Ana Sayfa Yazarlar Ramazan Kayan Gıybet Girdabında Kaybolan Kardeşlik – (Ramazan Kayan)

Gıybet Girdabında Kaybolan Kardeşlik – (Ramazan Kayan)

0
Gıybet Girdabında Kaybolan Kardeşlik – (Ramazan Kayan)

         Evrensel İslam kardeşliğinin maruz kaldığı baskı, işkence, zulüm, kıyım, yıkım ve sömürüye duyarlı olan bizler, nedense kardeşliğin en amansız düşmanı olan gıybet, haset, zan, kin, nefret ve husumete karşı sanki duyarsız, tepkisiz ve çaresiz bir tutum üzereyiz… Kardeşlik bünyemizi kemiren bu marazlar artık sıradan bir şeymiş gibi görünüyor. Hele hele gıybet, serbest dolaşım hakkına sahip… Her yere, her zaman nüfuz edebiliyor, tüm kapılar sonuna kadar açık… Toplumsal kabul gören bu illet tahripte sınır tanımıyor… Ortak mekânlarda, özel ortamlarda tadına doyum olmayan gıybet furyası toplumun manevi bünyesini çözüyor, çürütüyor ve hızla çökertiyor…

         Dil üzerinden gelen bu acımasız kıyım ümmet bilincini, vahdet ruhunu, cemaat olgusunu sessiz ve sinsice dumura uğratıyor…

         Örtülü katliam diyebileceğimiz bu görünmez afet, kardeşliği kemirdikçe kemiriyor, birliktelik şuurunu bitiriyor, bununla da kalmıyor bireyselleşme, bencilleşme, dünyevileşme gibi bulaşıcı virüslerin yaygınlaşmasına neden oluyor…

         Siz buna dilin vahşeti mi, dehşeti mi dersiniz, bilemem ama dipsiz denizde başlayan bu derin dalganın vurmadığı kimse kalmadı sanki… Öyle bir tufan ki, kasıp kavuruyor… Müminler arası güvenlik iklimine yönelik bu suikastın arkasında gıybet, haset, kin, zan ve nice nefretlerin saklı olduğu artık gün gibi aşikâr…

         Dilimizle canavarlaşıyoruz, buna kardeşlik dayanır mı?

         Hani müminler birbirlerinin yurdu olacaktı? Nasıl da birbirimize karşı kurtlaşıyoruz? Dilimizin hışmından kurtulamayan kardeşler?

         Yoksa “Allah affetse de ben affetmem” şaşkınlığında mıyız?

         İnsanoğlu şımardıkça dilin ayarı kaçıyor, hayatın anlamı kayıyor…

         Evet, yerinde ve amacına uygun kullanılmayan dil insanın başına beladır…

         Dünya ve ahiret esenliğini tehdit eden bir afettir… Gerçekten dilini muhafaza etmeyen, dinini nasıl muhafaza edebilir?

         Kindarlıkla dindarlığı birlikte nasıl sürdürebiliriz?

         Dilimizle incittiğimiz ve ittiğimiz insanları daha sonra doğrularımıza nasıl irşad ve ikna edebiliriz?

         Allah ve Resulü’nün garantörlüğü altında olan mümin kardeşlerimiz gıybete kurban gidiyor…

         Allah’ı veli, vekil, kefil edinenin dokunulmaz olduğunu nasıl unuturuz? Ona nasıl dil uzatırız?

         Kardeşimiz olan bir mazlumu, savunmasız bir masumu insafsızca nasıl dişleyebiliriz? Acımasızca çekiştiririz?

         İlginç, bir o kadar da utanç verici iğrenç bir durum…

         Birbirimizi afiyetle yemekten tiksinmiyoruz, teşvik ediyoruz…

         Ürpermiyoruz, yeni dedikodular üretiyoruz… Günaha doymayan bir toplum olduk… Masum ve mazlum rollere bürünmüş dedikodu odakları, fitne ve fesat kulislerinin servisleri ile sarsılıyor ve savruluyoruz…

         Bu gıybet girdabının müşterisi ne kadar da çok… İştirakçisi ne kadar da bol…

         Savunma refleksimiz ise; “Yapmayan mı var?” a sığınıyoruz…

         Gıybet giyotinlerinde habire insan boğazlanıyor…

         Gıybet kasapları kesintisiz işbaşında… Kadavralardan geçilmiyor, lime lime doğranıp, çiğneniyor… “Ama” ile başlayıp bitmeyen gıybet seansları, kardeş eti yemeler tiksinti uyandırması beklenirken ağızlar sulanıyor…

         İslam’ın pis, necis, habis dediği tüm bu fiiller, hız kesmiyor toplumsallaşıyor…

         Gıybet merkezleri, ortak mekânlar çoğaldı… Kafeler, kahvehaneler hatta camii önlerinde ezan öncesi gıybet fasılları kesintisiz devam ediyor…

         Modern yaşam standartlarında gıybetçilerde kendilerini yenilemekte gecikmediler… Gıybette yeni format daha etkin, yıkım daha güçlü…

         Sanal, yasal, küresel, kitlesel, kamusal kulvarlarda gıybet sınır tanımıyor… Gıybeti bilimsel, rasyonel, medyatik bir formda sunarsanız daha çok etkili…

         Evet, bugün sanat, edebiyat, kültür, müzik, medeniyet, bilim adına işlenen şenaat, şirret ve şerlerden korunabilmek ne kadar mümkün?

         Eli kalem tutanların sanki imtiyazları var… Kalemle tetikçilik yapanlar, sözle suikastta bulunanlar, kelimelerle insan kıyımını sürdürenler kendilerini la yüs’el görmeye devam ediyorlar…

         Bilimsel tezlerle belden aşağı vuranlar, entelektüel edepsizliklerle insan onurunu hiçe sayanlar hala itibar bulabiliyorlar…

         Haber-yorum-analiz-kritik yapmak adına savunmasız insanlar nasıl rencide ediliyor, insanın değeri reytinge nasıl feda ediliyor, anlamak mümkün değil…

         Enformatik yalan, yıpratma, çarpıtma, karartma, gıybet, iftira vakayi adiyeden artık…

         Gıybetin girmediği alan yok gibi… İma ile gıybet… İşaret ile gıybet… Jest ve mimiklerle gıybet… Karikatür, film, tiyatro, şiir, sinema dünyasının en güçlü sermayeleri gıybet, yalan ve iftira…

         Bireysel gıybetlerden daha ziyade kitlesel ve kolektif gıybetler kaygı verici…

         Daha da beteri gıybete karşı savaşım vermeleri gerekenler bile yumuşadılar…

         Evet, bu belayı engellemezsek, gıybet yapanla suç ortağıyız…

         En azından rahatsızlığımızı ortaya koymalıyız…

         Aktif olmasak da her birimiz pasif gıybetçiyiz… Pasif sigara içiciler gibi…

         Hatta daha da endişe verici kendi özel ortamlarımızda örtülü gıybet fasıllarımızı sürdürüyor olmamızdır…

         Kurumsal zeminlerimizde yaptığımız nice değerlendirme, müzakere, mütalaa, raporlama,

arşivleme oturumlarımız acaba gıybetten ne kadar beri?

         Gıybetin ismini değerlendirme olarak telaffuz etmekle vebalden kurtulmamız mümkün mü?

         Değerlendirme adına dedikoduculuk, dedektiflik ne derece doğru bir davranış? Hele hele gurup, cemaat, mezhep, parti, toplum değerlendirmelerimiz…

         Yetkili, sorumlu
olmamız ölü eti yememizi tecviz edebilir mi?

         Tahkiksiz, tetkiksiz, delilsiz eleştiri ve değerlendirmelerin doğuracağı vahametleri görmek durumundayız…

         Sakın kimseyi kompleks, kapris, ihtiras, intikam ve istismarımıza kurban etmeyelim…

         Artık kalbimizdeki zakkum tohumlarını törpülemeli, dillerimizde güller bitmeli…

         Ağzına alkolün bir damlasını almayan bizler, ölmüş kardeşlerimizin etini nasıl çiğneyebiliriz?

         Ribaya, zinaya yeminli olan bizler gıybete, dedikoduya nasıl bu kadar iştahlı olabiliyoruz?

         Oysa gıybet Allahın yasaklarından bir yasak, haramlarından bir haramdır…

         Masum haram yoktur… Zararsız günah yoktur…

         Bugün estetize edilmiş bir günahla karşı karşıyayız…

         Boykot etmemiz gerekirken dinleyip duruyoruz…

         Kötülerin elindeki bu silah, kelimeleri şarjör gibi üzerimize boşaltıyor sonuçta kardeşlik kan kaybediyor…

         Politik zeminde, ideolojik savaşta, ekonomik hayatta yani rekabet dünyasında dilin yıkım ve kıyım gücü çok daha yüksek…

         Temiz bir toplumun olmazsa olmazı temiz bir dildir…

         İnsanın süsü yüz, aklın süsü dil, dilin süsü de sözdür…

         Aklın ve ruhun dengesizliği dil üzerinden tezahür eder…

         Toplumsal tesanüd, teavün ve tearüfün teminatı da dildir…

         Halim olan Allah bekliyor…

         Settar olan Allah örtüyor…

         Tevvab olan Allah mühlet veriyor…

         Peki, Allah gizlerken biz açığa vurmakta neden acele ediyoruz?

         Yoksa kardeşlerimizin kusuru üzerinden kendi kusursuzluğumuzu mu düşlüyoruz?

Ramazan Kayan

31.10.2013

 

———————————-
Ramazan Kayan
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI