Ana Sayfa Yazarlar Gökhan Özcan Guguk kuşunun yalnızlığı – (Gökhan Özcan)

Guguk kuşunun yalnızlığı – (Gökhan Özcan)

0
Guguk kuşunun yalnızlığı – (Gökhan Özcan)

Herkesin herkese çok benzediği, hiç kimsenin kendisine benzemediği bir hayata gönüllü yazılıyor ve ne acı ki, bunun bize mutluluk vermesini bekliyoruz.

Hepimiz tek tek, kendi kişiliklerimizle, başkalığımızla yaratıldık. Ancak sanki kendine özgülüğümüzü, biricikliğimizi inkar edercesine yaşıyor, birbirimize benzemek, hatta birbirimizin neredeyse aynısı olmak için aptalca uğraş veriyoruz. Zevki, cazibeyi, ayrıcalığı, ne garip ki, aynı tornadan çıkmış gibi olmakta, aynı standartlara uygun bir hayat yaşamakta arıyoruz. Kendimizdeki her şeyi reddediyor, başkalarından var olmaya, kişilik bulmaya çalışıyoruz. Olana sırt çeviriyor, olmayanı icat etmek için didiniyoruz. İmkanı bırakıyor, bir ömür boyu imkansızın peşinde koşuyoruz.

Bir ipi bir yumağa saran birini düşünün ve bir de mesela o ipin hiç bitmeyeceği ihtimalini!

Herkesin herkese çok benzediği, hiç kimsenin kendisine benzemediği bir hayata gönüllü yazılıyor ve ne acı ki, bunun bize mutluluk vermesini bekliyoruz.

“Uğrunda yaşamak ve ölmek istediğim bir gerçeğe muhtacım. Fakat o benim dışımda değil, içimde olsun” diye karalamış bir tarihte defterine Kierkegaard.

Kendini daima yapbozun bir parçası olduğuna inandırmıştı ve bir gün büyük bir hayal kırıklığıyla farketti ki, yapboz tamamlanmış, kendisi açıkta kalmıştı.

“Hiçbir dilde söylenmemiş/ Hiçbir dilde yazılmamış/ Sözler ve şarkılar içindeyim” diye yazmış keder kalemiyle Edip Cansever, 'Üçlükler'inin üçüncüsünde.

Yıllar boyunca iyi kötü bir hayatları olduğunu ve yaşadıklarını zannettiler; ama sonra acıyla anladılar ki, içinde hiç kimsenin yaşamadığı metruk evler gibi sadece eskimişler!

“Yaşlanmak nasıl bir şey?” diye sordu küçük olan patavatsızca. “Yarım yamalak yaşanmış şeyler dağ gibi birikir ve nasıl patlayacağını bilemeyen bir volkan gibi yakar durur insanın içini” diye cevapladı büyük olan kısa bir sessizliğin ardından.

Kimsenin gizini çözemediği bilmece gibi bir kelime olduğunu vehmediyordu, oysa sadece bir yazım hatasıydı.

Bir de şunu düşünün; zamanı hatırlatmak için heyecanla yaşadığı saatin içinden çıkan ve yaşadığı gezegenin tamamen terkedilmiş olduğunu gören bir guguk kuşu ne hisseder?

İki kişi ertesi gün öğle saatlerinde meydandaki saat kulesinin altında buluşmaya karar vermişler, saat kulesi randevuya gelmemiş!

Her gece yatarken, sabah işe geç kalmamak için başucundaki çalar saati belli bir vakte kuruyor, her sabah uyandığında saatin onu uyandırmadan çoktan kalkıp gitmiş olduğunu görüyordu.

“Sakın kıpırdamayın!” diye bağırdı silahı olan. “Sanki çok kıpırdıyorduk!” diye gülüştü gamsız ahali!

Sanki bir savaştaydık, havada mermiler uçuşuyordu ve biz bütün bu kargaşadan çok önce, sızlamayı hiç beklemeyen yerlerimizden zaten isabet almıştık!

Ununu eledikten sonra başkasının ununu eleyen, sonra başkasının ununu eleyen, eleğini hiç duvara asmayan insanlar da var.

“Bazen uyandığımda” dedi hayretle meczup, “daha sabah bile uyanmamış oluyor!”

Yeni Şafak

———————————-

Gökhan Özcan

 

DİĞER KÖŞE YAZILARI