Genelkurmay Başkanı `aslında ne demek istedi?` – (Kürşat Bumin)

0
76

Bana sorarsınız her şeyden önce, Genelkurmay Başkanı`nın BBP heyeti ile bir araya gelerek PKK ve Kandil konusunu gözden geçirmeleri problemli bir durumdur. “Acaba”, diyorum, “Genelkurmay Başkanı`nın siyasi parti heyetlerini kabul ederek hep

Açıklamayı ve yankılarını(!) dünkü yazıda gözden geçirmeye başlamıştık. Genelkurmay Başkanı`nın BBP heyeti ile yaptığı görüşmede “Kandil`e girmek” konusuna da girilmiş ve Org. Özel, misafirlerini de “kırmamak” için olacak bu fetih harekatı için üç şartın yerine getirilmesi gerektiğini açıklamıştı. Duymayan vardır belki diyerek bu üç şartı hatırlatarak başlayalım: 1- “Devlet kararı olması”. 2- “ABD`nin rıza göstermesi”. 3- “Kamuoyunun muhtemel ağır kayıplara hazırlanması”.

Bana sorarsınız her şeyden önce, Genelkurmay Başkanı`nın BBP heyeti ile bir araya gelerek PKK ve Kandil konusunu gözden geçirmeleri problemli bir durumdur. “Acaba”, diyorum, “Genelkurmay Başkanı`nın siyasi parti heyetlerini kabul ederek hep birlikte bu konuyu gözden geçirmeleri âdetten midir?” Bilmiyorum doğrusu; belki de Genelkurmay`da bu türden bir trafik de yaşanıyor…

Üstelik PKK ve Kandil meselesinin BBP heyeti ile görüşülmesi karşılaşmaya daha da problemli bir nitelik kazandırıyor. Çünkü bildiğiniz gibi BBP`nin ülkenin bu en büyük sorununa ilişkin görüşü herkesin malumu. Bu görüşün içinde Genelkurmay Başkanı`ndan yorumlanması istenen “Kandil`e girmek” de yer alıyor tabii ki…

Söz konusu görüşmede-karşılaşmada sözün dönüp dolaşıp “Kandil” konusuna gelmesini Radikal`den Eyüp Can da benzer şekilde yorumluyor: “İşte bu ortamda BBP Genel Başkanı helikopterin düşmesiyle (düşerek Muhsin Yazıcıoğlu`nun ölümüne neden olan helikopter) ilgili soruların ardından Genelkurmay Başkanı`na `Kandil`e niçin girmiyoruz?` diye sordu. Sorudan çok, milliyetçi bir partinin genel başkanının temenni cümlesiydi bu. `Daha ne bekliyorsunuz, girin Kandil`e ve altını üstüne getirin` anlamında hayli yaygın bir temenni.” (Söz konusu “temenni”nin ne kadar “yaygın” olduğunu Eyüp Can`a ayrıca sormak gerekiyor!)

Madem başladık, Genelkurmay Başkanı`nın hemen hiç yüz verilmeyen dehşetengiz açıklamasını herkesten önce haber yapan Radikal gazetesinin genel yayın yönetmeninin yazısından devam edelim:

Eyüp Can`ın biraz önce kısa bir alıntı yaptığım “Asker Kandil`e girmek istiyor mu?” başlıklı yazısı –şaka değil- iyisinden bir medya kurnazlığının örneği. Bu yazı, gazetesinin bütün refiklerini “atlatarak” haber yaptığı son derece önemli bir gelişmeyi sıradanlaştırmak gibi (her şeyden önce haberin sahibi Ömer Şahin`e yazık!) alışılmadık, şaşırtıcı bir amaçla kaleme alınmış. Can`ın Genelkurmay Başkanı`nın ortada ve dolayısıyla herkesin algısına açık olan sözlerinden hangi sonuçları çıkardığına bakın:

“Askerin Kandil`e karadan girmek istediğini ne ima etti ne de bu anlama gelebilecek bir cümle kurdu. Aksine, bu üç şartı Kandil`e girmenin zorluğu ve anlamsızlığını anlatmak için saydı.”(!)

“Konunun hassasiyetini ve tek yanlı aktarımın sakıncalarını bildiğimiz için biz bu haberi Radikal`de `Asker Kandil`e girmek istiyor` tonunda vermedik.”(!)

“Asker her fırsatta bu sorunun sadece güvenlik sorunu olmadığını, asimetrik bir savaşta düzenli ordu mantığıyla hareket edilemeyeceğini, Kandil`e kara kuvvetleriyle girmenin zorluklarını, girilse bile bu sorunun Kandil`e girerek çözülemeyeceğini anlatıyor ama hâlâ bazı siviller askere `Kandil`e gir` gazı veriyor.”(!)

“Böyle sivillerimiz olduktan sonra Genelkurmay Başkanı üzülmesin de ne yapsın?”(!)

Şaşırtıcı bir anlama biçimi değil mi? Radikal`in gelişmeyi duyuran haberi ne anlatıyordu, iki gün sonra gazetenin genel yayın yönetmeni ne anlatıyor?

(Benzer bir “yatıştırıcı” yorumu gazetenin aynı sayısında Deniz Zeyrek`in kaleminden de okuduk.)

Genelkurmay Başkanı`nın BBP heyeti ile görüşmesinde yaptığı açıklama bu “üç şart-ı Kandil”den ibaret değil. Bu yılın ilk ayında “Kürtçe eğitimi uygun görmüyorum” diyerek görev ve yetki alanının (“vesayet” anlamında!) dışına çıkan Org. Özel, terörle mücadele eden askerler için (de) “koruma kalkanı” işlevini görecek hukuki düzenlemeler istediğini açıklıyor. Ancak dikkat ederseniz, yakın zamanda MİT görevlileri için çıkarılan “dokunulmazlık” statüsünün özel yetkililerin “siyaset”i esir almaması amacını taşıdığı söyleniyordu. Ama Org. Özel`in asker için bu türden bir “koruma” istemesi tabii ki aynı zeminde yer almayan cinsten bir talep. Üstelik unutmayalım ki, bu talebin örnekleriyle yakın tarihte başımızdan nihayet attığımız sıkıyönetim ve olağanüstü hal düzenlemelerinde bolca karşılaşmıştık.

Ayrıca, Org.Özel`in Genelkurmay`ın Milli Savunma Bakanlığı`na bağlanmasına sıcak bakmadığını da öğreniyoruz. Generalin bu konudaki gerekçesi ise (1949-1960 arası geçerli olan bu uygulama ile “ordunun siyasetin içine gireceği”) gerçekten yanlış ve yersiz.

Ve nihayet Org. Özel`in “Uludere” olayı için yaptığı şaşırtıcı yorum. Özel, öldürülen kaçakçı kafilesinin içinde teröristlerin bulunduğunu, askerin olay yerine ulaştığı sırada silahların yok edildiğini söylüyor. “Yakında bütün gerçekler ortaya çıkacak” diye ekleyerek.

Dünkü yazıda da söyledim: Genelkurmay Başkanı`nın söz konusu açıklaması öyle yanından sessizce geçilecek, üzerinde oynanarak unutturulacak cinsten bir açıklama değil.

Öyle ise yarınki yazının konusu da bu “açıklama” olsun…

 Yenişafak

———————————-
Kürşat Bumin
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI