Geriliğin onuru – (Etyen Mahçupyan)

0
144

Pozitivist bakış, Doğu`nun `geriliğini` tüm Doğu`yu kucaklayacak ve kuşkuya mahal bırakmayacak bir kesinlikle açıklama hevesi taşıdı ve bu kolaycılığın sonucunda `geriliğin` suçu İslamiyet`e yüklendi.

Modernlik öncesinde Batılılar açısından Doğu farklı ve eksantrikti. Modernlikle beraber `geri` haline geldi… Bunda esas pay, Batı`daki zihniyet dönüşümünün yüzeysel ve popülizan bir biçimde pozitivizme doğru savrulması sonucu ortaya çıkan oryantalizmdeydi.

Pozitivist bakış, Doğu`nun `geriliğini` tüm Doğu`yu kucaklayacak ve kuşkuya mahal bırakmayacak bir kesinlikle açıklama hevesi taşıdı ve bu kolaycılığın sonucunda `geriliğin` suçu İslamiyet`e yüklendi. Bu yorum Batı`dan gayet mantıklı gözüküyordu, çünkü modernlik esas olarak yeni bir zihniyetin ortaya çıkması kadar, eski zihniyetlerden birinin de mahkûm edilmesiydi. Diğer bir deyişle Batı dünyası bir yandan relativizmle tanışırken, aynı anda da ataerkilliği `geriliğin` zemini olarak kendince tarihe gömdü. Ataerkilliğin ideolojik açıdan en büyük taşıyıcısı ise dinlerdi ve nitekim laiklik modernliğe gidişin kaldıracı haline geldi.

Ne var ki ataerkillik dinlerden çok daha geniş bir toplumsal ve psikolojik zemine oturan, yerleşik ve yaygın kodlar yaratmış olan bir zihniyet yapısıydı. Dolayısıyla dinin geriletilmesi Batı`da bile ataerkilliği kolayca bitirmedi ve bu sürecin sonlandığını hâlâ söyleyemiyoruz. Doğu ise Batı`nın hasmane ve tepeden bakan tutumu karşısında kendi ataerkil kodlarına ve dinine daha da sarıldı. Ancak modernlikle temas Doğu`nun da kendine özgü melez modernlik türlerini üretmesiyle sonuçlandı. Öyle ki bugün epeyce ironik gözüken ama son derece öğretici bir durumla karşı karşıya kalıyoruz: Doğu`nun dindarlığı küreselleşme ve demokratik özeleştiri dinamiği sayesinde kendi ataerkilliğine mesafe alarak dini `özgürleştirme` eğilimi sergilerken, toplumsal gelenek esas ayak bağı olarak ortaya çıkıyor ve şimdi ataerkilliğin yüzleşilmemiş tortuları bizzat Doğu`luların gözünde `geriliğin` simgesi olarak görülüyorlar.

Karşımızda öznelliği vurgulayarak işin içinden sıyrılabileceğimiz bir algı meselesi yok… Örneğin `namus` kavramına insan öldürmeye kadar gidebilen bir anlam atfedilmesi, Doğu`nun Batı algısından bağımsız olarak gerçekten de `geri` yönlere sahip olduğunu söylüyor. Bu konuya değinen bir okuyucumun, Ali Rıza Kaptan`ın gönderdiği not, siyaset yorumları arasında kaybolup giden herkes için zihin dünyamızı aksettiren bir ayna işlevinde…

“Bugünlerde `Bir çocuk sevdim` adında bir dizi izliyorum. Kız 17 yaşında, liseli, âşık olduğu erkekten hamile kalıyor ve delikanlının babası oğlunu fakir kızdan kurtarmak için Amerika`ya yolluyor. Kızın babası oto tamircisi. Geleneklerine, onuruna, namusuna bağlı bir insan. Kızın hamile olduğu ortaya çıktığında, okul yönetimi ve kızın babası-ailesi kızın bu namussuzluğunun kendilerine bulaşmaması için kıza ceza vermenin peşine düşüyor. Kız ise çocuğu doğuracağım diye tutturuyor… Baba`nın patronu orta yaşlı dul bir erkek. Kıza bir görüşte âşık oluyor ve babayla konuşarak kızla evlenmek istediğini, kızının çocuğuna babalık yapacağını, kızına güvenli ve huzurlu bir hayat vereceğini söylüyor. Kıza da evlenme teklifi yapıyor… Ancak baba, şimdiye kadar güvendiği, insan olarak takdir ettiği patronunun bu teklifine karşı hemen işi bırakıyor ve patronuna cephe alıyor. Bu arada kız da babasının patronuna şiddetle hayır diyor. Baba, kendi namusunu, onurunu düşünüyor. İşin garibi mağdur olan kız da aşkının namusunu, onurunu düşünüyor… Ne baba, ne de kız doğacak olan çocuğun sağlıklı doğmasını, huzur, refah ve güven içinde yaşamasını düşünmüyor…

AB, Türkiye ile devam eden müzakerelerde güven unsurunun pekişmesi için, Kıbrıs`tan askerî birliklerin peyderpey çekilmesini, limanların Rumlara açılmasını, siyasî partiler, terörle mücadele ve seçim barajı yasalarının değişmesini istiyor… Türkiye bunların hiçbirini yapmıyor, yapamıyor. Ermenistan sınırı yıllardır açılmıyor. Oysa bütün bunlar Türkiye`nin huzuru ve refahı için gerekli. Daha da önemlisi, Türkiye bunları yaparsa bir `zihniyet devrimini` gerçekleştirdiğini kanıtladığı için de Batı dünyasının güvenini kazanacak. Ama Türkiye bunları yapmıyor… Çünkü Türkiye`nin siyasileri için belirleyici olan hâlâ ülkenin namusu-onuru…

PKK da `onurunun` peşinde… 17 yaşındaki kız da `onurunun` peşinde… Hiç kimse refahın huzurun özgürlüğün barış`ın peşinde değil. Herkes onurunun peşinde olduğu için geleceği düşünmektense, olayların arkasında ne var, onu düşünüyor, söylüyor, yazıyor.

Tabii huzur-refah-özgürlük-güven-barış da önemli ama onurlu olması şartıyla… Siyasilerimiz, hükümetimiz, muhalefetimiz böyle düşünüyor. PKK da böyle düşünüyor… Kız babaları da… Kızlar da…”

Ataerkillik sadece erkek egemenliği ve aile içi şiddet değil… Değişmeyen ve değiştirilemeyen bir dünya hayali. Zamana dayanıklı bir toplumsal ve kurumsal hiyerarşiye karşılık gelen, özgürlüğe izin vermeyen kodların bizzat bizler tarafından sürekli olarak yeniden üretilmesi. Bu zihniyetle yüzleşilmesi gerekiyor… Batı`ya benzemek için değil, çünkü hem zaten benzeyemeyiz, hem de benzemenin bir manası yok. Ama kendimizin, Doğu`nun özgürleşmesi ve yeni bir sentez yaratabilmek için…

Zaman

———————————-
Etyen Mahçupyan
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI
[catlist name=”Etyen Mahçupyan”]