Günümüzün Cumhuriyetçi adayları Ya alaycı ya da aptal olmalı – (Paul KRUGMAN)

0
145

WashIngton Monthly Dergisi yazarı Steve Benen, 18 Ocak tarihli bir internet yazısında normal koşullarda Mitt Romney’in berbat bir aday olduğunu ancak rakiplerinin ondan da kötü olduklarını belirtmiş. Benen şöyle devam ediyor: “

Şu günlerde iyi bir Cumhuriyetçi olmak için yarım akıllı her politikacının, yalan olduğunu açıkça görebileceği şeylere inandığını söylemek gerekiyor. Bu durum da iki tür adaya kapıları açıyor.

 

WashIngton Monthly Dergisi yazarı Steve Benen, 18 Ocak tarihli bir internet yazısında normal koşullarda Mitt Romney’in berbat bir aday olduğunu ancak rakiplerinin ondan da kötü olduklarını belirtmiş. Benen şöyle devam ediyor: “Bu seneki Cumhuriyetçi aday yarışı eğer Romney’in bir tanecik kayda değer rakibi olsaydı nasıl olurdu diye sık sık düşünüyorum.”

 

Ama bu olamazdı!

 

Cumhuriyetçilerin zayıflığı bir tesadüf değil.

 

Ana yarışı A.V.S. teorisinin merceğinden izliyorum. Açılımı ‘Aptallar veya Sahtekarlar.’ Şöyle açıklayayım: Şu günlerde iyi bir Cumhuriyetçi olmak için yarım akıllı her politikacının yalan olduğunu açıkça görebileceği şeylere inandığını söylemek gerekiyor. Bu durum da sadece iki tür adaya kapı açıyor. Sorunun ne olduğunu anlayacak kadar zeki veya mantıklı olmayanlar ile avantaj sağlamak için her şeyi söylemeye hazır olan kinikler.

 

Bu dediğim şeyler nedir diye sorarsanız, Başkan Obama’nın sağlık sigortası planıyla Amerika’yı yok edecek bir sosyalist olmasından tutun da işsizlik oranlarının yüksek olmasının sebebinin tembel insanların işsizlik sigortasından aldıkları parayı çalışmaya tercih ettiklerine kadar yolu var. Bütçe konusuna girerseniz, vergilerde büyük indirimler yapabileceğimize, bütçe açığını kapatabileceğimize ve yüksek askeri harcamaları sürdürebileceğimize inandığınız iddia etmeniz gerekiyor. Tüm bunları da yeni sağlık sisteminden faydalanan Cumhuriyetçi seçmenleri üzmeden yapacaksınız.

 

Dikkat edin, iş eninde sonunda bütçe meselesine gelince, güya inatçı olanlar…(öksürük) Paul Ryan (öksürük) …bile büyülü dev asterikslere bel bağlıyorlar (Nisan ayında yazmıştım, Ryan vergilerde 3 trilyon dolar indirime gidilmesini önerdi ama bir yandan da planının devletin gelirlerini düşürmeyeceğinde ısrarlıydı çünkü ne olduğu bilinmeyen bir şey vergi matrahını artıracaktı). Bir tarafta Rick Perry gibi gayet kalın kafalı olanlar, diğer tarafta ise Romney gibi sapına kadar kinikler (Newt Gingrich ise hem aptal hem de sahtekar olmayı başarıyor). Belki, zor ama belki, Cumhuriyetçi Parti hem Romney’in kiniklik seviyesine ulaşabilecek hem de samimiymiş izlenimi verecek bir aday bulabilirdi ama o düzeyde yetenekli politikacıya ender rastlanır. Demek istediğim, adaylıkta şansı olması gereken ve kafadan kontak olmayan tüm Romney’ler işe yaramaz çıktılar; mesela Tim Pawlenty.

 

Uzun lafın kısası, Cumhuriyetçi Parti’nin zayıflığı yapısal. Ekonomi hâlâ berbat durumda olmasaydı hiç şansları yoktu.

 

Romney’nin Vergileri

 

Tam da beklediğimiz gibi oldu: 2010 yılında Romney’in brüt geliri 21.6 milyon dolar ve bunun 3 milyonunu vergi olarak ödedi (federal gelir vergisi oranı yüzde 13.9).

 

Başkanlık adaylığı için portfolyo sunu temizlemeye başladığına dair şüpheleri gidermek için önceki yılları da karşılaması gerekiyor.

 

Sağcı apologistler şimdilerde Romney’in vergilerini aslında düşük olmadığını söylüyorlar çünkü şirketlerin onun adına ödediği vergileri de dikkate almalıymışız. Ancak bu iddiada en azında iki hatalı nokta var.

 

Öncelikle, toplam miktarın 13 milyon doları sermaye kazancı gibi vergilendirilen başarı primleriydi ancak bunlar geçerli bir sebep olmaksızın özel muameleye tabi tutulan komisyonlardan ibaret. O gelir üzerinden kazanç vergisi ödenmedi. Minimal düzeyde savunulabilir bir vergi yasası Romney’den 2.6 milyon dolara daha çok vergi talep ederdi.

 

İkinci konu, daha düne dek malum şüpheliler kurumlar vergisinde büyük indirimlere gidilmesini talep ediyorlardı. Sebep de o verginin aslında hissedarlar değil çalışanlar ve tüketiciler tarafından ödendiğine dair iddialarıydı. Şimdi bakıyorum da o vergiyi birdenbire hissedarlar ödemeye başlamış. Ne kadar ilginç.

 

Bu arada Romney’nin seçim bürosu ise bu durumu “İşte bir sürü vergi ödüyor! Bizi aptal mı sanıyorlar?” söylemiyle çarpıtacağının sinyallerini vermeye başladı. O soruya da cevap vermeyeyim.

 

Bir kez daha söylüyorum, konumuz Romney’in mevcut vergi kanununun onun gibilere savurganca sunduğu düşük vergi oranlarından faydalanarak yanlış bir şey yapmış olması değil. Konu, kısmen sosyal eşitsizlik üzerine kurulacak bir seçim kampanyasının büyük ihtimalle adayı olacak kişinin sistemimizin zenginleri nasıl kayırdığına mükemmel bir örnek teşkil etmesi. Kendisi aynı zamanda onun gibi insanlara yarayacak ve fakirlerle orta sınıfa zarar verecek politikaların savunucusu oluyor.

 

NOT: Evet, benim vergi oranım Romney’ninkinden çok daha yüksek ve daha da yükselmesine yönelik politikaları destekliyorum.

 

‘Çin malı’ denince kafanız karışmasın

 

‘The Big Picture’ (Büyük Resim) adlı blogun yazarı Barry Ritholtz, San Franciso Merkez Bankası’nın geçen yaz yayınladığı bir rapor üzerinden pek çok kişinin kafasını karıştıran bir konuya değiniyor: Küreselleşme falan, her şey tamam da, Amerikan tüketicisinin harcadığı paranın büyük bölümü halen Amerikan üretimi ürün ve servislere gitmekte.

 

‘Çin malında ABD İçeriği’ başlıklı rapora göre: “ABD’de 2010 yılında gerçekleşen kişisel tüketim harcamalarında Çin’den gelen ürün ve hizmetler sadece yüzde 2.7’ye tekabül etti ve bunun yarısından azı gerçekten Çin’den gelen ürünlere yansıdı. Geri kalanı ‘Çin Malı’ etiketini taşıyan ürünleri nakleden, satan ve pazarlayan Amerikalı işverenler ve işçilere gitti.”

 

Bunun önemli olmasının sebebi (ya da en azından önemli olmasının sebeplerinden biri) kemer sıkma ve teşvik konularında yapılan tartışmalar. Sık sık şöyle ifadeler duyuyorum: “Teşvik yöntemi eski günlerde işe yaramış olabilir ama bugün ancak Çin’den gelecek mallara daha çok para harcamaya yarar.” İşin aslı şu ki, bu hiç de doğru değil.

 

Neden? Bir kere, çoğu tüketim harcaması hizmet karşılığında yapılıyor ki bunların çok azının gerçekten ticareti yapılabilir. Bir diğer sebep, Walmart’tan aldığınız bir şeyin üzerinde ‘Çin Malı’ yazıyor olsa dahi, fiyatı içerisinde nakliye ve perakende gibi ABD katma değerleri içeriyor.

 

Raporun (frbsf.org sitesinde bulabilirsiniz) tahminlerine göre ABD halen tüketicinin harcadığı her dolar başına 85 sent’in öyle veya böyle yurt içinde kaldığı bir ülke. Bu da, başka şeylerin yanı sıra,  şu demek: Makroekonomi kuralları insanların tahmin ettiği kadar değişmemiş.

 

Apple ve toplaşma

 

Charles Duhigg ve Keith Bradsher tarafından Apple üretimi üzerine hazırlanan New York Times haberi ‘ABD iPhone işini nasıl kaybetti’ mükemmeldi; vaktim olduğunda konuya dair söyleyecek çok şeyim olacak.

 

Ancak şunu hemen söylemekte fayda var; haberin büyük bir bölümü toplaşma ekonomisi üzerine. “Artık tüm tedarik zinciri Çin’de” diyen bir diğer eski üst düzey Apple yöneticisi, şöyle devam ediyor: “Bin tane lastik şerit mi lazım? Bitişikteki fabrika yapıyor. Bir milyon vida mı gerekli? O fabrika da bir blok ötede. O vidanın biraz farklı olanına mı ihtiyaç var? Üç saatte halledilir.”

 

Mevzu şu ki, üretim tesisl
eri izole yerlerde olmaz, uzman tedarikçiler ve gerekli yetilere sahip işçilerin bulunduğu geniş bir havuzu içeren üretim kümelerinin parçası olmaktan kendilerine fayda sağlarlar. Ticaret ve ekonomi coğrafyası üzerine çalışmalarımda işlediğim bir konudur.  Politik çıkarımları tahmin ettiğiniz kadar net değildir.

 

Derli toplu anlatacak vaktim olduğunda bu konuya döneceğim.

 

ARKA PLAN:  ÇİN Ekonomi düzelirken

 

San Francisco Merkez Bankası’nın Ağustos 2011 raporuna göre, 2010 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ndeki ithal malların gayrısafi milli hasıladaki oranı yüzde16 iken, Çin malları bunun sadece yüzde 2.5’ini oluşturdu. ABD’de ‘Çin Malı’ etiketli ürünlerle sağlanan hizmetlere yapılan ödemeler ise Çin’de üretilmiş ürünlere harcanan miktarın yarısından fazla.

 

Raporu hazırlayan Galina Hale ve Bart Hobijin şöyle diyorlar: “Günümüzde küreselleşme çok yaygın olmasına karşın ABD ekonomisi buna nazaran kapalı bir ekonomi. Amerika Birleşik Devletleri’nde satılan ürün ve hizmetlerin büyük çoğunluğu burada üretiliyor.” Rapordan devam: “Tabii ki, eğer Çin’de üretilmiş bir çift terlik Birleşik Devletler’de 70 dolara satılıyorsa, bu perakende fiyatın tamamı Çinli üreticiye gitmiyor. Aslında, perakende fiyatın çoğu bu terliklerin ABD içerisinde nakliyesi, satıldıkları dükkanın kirası, Amerikalı perakendecisinin hissedarlarına düşen kâr payı ve terlikleri pazarlamak için yapılan masrafları karşılamakta.” Çin’in ekonomik sıçrayışı yavaşlama emareleri gösteriyor olabilir. Yakın zamanda yayınlanan bir Bloomberg raporuna göre Çin’de üretim yapmak bir üçüncü ayda daralmayla sonuçlanabilir. Ayrıca, resmi Çin rakamlarına göre ithalat artışı Aralık ayında önceki üç aya kıyasla yavaşladı. Bu, yurt içi talepte azalmaya işaret ediyor olabilir. Bu gidişata rağmen pek çok Amerikalı Çin’in artan ekonomik gücünden tedirgin oluyor. Paw Araştırma Merkezi tarafından Aralık ayında gerçekleştirilen bir anketi cevaplayanların yüzde 59’u Çin rekabetinin ABD için büyük bir tehdit oluşturduğuna inanıyor.

 

Star

———————————-
Paul KRUGMAN
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI