Ana Sayfa Yazarlar Mehmet Kızılay Gönül Göğümüzün Kutupyıldızı: Ziya Dolaş – (Mehmet Kızılay)

Gönül Göğümüzün Kutupyıldızı: Ziya Dolaş – (Mehmet Kızılay)

0
Gönül Göğümüzün Kutupyıldızı: Ziya Dolaş – (Mehmet Kızılay)

(Adıyaman’daki Müslüman Gençliğin Model İnsanı: Ziya Abi)

Tevhidi uyanışın Adıyaman’daki sembol isimlerinin en başında gelen şahsiyet Ziya Dolaş. Dönemin gençleri, bugünün 40’lı yaşlarında ve toplumun çeşitli katmanlarında önemli mevkilerde yer alan birçok insanın ortak abisi, Ziya Abi. 7 Nisan 2014 tarihinde hakka yürüdü. Her vefattan sonra dediğimiz gibi “Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.”

İman etmiş olanlar iyi bilirler ki, bu son değil bir başlangıçtır. Yokluk değil, gerçek varlığa kavuşmaktır. Varlığı, her daim yokluğundan daha anlamlı ve daha inandırıcı duracaktır. Çünkü inancı ve mücadelesiyle yaşamayı bilenlerin, ete bürünmüş kuru kemiklere ihtiyacı yoktur. Onlar ruhlarını, duygularını ve gözyaşlarını nesiller boyu, dilden dile kalpten kalbe ulaştırmayı başarabilirler. Zaten onları önemli şahsiyet yapan da geride bırakmış oldukları yetişmiş nesiller, ölümsüzlüğe sevdalanmış düşünce, yaşantı ve hiçbir karşılık beklemeden ödedikleri bedellerdir. Değerlerle donanmış duygu dünyalarında yaşamayı arzulayarak ömrünü tüketenlerin toprağa suya ihtiyacı olmadığı da bir başka gerçekliktir.

Ülkelerin tarihleri gibi şehirlerin de tarihleri vardır. Adıyaman’ın tarihinde önemli bir kilometre taşı olarak Kahta Aydınpınar köyünde yatacak Ziya Abimiz. Bir gönül insanı, bir düşünce mühendisi, bir edep öğretmeniydi. Bir ışık, bir lamba, bir çerağ gibi olmaya adanmış bir hayat ve bizler etrafında uçuşan kelebekler misaliydik. Yaşıtları dünyalıklarını biriktirmeye büyük bir hırs ile uğraşırken o bu hırsını yeni bir neslin inşası için taşıyor hayatının her alanını bununla doldurmaya gayret ediyordu.

Her insanın gönlünde değerleriyle, duygularıyla, heyecanı ve bağlılıklarıyla inşa ettiği bir gökyüzü vardır ve bu gökyüzünde az yada çok hayatına tesir eden insanlar kadar yıldızları vardır. Ziya Abi gönül göğümüzün kutup yıldızı idi. Gönül göğümüzden kayan bu yıldız fert fert, öbek öbek yetiştirdiği yüzlerce insanla yaşamaya devam edecek.

Bulunduğu yerde telefonların çekmemesinden dolayı, aradığımızda ulaşma şansımız pek olmuyordu. Ama kendisi ne zaman telefonun çekebileceği bir yere gitse bu aramalara mutlaka karşılık verirdi. Memleket hasreti, dostların hasreti ve geride bıraktıklarının hasreti ile beraber vefa umudu birazcık üzse de dimdik ayaktaydı. Bir defasında bu üzüntüsünü aynen şu ifadelerle izah etmişti:

 Mehmetçiğim, hayat geçip gidiyor. Ömür geçtikçe aslında yanımızda olan ve fark edemediğimiz şeyleri görmeye başlıyoruz. İnsan kendisiyle baş başa kalınca, hayatın başka pencereleri daha kolay açılıyor. Dostlardan az bir kısmı da olsa arayıp soranlar var. Fakat ben bu süreçte şunu gördüm ki; meğerse Hz. Ebubekir  benim arkadaşımmış, Hz. Osman benim dostummuş, Hz. Ömer, Hz.Ali, Musab b. Umeyr daha bir sürü arkadaşım varmış. Bunların arkadaşlığından, bunların dostluğundan habersizmişiz.

İnceden inceye bir sitem, bir üzüntü hissetse de o naifliğiyle o iletişim zerafetiyle o kadar güzel izah etmişti ki, benim de şöyle etrafıma bakıp Ömerleri, Osmanları,Alileri görmemi salık veriyordu. Bu şahsiyetlerin vefatlarının üzerinden binlerce yıl da geçse bunlar hala yaşıyor ve aramızda. Anladım ki, hayatımızın önemli sembol karakterlerinden olan “simurg” hikayesindeki gibi herkesi simurg olmaya diğer bir tabirle Ömer olmaya , Osman olmaya, Ebubekir olmaya davet ediyordu. Sen Ebubekir olursan, yanında Ömerler, Osmanlar , Aliler bulursun.               

Son görüşmemizde geçirdiği rahatsızlıktan bahsetmek yerine, hala ne yapabilirizi konuşmuştu benimle. Ne yapabiliriz diyordu? Yapabileceğini yaptın Ziya Abi, köşene çekil biraz da kendine ve çocuklarına zaman ayır diyemezdim. Çünkü bu ona en ağır gelecek teklifti. Ömrü mücadeleyle geçmiş, 28 Şubat’ın ülkeyi kaosa sokan o puslu havasında bir geceyarısı ansızın evini basan polislerin kolları arasında çocuklarını geride bırakırken de çocuklarının ne olacağını değil davasının bu badireden nasıl kurtulabileceğini düşündüğünü biliyoruz. Gözaltı süresi bittiğinde evine yaptığımız ziyarette kendisine yapılan fiziki ve duygusal şiddetten bahsederken gücünü ve kararlılığını kaybetmediğini kaldığı yerden daha da büyük adımlarla yol alacağını anlatmıştı.

Çocukluk yıllarımızın Ziya Abisi üzerinden yıllar geçmiş olsa da çocuklarımız boyumuzu aşsa da hala Ziya Abimizdi ve hala aynı değerdeydi. Hala ondan öğreneceklerimiz vardı. Hala örnek alacağımız bir yaşantısı vardı. Bugün Ziya Abi’nin gergefinden işlediği nice akademisyen, bürokrat, siyasetçi, mebus ve aydın insan onun vefatıyla derin üzüntüye garkolmuştur. İnsanlar kendini bir davaya adamışsa, dava yolunda bir çığır açmışsa elbetteki o çığırdan az yada çok her daim yol yürüyen, kendine yön bulan insanlar geçmeye devam edecektir.

Prof. Dr. Süleyman Uludağ’ın Ölüm gerçeği hakkında söylediği gibi: “Ölüm haberini alan bir mümin “innalillahi ve inna ileyhi raciun” (Biz O`na aitiz ve O`na dönüyoruz) der ve teslimiyet gösterir. Mülkün gerçek sahibi Hak Tealadır, mülkünde dilediği gibi tasarruf eder. Can veren O’dur. Verdiği canı dilediği zaman ve dilediği şekilde geri alır. Mümin buna sadece rıza ve teslimiyet gösterir. Üzülür, ağlar ve göz yaşı döker, ama Allah`ın rızasına aykırı düşen bir söz söylemez, bir şey yapmaz ve yakınmaz.

Üstad N.fazıl Ziya Abi gib şahsiyetler için dile getirdiği gibi:

tohum saç, bitmezse toprak utansın!
hedefe varmayan mızrak utansın!

Ruhuna, el-Fatiha..

 

Mehmet KIZILAY

———————————-

Mehmet Kızılay

 

DİĞER KÖŞE YAZILARI