Hafız Esed`i ılımlı general diye yutturmuslardı! – (Abdullah Muradoğlu)

0
198

Beşar Esed`in babası Hafız Esad ise 13 Kasım 1970`de bir askeri darbeyle, “Baas” partisinin güya “Moskova yanlısı” aşırı sol kanadını tasfiye ederek iktidarı ele geçirmişti.

Beşar Esed, Çin ve Rusya`nın desteğiyle halkını öldürmeye devam ederken, babası Hafız Esed 13 Kasım 1970`de askeri darbeyle iktidarı ele geçirdiğinde Batı ve Türkiye basını “General Esed, Baas içindeki Moskova yanlısı aşırı sol kanadı tasfiye ediyor” diye övgüler yağdırmıştı. Oysa Esed iktidarı ele geçirdikten sonra Suriye`yi eskisinden daha etkin biçimde Moskova`nın güdümüne sokmuştu. Hafız Esed, asker darbe yapmadan önce, hükümetten habersiz olarak Irak`taki Baas grubuyla gizli bir anlaşma yapmış ve bir bölük Irak askerini “İsrail`e karşı çarpışacaklar` gerekçesiyle Suriye`ye sokmuştu. Bütün hayatı boyunca İsrail`i bahane göstererek ordusunu Rus silahlarıyla takviye eden Esed elde ettiği askeri gücünü İsrail`e karşı değil halkına karşı kullanarak iktidarını sürdürmüştü.

Çin, Rusya ve maalesef İran`ın desteğini arkasına alan “Esed rejimi”, dünyanın geri kalanının muhalefetine rağmen kan dökmeye devam ediyor.

Beşar Esed`in babası Hafız Esad ise 13 Kasım 1970`de bir askeri darbeyle, “Baas” partisinin güya “Moskova yanlısı” aşırı sol kanadını tasfiye ederek iktidarı ele geçirmişti.

Herkes de yutmuştu Hafız Esed`in zokasını.

Türkiye basınında da Hafız Esed, “Baas Partisi`nin aşırı sol kanadını tasfiye eden ılımlı general” olarak lanse edilmişti.

Aslında Esed`in darbe yaparak iktidarı ele geçireceği 1969`dan beri konuşulan ve dillendirilen bir husus idi.

Hafız Esed, başta General Salah Cedid olmak üzere kendisini en üst makamlara kadar taşıyan yakın arkadaşlarına savaş açmıştı.

HERKESİ YANILTTILAR

Baştan beri çok sinsi davranarak iktidarı tek başına ele geçirmeyi amaçlayan Hafız Esed niyetini 1969`daki darbede göstermişti.

Baas Partisi içindeki güç mücadelesinin bir ürünüydü bu darbe..

Suriye`deki askeri yönetiminin en güçlü ismi olan Salah Cedid, Baas Partisi`nin desteğini arkasına almıştı.

Esed`in Baas Partisi`ne dayanarak iktidarı ele geçirmesi sözkonusu değildi.

Ancak hem “Savunma Bakanı”, hem de “Hava Kuvvetleri Komutanı” olan Hafız Esed`in önünde duracak sivil ve askeri bir güç bulunmuyordu.

Öte yandan Baas`ın aşırı sol kanadını öne sürerek Batı kamuoyuna kendisini ılımlı bir solcu olarak göstermeyi başarmıştı.

“Soğuk Savaş” dönemiydi ve Suriye`nin Moskova`nın güdümünde olması Ortadoğu`da tehlikeli bir gelişme olarak görülüyordu.

Hafız Esed, Amerika, İngiltere ve Batı Avrupa`nın bu zaafından yararlanmasını bilmişti.

Türkiye`deki basın organları da Hafız Esed`in yaydığı bu propagandanın etkisi altındaydı.

Mesela 3 Mart 1969 tarihli “Milliyet” gazetesinde Mehmet Ali Birand “Yeni bir ihtilal her an patlayabilir: Suriye için için kaynıyor” başlıklı bir yazısı bu propagandanın izlerini taşıyordu.

Birand şunları yazmıştı:

“Savunma Bakanı Hafız el Assad iki hafta önce askeri birlikleri sokağa çıkararak Baas Partisinin `aşırı sol gidişine` dur demesi , iki grup arasındaki çatışmayı artırmıştı. Ilımlı solcular ile aşırılar arasındaki çekişmede Başbakan Attasi sert bir tutumla istifasını vermişti. Taraflar silahlanarak Hafız El Assad`a başkaldıracaklarını ilan etmişlerdi. Savunma Bakanı ise bu arada, Attasi`nin haberi olmadan, Irak ile bir anlaşma yapmış ve bir bölük Irak askerini İsrail`e karşı çarpışacakları gerekçesiyle Suriye`ye sokmuştur. Irak`ta iktidarı tutan Baas grubu da ılımlı solculardan kuruludur ve Suriye Savunma Bakanını desteklemektedir. Hafız El assad aynı anda partiyi kongreye çağırmış ve bir plan sunarak `partinin bütünlüğünü koruma` gerekçesiyle, Moskova taraftarı aşırı solcuların partiden ve ordudan temizlenmesini istemiştir. El Assad, Suriye`nin gidişini düzeltmek amacı güttüğünü ileri sürmektedir.”

Birand`ın gözlemleri daha çok Batılı haber kaynaklarına dayanıyordu tabii.

İSRAİL BAHANE, İKTİDAR ŞAHANE

1967 savaşında Suriye, Golan tepelerini İsrail`e kaptırırken Esed aynı görevlerdeydi ve bu yenilgide büyük payı vardı.

Buna rağmen Esed görevinin başında kalmayı başarabilmişti.

Üstüne üstlük, Birand`ın yazısında belirtildiği gibi arkadaşlarını kandırarak İsrail`e karşı çarpışacaklar gerekçesiyle Irak askerlerini Suriyeye sokmuştu.

Esed`in İsrail ile savaşmaya hiç niyeti yoktu ve bütün iktidarı boyunca bu iki yüzlü tutumunu incelikle sürdürmüştü.

Öte yandan, güya “Moskova yanlısı” diyerek diğer Baas liderlerini tasfiye ettikten sonra Suriye`yi daha etkin biçimde Moskova`nın güdümüne sokmuştu.

Bu sayede ordusunu Rus silahlarıyla ve savaş uçaklarıyla tahkim ederek azınlık iktidarını halkına karşı güvence altına almıştı.

UZMANLAR BİLE FAKA BASTI

Esed`in “ılımlı” bir solcu olduğu zokasını Ortadoğu uzmanı akademisyenler bile yutmuşlardı.

Bu akademisyenlerden birisi de Prof. İsmet Giritli`ydi.

13 Kasım 1970`deki askeri darbeden sonra, 21 Kasım`da “Milliyet” gazetesinde “Suriyede yeni darbe” başlıklı bir yazı kaleme alan Prof. Giritli şöyle diyordu:

“Alevi cemaatinin temsilcisi olan Salah Cedid, Baas partisinin sol kanadı ile işbirliği yapmış, ordunun tekrar Sünni arapların etkisine düşeceği korkusu ile Mısır ile birleşmeye karşı çıkmış ve Sovyetler Birliği`yle çok sıkı bir işbirliği kurmuştur. Bu ekibin sert ve katı politikası birçok `gayri memnunlar` vücuda getirmiş ve yeni askeri darbelerin tohumlarını atmıştır. İşte 13 Kasım 1970`te yine Baas partisine mensup ve bir Alevi olan fakat daha `ılımlı` bir politikanın takipçisi olarak tanınan Suriye Savunma Bakanı ve Hava Kuvvetleri Komutanı General Hafız Esad`ın yaptığı darbe beklenmekte olan hareketlerden birisidir.”

15 Kasım 1970 tarihli Milliyet`te ise Hafız Esed`in `alevi` olduğu için muhtemelen Devlet Başkanlığını üstlenmeyeceği belirtiliyordu.

Oysa kısa bir süre sonra o koltuğa oturacaktı Esed.

Aynı yazıda Baas partisi kongresinde yenilgiye uğrayan Esed`in askeri darbe yaparak solcu Baas rejimini devirdiği, aşırı solcu ve marksist olan diğer yöneticileri tutuklattığı belirtiliyordu.

O dönemde Türkiye`de de Baas tipi bir rejim kurmak isteyenler darbe hazırlığı içerisindeydiler.

Tesadüf bu ya, 9 Mart 1971`de darbe yapmayı planlayan kemalist-sol cuntacılar, Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde, Suriye Baas partisinin tüzüğünü de inceleyerek yeni bir anayasa taslağiı üzerinde çalışıyorlardı.

TÜRKİYE KAYNIYORDU

Hafız Esed ilk darbeyi 2 Mart 1969`da, son darbeyi ise 13 Kasım 1970`de indirmek suretiyle iktidarı ele geçirmişti.

Baas darbeleri 9 Mart 1971`de akamete uğrayan bizim cuntacılar için esin kaynağı olmuştu.

İktidarda Süleyman Demirel vardı, üniversiteler ve ordu için için kaynıyordu.

Hiç şüphesiz Türkiye`deki bu kaynamalardan Hafız Esed ziyadesiyle istifade etmişti.

Çünkü Suriye`de gerçekleşen daha önceki askeri darbelerde Türkiye teyakkuz halinde olmuş ve hatta bir askeri müdahele seçeneği bile düşünülmüştü.

Bu kez basın yayın organları, askeri çevreler ve akademik çevreler Hafız Esed darbesine Fransız kalmışlardı. Üstüne üstlük Hafız Esed`e yönelik bir sempati dalgası bile oluşturulmuştu.

Bu vakıayı bir kenara not etmek gerekiyor.

`Adam bizimkilerin değil, KGB`nin adamı çıktı arkadaş`

13 Kasım 1970`de General Hafız Esed askeri darbeyle başa geçtiğinde Türkiye`de Suriye`ye ilişkin olarak tam bir bilgi kirliliği sözkonusuydu.

Gazeteciler, Ortadoğu uzmanları Esed`in “ılımlı` bir rejim kuracağı görüşünü seslendiriyorlardı.

Başbakan Süleyman Demirel de bu bilgi kirliliğinin etkisi altında kalmıştı.

Hafız Esed darbesi hakkında acaba istihbarat kuruluşları ne düşünüyorlardı ve Başbakan Demirel`e hangi bilgileri aktarmışlardı?

Buna dair bir bilgi, Soner Yalçın`ın “Bay Pipo” kitabında yer alıyor.

Demirel`in yakın çalışma arkadaşlarından ve bakanlarından Seyfi Öztürk 1991`de Soner Yalçın`a ilginç anekdotlar aktarmıştı.

Demirel, MİT`ten gelen gizli dosyaları Seyfi Öztürk`e okutuyordu.

Bu dosyalardan birisi de Hafız Esed ile ilgiliydi.

Seyfi Öztürk 1991`de Soner Yalçın`a bakın neler anlatmış:

“Başbakan Demirel yanıma geldi, `Seyfi gel, seninle bir şey konuşacağım`dedi. Ben sanıyorum ki makamında konuşacağız. `Çıkalım` dedi. Başbakanlıktan çıktık. Makam arabasına da binmedi. Kim dinliyor tahmin edersin! Neyse, yürüyoruz. Makam arabalarımız ve korumalar da arkamızdan geliyor. Fısıldayarak dedi ki, `Yahu Seyfi, Fuat Doğu geldi bug
ün bana. Bir haber verdi, doğru mu değil mi, bilmiyorum valla. Bizimkiler(MİT), CIA ile birlikte Suriye`de darbe yapacaklarmış. Hafız Esad diye bizim çok iyi tanıdığımız bir Çerkez`i başa geçireceklermiş. Adam bize çok bağlıymış. Sen akşam radyoyu bir dinle ve bana haber ver, iş doğru mu?` Ayrıldık. Akşam radyoyu dinledim. Sahiden darbe olmuş. Hafız Esad da başa gelmiş. Lakin adam bizimkilerin değil, KGB`nin adamı çıktı arkadaş.”

Soner Yalçın, bu anekdotun altına şu notu düşmüş:

“Kamuoyu, Fuat Doğu`nun `çerkez arkadaşı` Hafız Esad`ın o günden sonra Türkiye`nin ne denli `dostu` olduğunu yakından görecekti.”

Oysa Hafız Esad çerkes değil, aleviydi.

MİT Müsteşarı General Fuat Doğu Türkiye`de “Baas tipi rejim kurmak için” darbe planlayan 9 Mart cuntasını deşifre etmiş, engellemişti.

Fuat Doğu`nun Esed hakkında Demirel`e kasten yanlış bilgi vermesi düşünülemez.

Demek ki birileri de, belki de `köstebekler`, Fuat Doğu`ya yanlış istihbarat ulaştırmışlardı.

Hafız Esed`in ve Türkiye`deki yandaşlarının zokasını istihbarat birimleri de yutmuşlardı.

Babası da Humus`u kan gölüne çevirmişti!

Esed rejimi Humus`u şehir mezarlığına çevirmeye devam ediyor.

Nisan 1973`te de Beşar Esed`in babası Hafız Esed de Humus`ta onlarca Suriyeliyi katletmişti.

1970`de iktidarı bir darbeyle ele geçiren Hafız Esed, yeni Anasayaya “devletin resmi dini İslamdır” maddesini koymamıştı.

Esed`in anayasası 12 Mart 1973`de halk oyuna sunulacaktı.

Aşırı laik sosyalist politikanın ürünü olan Esed`in anayasası büyük halk kitleleri tarafından protesto edildi.

Esed, “Devletin resmi dini İslamdır” ibaresi yerine “devlet başkanının müslüman olacağı” şeklinde bir madde eklemekle yetindi.

Protestolar, baskı altındaki halk oylamasının ardından da devam etti.

İlk protesto Humus`tan geldi.

Mevlid Kandili`nin kutlandığı bir Pazar günüydü.

Humus`taki “el-Kebir” camiinde başlayan protesto gösterisine polis müdahale etti.

Çıkan kargaşada Humus Emniyet Müdürü bıçaklanarak öldürüldü, Humus valisi İsmail Yusufi ise canını zor kurtardı.

“Esed Allah`ın düşmanıdır” diye yürüyüşe geçen halkın üzerine ordu birlikleri ateş açtı, 15 Humus`lu öldü, 60`ı yaralandı.

Pazartesi olaylar daha da yaygınlaştı, bu kez lise öğrencileri Pazar günü öldürülenleri protesto etmek için yürüdüler.

O gün Humus esnafı kepenk indirdi, kentte hayat durdu.

Polisin “dükkanlarını açmayanların mallarına el konulacağını” ilan etmesine rağmen protesto gösterileri sürdü.

Bu gösteriler sırasında da onlarca insan hayatını kaybetti.

Tanklar, zırhlı araçlar kentin kavşak noktalarını işgal ettiler.

Esed rejimi Humus`taki olayları saklamak istediyse de başaramadı.

Olaylar Lazkiye`ye sıçradı.

Humus ve Lazkiye`deki gösterilerde yüzlerce Suriyeli hayatını kaybetti.

Halkın isyan etmesinin ardından aşırı laik tutumundan taviz vermek isteyen Hafız Esed kaş yapayım derken göz çıkardı.

Bastırdığı Kur`an-ı Kerim`in kapak zarfına kendi resmini koydurdu.

İslami geleneklere ters düşen bu yaklaşımından ötürü Hafız Esed bir türlü dikiş tutturamadı .

1982`de Hama`yı yerle bir etmesine, binlerce insanı katletmesine rağmen Suriye`de İslami muhalefeti ve İslami gelenekleri yok etmeyi başaramadı.

Oğlu Beşar Esed de babasından yolundan gidiyor ama Suriye halkı er ya da geç kendi yolunu bulacak.

 Yenişafak

———————————-
Abdullah Muradoğlu
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI