilk konuşmacı İlahiyat Fakültesi 3. Sınıf öğrencisi Çiğdem Aydınhan  -İdeolojinin Tanımı, Amacı ve Tahribatı- konusunu anlattı.

Konuşmasına ideolojinin tanımını yaparak başladı. İdeolojinin nasıl bir yapıya sahip olduğu hakkında bilgi veren konuşmacı şunları söyledi; İdeoloji kavramsal olarak dinsel her şeyi reddeder. Maddeye dayalıdır. Olayları anlamlandırırken dini devre dışı bırakır. İnsanın fıtratında yer alan tapınma ihtiyacını reddeder. Dolayısıyla ideolojiler insan fıtratı ile savaşım halindedir.”  İdeolojilerin amacı hakkında ise özetle şunları söyledi. “Her biri, başlangıçta -genellikle-sosyal, toplumsal ya da ekonomik sorunların çözümünü amaçladığını iddia ederek ortaya çıkar. Bazen de sırf bilimsel bir çalışma olarak başlar, ancak daha sonra kaydettiği aşamalarla siyasi ve ideolojik bir içerik ka­zanarak âdetâ dine birer alternatif oluştururlar ve büyük kalabalıklar tarafından tutulur­lar.” İdeolojilerin hedefinin insanları fıtratından uzaklaştırmak olduğunu vurguladı. İdeolojilerin tahribatı ile ilgili, bu kavramın tanımlanıp toplumsal hayata girmesiyle birlikte insanların dini inanışlardan uzaklaştıklarını, beraberinde vicdan ve merhametten soyutlandığını söyledi. Sovyet Rusya’da, Almanya’da, Küba’da, Çin’de Komünizm ideolojisinin devrimci liderlerin Devleti nasılda bir canavara çevirdiğini, hak adalet kisvesi altında insanlık adına çıkılan yolda kendi çıkarları uğruna insanları hunharca katlettikleri ile ilgili rakamsal bilgi verdi. Sadece bu ideoloji sebebiyle 100 milyon insanın katledildiğini söyledi. Sözlerini şöyle sonlandırdı;İnsan, mahlûkatın en şereflisi olma özelliği ile donatılmıştır. Eşref-i mahlûkat denilen bu vasıf ancak güzel amelle tekâmüle ulaşır. Yaratılış gayesinden uzaklaşmış, bozgunculuğu yol edinmiş insanlarda, zulüm de sınır tanımaz ve vahşileşir. 

İkinci konuşmacı Sosyoloji 2. Sınıf öğrencisi Elif Aka -İdeolojilerin Tarihsel Süreç İçerisinde Toplumlar Üzerindeki Etkileri, Günümüzde Değişmeyen Özü ve Değişen Yüzü- başlığı altında sunumunu gerçekleştirdi.

İnsanların İslâm’ın dışında tarih boyunca kendi kafalarından dinler uydurduklarını, bütün bu dinlerin genel adının, bâtıl dinler olduğunu söyleyerek konuşmasına başladı. Din gerçeğinin insanın yaşam şeklini, hayat nizamını belirleyen hükümler olduğunu, bu anlamda insanların kafalarından uydurdukları yaşam biçimlerinin aslında birer din olduğunu söyledi. Bu anlamda bilimsel çevrelerce adına değişik izm’ler, değişik ideolojiler denilse de, İslâm’a göre bunların birer din olduğuna yani batıl din olduğuna vurgu yaptı. Konuşmasını şöyle sürdürdü: “Tarih boyunca İnsanlar, zulmün ve sömürünün farkına varıp patlama noktasına geldiklerinde, müstekbirler, insanlara yepyeni hayat şekilleri (dinler) sunmuşlardır. Yeryüzünü ifsat etmeye çalışan bu güruh ilk insandan günümüze gelinceye değin hep faaliyet halinde olmuştur.  Batıl dinler ilk çağlarda Budizm, Brahmanizm, Hinduizm, Şintoizm, Taoizm v.b isimlerle insanlığı batılın içine sürüklemişlerdir… 17. yy’ a gelindiğinde ise dünya dengelerinin değiştiğini bununla birlikte insanlığın söylem itibari ile dönüştüğünü görüyoruz. Artık dinsel kavramlar kullanılmıyor ideolojiler adı altında farklı kavramlar kullanılıyordu. Hayatın merkezine insanın konulduğu iddia edilerek enaniyet ön plana çıkartıldı. İnsanın gelişimi adı altında cani ruha sahip insanlar yetiştirildi. Adına Hümanizm, Nihilizm, Realizm, Egzistansiyalizm denildi. Kitlelerin bilinçaltlarına bu batıl inançlar yerleştirildi. İnsanlar bu ideolojilerin tahakkümü ile katliama maruz bırakıldı.”

Tarihin her döneminde farklı adlarla ortaya çıkan akımların esas amacının insanları Allah’tan uzaklaştırmak olduğunu söyleyen konuşmacı Müslümanların da bu ideolojilerin batıla sürükleyen rüzgârına maruz kaldıkları üzerinde durdu. Kapitalizmin Müslümanları sürüklediği mecraya parmak bastı ve Seyyid Kutub’un şu sözünü vurguladı: “Sadece Müslüman olunuz yeter. O, tek başına sizi emper­yalizmle, cesurca, kahramanca, fedakârca ölünceye kadar sa­vaşmaya itecektir. Eğer böyle bir savaşı yapamıyorsanız, kalbi­nizi yoklayın, belki imanın hakikatini anlamakta aldanmışsınızdır…” sözlerini şöyle sona erdirdi:Şu ana kadar ifade ettiklerimizden ortaya çıkıyor ki; İdeolojiler ve batıl dinler tek kaynaktan besleniyor. Bu kaynağın tarih boyunca özü değişmemiştir. Bu öz, Adem’e secde etmeyen ve kıyamete kadar insanların yolu üzerine oturarak onları Allah’tan uzaklaştıracağını söyleyen şeytandır.”

Üçüncü konuşmacı Sosyoloji 4. Sınıf öğrencisi Derya Türmüş Ortaçağ Karanlığı ve O Dönemde Parlayan İslam Güneşi- başlığı altında konuşmasını yaptı.

Bugünkü batının ortaçağda eğitim ve düşüncenin manastırların tekeline geçtiğini; sadece Kilise mensuplarına, ruhbanlara söz hakkı tanıyan bir sistemin yürürlükte olduğunu, bilim, kültür, sanat, edebiyat ve düşüncenin karanlıklar içerisinde olduğu için bu döneme “karanlık çağ” dendiğini söyleyerek  Bu dönemde Batı da kilise tekelinde, Engizisyon mahkemeleri kurulup, düşünen ve bilime hizmet eden her insan bir “cadı” ilan edilip türlü işkencelere maruz bırakıldı. Feodal kurumların tipik haliyle ortaya çıkması bu dönemde gerçekleşti. Ortaçağ Avrupa’sında sosyal hayat; zenginlerin, Aristokratların ve şövalyelerin, köylüleri ve çiftçileri ezmesi ve sömürmesi şeklinde devam ediyordu. O çağlarda Avrupa kıtası insanlığın cehennemi, fikrin, dinin, dilin, hareketin esaret yeri idi.” O dönem de Müslümanların ise parlak bir medeniyetin kurucusu olduğuna vurgu yaptı. Konuşmasını şöyle sürdürdü: Karanlığın, cehaletin  hüküm sürdüğü bir dünyada, Peygamber(sav) nübüvvetle görevlendirildiği eşsiz bir mütefekkir, fevkalade bir reformcu,ünlü bir kültür ve medeniyet kurucusu, meşhur bir siyasetçi, büyük bir lider, kendinden önce kimsenin konuşmadığı ve daha sonra konuşmayacağı kadar bilgi ve hikmet dolu konuştu.Cahil insanları kültürlü, barbar kimseleri medeni, günahkar ve kötü karakterli kimseleri muttali, Allah korkusu taşıyan Salih kimseler haline getirdi. Bu işi dünyevi vaatler, baskı ve zulümle değil, gönülleri fetheden tavrı, hoş ahlakı ve inandırıcı öğretisiyle başardı, Asil ve kibar davranışı sayesinde düşmanlarını bile dost yaptı.

Batılı düşünürlerden, Arthur Leonard’a göre “Hakikaten İslam, ortaya son derece mükemmel bir eser koymuştu ki o insanlık tarihinin sayfalarında asla silinmez, bir işaret olarak kendini gösterecektir… Bir başka ilim adamı, john Peven port da görüşlerini şöyle ifade etmektedir, “Kabul edilmelidir ki 10.  yy.’dan itibaren Avrupada gelişen fizik, astronomi, felsefe veya matematik gibi bütün ilimler, aslen Arap okullarından ve Avrupa felsefesinin babası olarak tanınan İspanyol Müslümanlardan istihraç edilmiştir” dedi veBu dinle, zamanın sonuna kadar, insanlığın Rabb’ine ve Halıkına dönünceye kadar sürecek yeni bir dünyanın doğuşu gerçekleşiyordu. İslam, hükümleriyle, güvenilir kimseler yetiştiriyordu. Bu kimseler, kalpleri Allah korkusuyla dolup taşan ve ahireti dünya hayatına tercih eden kimselerdi.” diyerek sunumunu noktaladı.

İlahiyat hazırlık sınıfı öğrencisi Ayşegül Karakuş, Sağlık Meslek Yüksek okulu 2.sınıf öğrencisi Ebrar Yıldız, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi 1. Sınıf öğrencisi Büşra Dağkuşu’nun okuduğu konuyla ilgili şiir ve edebi yazılar salonda duygulu anlar yaşattı.

Programın sonunda yapılan kardeşlik çekilişi ise oldukça heyecanlı geçti. . Program sonunda Üniversiteli her bir öğrencimizle liseli öğrencilerimizin kur’a çekilişiyle kardeşliği ilan edildi. Asr-ı saadet örnekliğinden esintilerle başlattığımız çalışmada, öğrencilerimizin kardeşlik erdemine ulaşmaları, İman etmedikçe cennete giremezsiniz birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız nebevi yönlendirmeyi, sadece bilgi olarak değil bir eylem haline getirmelerini hedefledik. Bu projenin geliştirilmesini ise öğrencilerimize devrettik.

Çekilişle seçilen kardeşlerin salonda kucaklaşmaları, tezahüratları programın sonunda küçük bir şölen havası estirdi.