Gerçek sorunlarla kim ve ne zaman yüzleşecek – (Atasoy Müftüoğlu)

0
278

İslam dünyası toplumlarının, toplumlarımızın, yüzleşmeye cesaret edemediğimiz çok derin yapısal/ontolojik sorunları var. Bugün, toplumlarımız bu derin sorunların derin sonuçlarıyla nasıl hesaplaşabileceklerini konuşmaya, tartışmaya cesaret edemiyor.

Hangi toplum ya da kültür olursa olsun, büyük sorunları, gerçek sorunları konuşmaksızın, farketmeksizin, ilanihaye, sadece umut ederek, umut etmeyi hak edecek hiç bir şey yapmaksızın; sahte sorunları, yüzeysel sorunları, küçük sorunları konuşarak, yanılsamalar içerisinde hayatını sürdüremez. Gerçek/büyük/derin sorunları farkedemeyen toplumlar bilinç/idrak/nitelik katliamına maruz kaldıkları için, küçük sorunlarla oyalanırlar. Yüzeysel-küçük-güncel sorunlar içerisinde bir o yana, bir bu yana sürüklenen toplumlar, nostaljik kültürle, folklorik bir kültürle malül bulundukları için, gerçek zamanları, gerçek dünyayı, gerçek tarihi etkileyebilecek, çözümleyebilecek, yansıtabilecek bir kültür üretemezler.

Nostalji kültürlerinin, folklorik kültürlerin, romantik kültürlerin şimdiki zamanlar, tarihsel zamanlar için yapabilecekleri hiç bir şey yoktur. Şimdiyi, bugünü, dönüştürmeye, etkilemeye yönelik kültürel/siyasal/felsefi/ahlaki içerik ve bilinç üretemeyen toplumlar, kolonyalist emperyal kültürlerin, felsefi/ahlaki emperyalizmine açık hale gelirler. Bugünün dünyası, ideolojik bilgi yoluyla kontrol edilen, edilebilen bir dünya haline gelmiştir. Sözünü ettiğimiz felsefi ve ahlaki emperyalizmin, yeni bir haçlı seferinden başka bir şey olmadığını bilmek gerekir.

İslam dünyası toplumlarının, toplumlarımızın, yüzleşmeye cesaret edemediğimiz çok derin yapısal/ontolojik sorunları var. Bugün, toplumlarımız bu derin sorunların derin sonuçlarıyla nasıl hesaplaşabileceklerini konuşmaya, tartışmaya cesaret edemiyor. Gerçek/derin/büyük sorunlara nasıl yaklaşılması gerektiğini, bu sorunların nasıl aşılması gerektiğini konuşamayan, tartışamayan nostalji toplumları ve kültürleri, bu özellikleri sebebiyle, emperyalist sömürgeci amaçlar-çıkarlar-değerler-kavram ve kurumlar doğrultusunda kullanılabiliyor, araçsallaştırılabiliyor, zayıflatılabiliyor, istikrarsızlaştırılabiliyor, yönlendirilebiliyor, konumlandırılabiliyor, İslam'a ve Müslümanlara ihanet pahasına, her iki Batı'nın, (Avrupa-Amerika) ortak ideolojik tercihlerinin, program ve projelerinin hizmetine girebiliyor.

DÜNYA DÜZENİNİN SEKÜLERLEŞTİRİLMESİ

İslam dünyası toplumlarında en büyük algı bilinç tahribatı, Anglosakson emperyalizmi tarafından İslamın millileştirilmesi yoluyla gerçekleştirildi. Dünya düzeninin sekülerleştirilmesi, din'i inancın, düşüncenin, dünya görüşünün tayin edici rolünü kaybetmesine neden oldu. Dünya düzeninin sekülerleştirilmesi, ulusların ve ırkların tarihe girmesine neden oldu. Bu durum din'i duyarlılığı-tercihleri göreli hale getirirken, devlete bağlılığı da sekülerleştirdi. Sözünü ettiğimiz büyük süreçlerle birlikte İslam dünyası toplumlarında da, İslami bilincin yerini, devlet bilinci aldı.

İslam dünyası toplumları, kültürleri, Türkiye örneğinde de yakından takip edilebileceği üzere, modern zamanlar boyunca, dini/politik/etnik popülizm uyuşturucularına maruz kaldıkları için, vurgarize edilmiş, mistifikasyona tabi tutulmuş bir din yaklaşımına kapatıldıkları için, İslami dünya görüşü doğrultusunda modern entelektüel tarihe katılabilecek, modern entelektüel tarihte yankı uyandırabilecek, bu tarihin kayıtlarına geçebilecek düşünürler, filozoflar yetiştirememiştir. Toplumlarımızı belirleyen geleneklerimiz, itiraf etmek gerekir ki, zihinsel savaş, mücadele, üretkenlik ve etkinliğe maalesef çok yabancıdır. Bu nedenledir ki, bugün, dini hayatımız, cemaat hayatımız, dünya sisteminin, küresel sistemin, sömürgeci gündemini, dinamiklerini tanımlayamıyor, bu gündem doğrultusunda yanıtlar üretemiyor.

Dünya sistemi teknik-ekonomik-politik-kültürel üstünlüğe sahip, ancak, ahlaki üstünlüğe sahip değil. Dünya sistemi, eğer, ahlaki üstünlüğe sahip olsaydı, ırkçı ve ideolojik ayrıcalıkları meşruiyet kaynağı olarak kullanmayacaktı, ırkçı ve ideolojik ayrıcalıklar tehlikeli bir biçimde sınırsızca istismar edilmeyecekti. Bugün, bizler Müslümanlar olarak, farklı hiç bir seçeneğin konuşulmasına izin verilmeyen bir dünyada, ekonomik ahlaksızlığın/sömürgeciliğin, kapitalizm yoluyla meşrulaştırıldığı bir dünyada, kültürel ahlaksızlığın neoliberal dünya görüşü yoluyla meşrulaştırıldığı bir dünyada bu ahlaksızlıklarla bütünleşerek birlikte yaşıyoruz. Siyasal Hıristiyanlığın, Siyasal Yahudiliğin, dünya ölçeğinde kamusal sahnede, somut yaptırımlarıyla meydan okuduğu bir zamanda, İslami bir dünya görüşü, bilgi ve eğitim sistemi, sosyal ve ekonomik bir model ortaya kıymamız, bu noktada bir irade oluşturmamız gerekirken, İslami hayatı manevi alana sürgün etmek, İslami toplulukları siyasal varoluştan uzaklaştırarak, duygusal bir varoluşa mahkum etmek kabul edilebilir bir şey değildir.

Günümüz dünyasında, kolonyalist-sömürgeci dünya ne pahasına olursa olsun, her türlü kötülüğü göze almak pahasına, kendi ideolojik tercihlerini-ayrıcalıklarını dokunulmaz kılıyor, kılabiliyor. Kolonyalist kültürel fetihler, ideolojik mesajlara karşı duyarlı, ahlaki mesajlara karşı duyarsız topluluklar oluşturabiliyor, farklı kesimlerle ideolojik anlamda iletişim kurabiliyor. Türkiye örneğinde de, yakından takip edilebileceği üzere, sol-seküler kesimler, ekonomik emperyalizme karşı çıkarlarken, ideolojik ve kültürel emperyalizm karşısında sessiz kalabiliyor, İslam ve Müslümanlar söz konusu olduğunda, ideolojik emperyalizmle işbirliği yapabiliyor. Bu konu bağlamında, Marks ve Engelsin, Cezayir ve Hindistan'ın sömürgeleştirilmesini memnuniyetle karşıladıklarını, Batı emperyalizmini hararetle desteklediklerini hatırlamak/hatırlatmak, solculuk tarihinin sicili açısından ibret verici bir olaydır.

TAKLİDE YÖNELİK NOSTALJİK KÜLTÜRÜN TAHRİBATI

Günümüz dünyasında, İslami bütünün, bütünlük bilincinin, milliyetçilikler, mezhepçilikler, hizipçilikler yoluyla parçalanmış olması sebebiyle, maalesef, sömürgeci ideolojik dayanışma karşısında, İslami dayanışma gerçekleştirilemiyor. Günümüz dünyasında Müslüman topluluklar daha çok duygularıyla var olmaya çalışıyor. Duygularımız İslamilik iddiasında bulunurken, aklımız, hayatın/dünyanın içerisindeki ilişkilerimiz/rollerimiz, hayata/dünyaya yönelik tercihlerimiz seküler/liberal olabiliyor. İslam dünyası toplumlarını, daha çok, maruz kaldıkları, tarihsel/yapısal zaaflar, inhiraflar, sapkınlıklar, aşırılıklar, batıni/mistik patolojiler, emperyal-kolonyalist tehditler-saldırılar karşısında savunmasız, dirençsiz, güçsüz ve etkisiz kılıyor. Aziz İslam, Allah (c.c.) Hazretleriyle kulları arasında doğrudan ilişkiyi önerir, her tür aracıyı ve hiyerarşik din adamlığını reddederken, bugünün dünyasında Müslümanlara İslami bütün değil, temsil yeteneği olmayan, ehliyet ve liyakat sahibi olmayan, bilinç sahibi olmayan onbinlerce aracı hitap ediyor. İslam, seçilmiş halk, ırk, seçilmiş kişilik-önder-cemaat fikrini kesinlikle reddettiği halde, bugün bu patolojik iddialar etrafında, her biri açıkça klinik bir sorun haline gelen binlerce meczup dini hayata vaziyet ediyor, edebiliyor. Bu meczupların çok abartılı, çok saltanatlı, çok ölçüsüz “din” ünvanları var. Taklide dayalı nostalji kültürlerinde hiç bir alanda bir yenilik, yenilenme potansiyeli yoktur, düşünsel özgürlük yoktur, eleştirel sorumluluk duygusu yoktur. Evrensel düşünsel içeriğin, üretimin, birikimin, niteliğin, hareketin, eylemin, özgürlüğün ve özgünlüğün saygı uyandırmadığı, saygı uyandırmak bir yana aşağılandığı bir dini hayatın, bir cemaat hayatının içerisinde yaşıyoruz. Sözünü ettiğimiz dini hayatın, cemaat hayatının, zihin, düşünce, fikir, tefekkür, bilinç dünyamızı dumura uğratan, kitleleri bilinç katliamına tabi tutan, seri halde düşüncesiz yaratıklar ya da bağnaz aparatçıklar üreten yanı üzerinde içtenlikle ve acil sorgulamalar ve çözümlemeler yapmak zorundayız. Bu geleneğin oluşturduğu cemaatlerle hiç bir topluma, kültüre ve dünyaya hitap edilemez. Bu gelenek-cemaat yaklaşımı büyük idrake, büyük ufka, büyük bilince sahip düşünürler yetiştiremezler, yetiştirememişlerdir.

Her konuşmasına ısrarla “ehli sünnet” vurgusu yaparak başlayan, kendisini bir ehli sünnet bayraktarı olarak konumlandıran, ehli sünnet müdafaasını kimseye bırakmayan, marjinal gruplara değil, bütün kitlelere hitap eden bir cemaat liderinin, abdest suları artıklarının büyük kaplarda biriktirilerek, cemaat mensuplarına içirilmesi, cemaat mensubu düşüncesiz yaratıkların bu sulardan içebilmek için büyük kuyruklar oluşturduğu, utanç verici, yüz kızartıcı, dehşet verici bir kültürde, hiç kimse, körü körüne cemaat savunusuna kalkışmamalıdır. Müslüman zihin tevhidi sağlığını yitirdiği için, her gün yeni bir klinik tablo ile karşı karşıya geliyor. Bu klinik tablonun en son örneği, 15 Temmuz saldırılarını Konyalı evliyalar önledi retoriğidir. “Konyalı evliyalar” retoriği, 15 Temmuz direnişine bilinçli olarak katılan kitlelerin iradesine ve eylemlerine büyük bir saygısızlıktır. Burada verdiğimiz örnekler istisnai örnekler olmayıp, binlerce benzer örneği olan çok vahim bir tablo oluşturuyor. Bu tür bir dini kültürün belirleyici olduğu bir toplumda hiç bir şekilde iyi bir şey, iyi bir gelecek umut edilemez.

Geleneğin eleştirisi ya da sorgulanması, modernleşme yönünde bir öykünmecilik olarak değerlendirilemeyeceği gibi, ehli sünnet düşmanlığı olarak da etiketlenemez, İslami farkındalık ve sorumluluk aynı kaygılarla, hassasiyetlerle, gelenekle birlikte, modernlikle de hesaplaşmayı gerekli kılar. Gerçek sorunlarla yüzleşmek, aklı/kalbi/zihni/ruhu, sezgileri/duyguları bir araya getiren bir bilgi/bilinç bütünlüğü içerisinde mümkün olabilir.

Yeni Şafak

———————————-

Atasoy Müftüoğlu

 

DİĞER KÖŞE YAZILARI