Genel Kurul Konuşma Metinleri

0
5983

Anadolu Platformu’nun Genel Kurulunda yapılan konuşmaları tam metin olarak sizlerle paylaşıyoruz.

Anadolu Platformu 3. Genel Kurulu’nda ilk konuşmayı Anadolu Platformu Koordinasyon Kurulu Başkanı Turgay Aldemir gerçekleştirdi. Turgay Aldemir’in konuşma metni aşağıdadır.

Turgay Aldemir

Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi hepimizin üzerine olsun.

Değerli Divan Başkanı saygı değer hocam, muhterem hanım efendiler, değerli arkadaşlar hepiniz Üçüncü Genel Kurulumuza hoş geldiniz. Burada bulunan siz gönüllülerimiz ve ülkemizin değişik Sivil Toplum Temsilcileri olaraktan birlikte yüreklerimizi ve umutlarımızı ve bu çerçevede hayallerimizi gerçekleştirmek için bir aradayız. Ancak ülkemizin yaşadığı kırılma süreçlerinden dolayı ödenen bedellerin hepimiz adına çilesini çeken fikirlerle aramızda bizlere hayat verdiği halde bedenen olamayan değerlerimiz var. Zeki Hocamız, Fahri Memur kardeşimizi saygıyla selamlıyorum. Elbetteki bedenlerimizi hapsedebilirler ama asla fikirlerimizi ideallerimizi umutlarımızı ve ufuklarımızı hapsedemeyecekler. Bu milletin değerleriyle kökleriyle buluşmaya, bu mücadele tüm engellemelere rağmen umut olmaya devam edecektir. Diğer taraftan birlikte çıktığımız bu yolculukta dünyanın nihayetinde sınırlı bir ömürle sınırlı olduğunu, yaşayan bir kısım değerlerimiz bedenen aramızda değiller, Rabbimizin katına yürüdüler fakat yürekleri ile ruhlarıyla beraberiz ve onları da rahmetle anıyor özellikle de bu konuda bu tür çalışmaların içerisinde aktif olarak bulunan geçtiğimiz yılın sonunda yaşadığımız Van’daki deprem sonucunda, böyle bir toplantı halinde kaybettiğimiz Gültekin Keleş kardeşimizi rahmetle anıyor. Rabbim mekanını cennet eylesin. Bizlere de inandığımız değerler uğruna mücadele ederken ruhumuzu teslim etmeyi nasip eylesin.

Değerli arkadaşlar; buradayız çünkü söyleyecek sözümüz var. Böyle ufuk birlikleri için buradayız ve ufuk birlikteliği yapanlar birbirlerinden aldıkları adımlarını ve sözlerini ileriye taşırlar. Anadolu Platformu yerelden merkeze doğru iç içe geçmiş halkalardan oluşmaktadır, bizleri zihinsel bir farkındalık oluşturma ve yarım asırlık dünümüzü bugünün dinamiği haline getirme çabasındayız. Anadolu platformu Anadolu’nun her noktasındaki farklı renklerin üst kubbe örgütlenmesidir kubbeyi ayakta tutan taşıyan platformun üyesi olan siz değerli gönüllülerimizdir. Kurumsal özgüvenimiz ve bilincimiz gönüllülerimizin arasındaki yoğun paylaşımdan beslenmektedir. Burası bir okul bir ekol ve bir mekteptir. Anadolu Platformu oluştuğu günden beri kendini yenileyerek yol alan öğrenerek gelişen, canlı, dinamik bir organizasyondur.

Değerli arkadaşlar; artık geçmiştekilerinden daha yüksek düzeyli düşünceler ortaya koymalıyız ki böylelikle yeni bir uyanış dalgası oluşabilsin. Bu da ancak fertlerini bilinçliler hareketi kılacak bir metodolojiyle gerçekleşecektir. Bilmekteyiz ki fikri bir metodolojisi olmayan insanlar umursamaz insanlardır. Sosyal ve siyasal hareketler hayata temas eden bilgi ve değer merkezli üretimler ile her daim kendilerini yenilerler. İnsan merkezli çalışmaları gerçekleştiren hareketler fikri ve eylemsel planda dış yönlendirmelerden bu vesileyle de kendilerini korurlar. Bizler birbirimizin iç dünyasına ayna tutarak birbirimizi gayretlendirip harekete geçirmek için bugün buradayız. Hep birlikte ortaya koyduğumuz bu çabalar ortak hedeflere dönük inancımızı güçlendirmektedir. Mevzi başarıları korumaya çalışmak sürekli ilerleme ve gelişme fikrini maalesef zayıflatmaktadır.

Değerli arkadaşlar; şehir şehir, bölge bölge Hikmet arayışımız bize sorumluluklarımızı ve sürekli bir gelişme ve öğrenme bilincimizi sağlamaktadır. Çalışmalarımızda hayatın içinde ihmal edilen alanları canlandırırken, önemli gördüğümüz noktalarda ise bir vidanın kendine yol açtığı gibi hayatın içerisinde önceliklerimize yol açma, yol oluşturma çabasındayız. Yönetim kademesini oluştururken, samimiyetin önemli bir referans olmasıyla birlikte, yetenek birikim ruhi ve ahlaki karakter özelliklerinin de önemli olduğuna inanıyoruz. Her insanımızın fert fert önemli olduğuna inanıyor ve ihmal edilecek, yok sayılacak hiç bir değerimizin olmadığı bilinciyle çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Değerli dostlar; bu ocağa mensup olmanın sorumluluğu ortak akıl ve vicdanla söz ve pratiklerimize yaygınlaştırmaktan geçmektedir. Hayatı parçalamadan bütün olarak da ele alma gayretindeyiz. Rabbimizin indirilen kitabıyla kainattaki yaratılan kitabını birleştirerek bu bütünlük içerisinde hayatın içine tekabül eden bu okuyuşlar bize uygulanabilir fikir ve projeleri gerçekleştirebilmenizi kolaylaştırmaktadır. Başkasının derdini, başkasının ızdırabını, acısını rahatına tercih eden insanlar olarak bugün burada bir araya geldik.

Değerli arkadaşlarım; her eserin arkasında bir sistem ve her sistemin özünde onu gerçekleştiren yürüten insan gerçeği vardır. İnsana temas etmeyen hiçbir çalışma kişiyi Allah’a ulaştırmaz. İnsanlık diye bir dert ve ızdırabımız olduğu için yüreklerimiz bizi bugün buraya taşıdı. Tebliğ ve davet biz Müslümanların öncelikli vazifesidir, yapılan tüm işlerin nihai amacı insanları fıtratlarıyla buluşturmaktır. İşler ve öncelikler mutlak buna göre planlanmalıdır. İslam ümmetinin hayırlı vasfı, her dönem vasat olmaktır. Müslümanlar her işinde vasatı yakalamaya çalışmalıdırlar, aşırı uçlardan ve kutuplaşmalardan uzak durmalıyız. Çalışmalarımızda ve söylemimizde hikmet üzere olmalıyız kıran döken ürküten olmamalı, birleştiren ve toparlayan, her dönem hayatın içerisinde biz olmalıyız. Mümin kişi ümit var olandır. Ancak inanmayanlar rabbimizden umutlarını keserler.

Saygı değer konuklar; ülkemizdeki cemiyet ve cemaatlerin hızlı büyüyüp çabuk tükendiği gerçeği karşısında bu yapıları sağlam ve sürdürülebilir, insan odaklı kurumlara dönüştürebilirsek bizden sonra da insanlığa umut veren amel defterlerimizi açık tutan sadakayı cariyeleriniz olacaktır. Cemiyetlerin gelecekte de var olabilmesinin yegane yolu vizyon ve kurum kültürünü oluşturmaktan geçmektedir.

Değerli arkadaşlar; yöntem olmadan hedef olmaz. Bir yürüyüşün kararlılığı ilk adımlarında gizlidir. Bir medeniyetin gücü ise değerlerinde saklıdır bu anlamda temel değerlerimiz tevhit, adalet, özgürlük, meşveret, merhamet, ahlak ve onurdur. Her gönüllümüz bu değerlere inandığı ve uğrunda çaba sarf ettiği ölçüde değerlerimiz ve çalışmalarımız ileriye taşınacaktır. Bu sayede herkesçe kabul gören kurum kültürü aidiyet ve kimlik vurgusuyla güçlenecektir. Ancak ortak proje çalışmalarımızda ortak değeri bilinip güçlendirebiliriz. Merhum Nurettin Topçu’nun ifadesiyle ‘yarın ki Türkiye’nin kurucuları, yaşama zevkini bırakıp yaşatma aşkına geçip geçit vererek sabırlı, azimlilik gösterişsiz ve nümayişsiz çalışan ruh cephesinin maden işçileridir’ der ve yine Nurettin Topçu devam eder derki ‘bu ruh amelesinin ilk işi insan yetiştirmek olacaktır. En önemli meziyetli fedakarlık olan bu hizmet ehli gençler hizmetlerinin karşılığını hizmet ettikleri insanlardan beklemezler. Sonsuzluğa sundukları eserin alkışlarını yine sonsuzluktan dinleyeceklerdir’ der.

Değerli arkadaşlar; bir yapıyı taşıyan kurumsallık değil o teşkilat için mücadele eden her kademedeki canı gönülden özveriyle inanmış insanlardır. Ancak kültürel farklılıklarımız hayatin içerisinde bir zenginlik iken bunları iyi yönetemediğimiz takdirde kurum içerisinde stres, güvensizlik, duygu parçalanması, hedef sapmaları büyük bir tehdit olarak bünyemizde bulunmaktadır. İşte bunları senkronize etmek, bunların arasındaki sevgiyi, muhabbeti geliştirmek için bu tür toplantıları, hizmet içi çalışmalarını, fikri ve kültürel buluşmalarımızı arttırarak devam ettirmemiz gerekir.

Değerli arkadaşlar; insanların aidiyet duymadığı, sahiplenmedi yapılar bilmekteyiz ki uzun ömürlü olmazlar. Cemiyetler onları oluşturan insanların gönlünden koptukları gün bölünmüşlerdir. Bir toplumun değerleri meşruiyetini güçten değil, ahlak, adalet, hukuk ve bilgiden alırsa daha çok kabul görür ve uzun ömürlü olur. Değerli arkadaşlar; bu konuda Şeyh Edebali’nin ifadesiyle derki insanı yaşat ki devlet yaşasın. Yatırımlarımızı insanımızın gelişimine, kendini yenilemesine yapmalıyız. Özgürlüğümüzün ve özgürlüğümüzün teminatı kurumsal önderlik ve kurumsal meşveret olmalıdır. Elbetteki lider ve onun etrafında şekillenen yapılar kısa ve seri yol aldırabilir. Ama görüşlerimizin uzun soluklu ve çağın gereklerine ve donanımların taşıması için meşveretle, istişare esaslı kurumsal bir önderlikle yol almamız gerektiğine inanıyoruz. Bunu gerçekleştirirken özelliklede iki yılda bir bu yapılanmamızdaki yönetim seçimlerimizin önemli bir milat olduğuna inanıyoruz. İslam dünyasının yüzyıllardır en önemli sorunlarından birisi oluşturdukları canı gönülden yönetimlerin muhafazakarlaşması ve süreç içerisinde misyonunu kaybetmesi karşısında tabandan gelen dinamizmi idari mekanizmalara taşıyamaması sonucunda yozlaşıp hayatın dışına atılmalarıdır. Bunu için cemiyet halinde çalışmak bizlere asırlık ilişki ve tecrübeleri kazandırmaktadır. Kolektif ruhumuzun, aklımızın, fikrimizin ufkuyla geleceğe dair öngörülerimiz olmalı. Canlı, dinamik yapılar onlara inanan insanların süreçlere aktif katılımlarıyla hayatın içerisinde insana ve yaşama tekabül eden dalga dalga büyümektedirler.

Saygı değer dostlar; ülkemizin ve İslam dünyasının ben önemli sorunlarından birisinin eğitim olduğuna inanıyoruz. Elbette ki özellikle gelecek nesillerimizi şekillendirme noktasında yürütülen eğitim çalışmalarının yakından bizi ilgilendirdiğine ve bunları sessizce seyretmememiz gerektiği konusunda çabamız olmalı. Devletin eğitime müdahalesi mutlak sınırlandırılmalıdır, bu konuda devletin sınırını sivil toplum ve aileler olarak belirlemeliyiz. Zorunlu eğitimin uzatılması tartışmalarında bazı şeyler dikkatten kaçmaktadır çocuğun eğitimi konusunda son kararı veren kim olacaktır? Devlet cevabı yanlış ve gayri insani, gayri fıtridir. Çünkü çocuk konusunda son söz aileye ait olmalıdır. Devlet yangından mal kaçırır gibi çocukları bir an önce aileden almak istemektedir. 12 yıl zorunlu eğitim ve anaokullarının zorunlu hale getirilmesi, bunun göstergesidir. İktidarda aynı duygu dünyasına sahip bir parti olması sebebiyle bu konudaki birçok yanlışa ses çıkarılmamaktadır. Yeni uygulamalarıyla devlet kendi anlayış ihtiyaç ve ideolojisine göre birlik gençlik yapısı yetiştirme hevesini sürdürmektedir. 4-5 yaşında alıp 18 yaşına kadar zorunlu eğitime tabi tutacaktır. Eğitim konusunda aile ve sivil toplum belirleyici olmalıdır. Çocuklarımıza nasıl bir eğitim verileceği konusunda söz sahibi bizler olmalıyız. Bu konuda bu anlamda Tevhidi Tedrisat kanunu tartışmaya açılmalı. Ve tüm olumsuz etkileriyle topyekun kaldırılmalıdır. Bu milletin 1100 yılı aşkındır İslam’la İslam medeniyetiyle olan buluşması, son yüz yılda geldiği bu arızi ve fetret durumundan eğitim yoluyla, öğretim yoluyla ve bu konudaki literatürün yenilenmesiyle çıkacaktır. Bunlarla beraber özellikle İslam dünyasındaki sürdürülen eğitim dilinin ve eğitim anlayışının da mutlakla yenilenmesi, diri canlı, dinamik insanlarımızın ihtiyacına cevap verecek bir şekilde güncellenmesi gerektiğini inanıyoruz.

Değerli arkadaşlar; dünya genelinde İslam’ı reforme etme çabaları görülmektedir. Batı dünyası İslam’ı yok edemediğini anladığı için dönüştürülmeye çalışmaktadır. Hıristiyanlık ve Yahudilere uygulanan tahrifat İslam’a da uygulanmaya çalışılıyor. İslam evlere ve camilere hapsedilmek isteniyor. İslam, devrimci ve değişimci ruhu uyumlu ve muhafazakar hale getirilmeye, uyandıran, ayaklandıran, inşa eden yönü ise zayıflatılmaya ve yok edilmeye çalışılıyor. İşte bu anlamda bulunduğu her yerde varlığıyla ortama kattığı değeri ile kendisini hissettiren, değerlerine bağlı inancının hayatın içerisinde temsilcisi olan bir nesli yetiştirme çabasındayız. Bulunduğu yerde edilgen değil etken olan ve inanç değerlerini hayatın içerisine, hayatin içerisindeki dertlere ıstıraplara birer merhamet olarak birer adalet olarak bir çare olarak dönüştüren bir gençliği, iyi bir nesli oluşturma çabasındayız.

Değerli misafirler; bizler artık bu bağlamda özellikle yeni okumalar yapmalıyız. Medine’ye yönümüzü dönerek bulunduğumuz beldelerde birlikte yaşamanın adı olan medeniyete giden okumalarımız tefekkürlerim ve meclis algılarımızı bu bağlamda paradigmamızı yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor. Sosyal, siyasi ve iktisadi yaşam Medine’de hayat bulmuştur bizim tarihimizde. Artık okuduğumuz Kur’an-ı, tefsiri, siyeri bir Medineli gözüyle okumalıyız. Ayrıştırıcı kategorize edici bir siyer anlayışından öteleyen ve ayrıştıran bir yaklaşımdan çıkmalıyız. İnsanlığın günümüzdeki tarihi yüzleşmesinden işte bu okumuşlarımızda yüz akıyla çıkmalıyız. Bizler Yunus’un ifadesiyle ‘her dem yeniden doğarız bizden kim usanası’ der. Yunus gibi her gün yeniden doğmak, yeniden okumak yeniden tartışmak ve yeniden inşa çabalarına girmeliyiz, umut olmak için. Tıpkı Nuh misali açık, gizli gece, gündüz davetimiz çabamız gayretimiz insanlara umut vermelidir. Asla Hazreti Yunus gibi içinde yaşadığımız toplumu terk etmeden, tekrar onlarla kucaklaşarak Rabbimizin bizleri, onların bu değerler ile tanışması için seçtiği bilinciyle sorumluluklarımıza sahip çıkmalıyız.

Değerli arkadaşlar; her günü kendi gününde kendi koşullarında yaşadığımız zaman hayata temas eden çalışmalara girmiş oluruz.

Değerli misafirler; yenilik ve gelişme elbetteki bedel ister bu bedeli ödemeyi göze alan, kendisini geleceğe taşır. Değişime uyum sağlarken toplumsal ihtiyaçları giderirken zorunlu hallerimiz değerlerimizin önüne geçmemelidir. Ayrıca değer ve fayda dengesini kurumsal aklı iyi kullanarak işletebilmeliyiz. Ancak gelişim ve açılım bizi bazı sorunlarla yüzleştirecektir, bundan kaçınılmamalıdır. Çünkü sorunlardan kaçanlar zamanla gerilirler ve parçalanırlar. Biz bilmekteyiz ki Anadolu’da büyük aile ve yine bizim medeniyetimizdeki büyük devletler kurduğumuz dönemlerde delisini, velisini, akıllısını, fakirini, fukarasını, zayıfını, köylüsünü, kentlisini kuşatan, şemsiyesinde adalet ve merhametle bağrına basan ailelere büyük aile, devletlere de adalet devleti denmiştir. İçinde adalet ve merhamet barındırmayan her ortam yok olmaya, parçalanmaya mahkumdur.

Değerli arkadaşlar; ekol olmak, ocak olmak paylaşım temelli hizmet odaklı insanlar yetiştirmemizle mümkündür. Bunun için her birimizin bu davanın bu değerlerin hayatın içerisinde hiçbir makam, mevki, statü gözetmeksizin yılmaz savunucusu mücadele edeni, hizmet edeni olmalıyız. Her alanda hayata temas eden çalışmalarımızda özellikle hak ve adalet konusunda yüksek bir hassasiyeti yeniden tekrar üretmemiz gerekiyor.

Değerli misafirler; samimi ve açık olmalıyız. Müslüman yapmacık, nabza göre şerbet veren silik şahsiyetli olamaz. Tekliflerimizde ve projelerimizde samimiyet ve ahlakilik ön planda olmalıdır. Politik denilen gerçekte nifak olan tavırlardan şiddetle uzak durmalıyız. Müslümanları güçlü ve inandırıcı kılan bu özelliktir. Bunun kaybının telafisi asla olmayacaktır. Hiçbir başarı eminliğimiz kadar kıymetli ve kayda değer değildir.

Değerli arkadaşlar; varmak istediğimiz amaca önce zihnimizde, hayallerimizde düşünce dünyasında kurgulamamız gerekir. Bu anlamda aidiyet ve karşılıklı hukuk önemlidir. Hukuksuz birlikteliklerden bilmekteyiz ki, adalet ve merhamet doğmaz. El ucuyla tuttuğumuz gönül ucuyla takıldığımız öylesine takılıyoruz dediğimiz buluşma ortamlarından bu söylediğimiz insanlığın adalet arayışında özne, gelecek vizyonlu olan çalışmalar çıkmayacaktır. Hukuksuz birlikteliklerden kaçınmamız gerekir. Ancak aidiyetimiz şahsiyetimizi örtmemesi konusunda da dikkat etmeliyiz. Son dönemlerde İslam dünyasında özellikle oluşturulan bir kısım aidiyetlerin ve hassaten de mezhebi bir kısım aidiyetlerin ne tür kırılmalara yol açtığı konusunda da hassasiyetle üzerinde durmamız gerekir. Yenilmişlik ve yıkılmışlık duygusundan çıktıktan sonra artık bugünlerimizi ve bu çalışmalarımızı ileriye taşımamız gerekir.

Değerli arkadaşlar; hayata temas eden projeler yürütüyoruz. Öncelikli projemiz Anadolu Platformunun kuruluş felsefesinde de öne çıkan aile çalışmalarıdır. Yaptığımız birçok çalışmalarla ülkemizde ve İslam dünyasında karşılaştığımız en önemli şey insanlarımız arasında sağlıksız bir iletişim ortamının, onun için sağlıklı bir iletişimde sahih bir bilgiye temas eden salih amellerle muhabbete, sevgiye, merhamet, paylaşıma dönülen bir aile çalışması yürütüyoruz. Üye derneklerimizde ve ilgili kurumlarla eşgüdüm içerisinde bu projemizin ileriye doğru taşınmasına önem veriyoruz. Bu kapsamda özellikle kadına dair çalışmaların ön alaraktan inisiyatif alarak devam etmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu kapsamda Aliya İzzet Begoviç’in ifadesiyle eğitimsiz bırakılmış, cahil bırakılmış hayatın dışına itilmiş kadınlarımız, kızlarımız geleceğin yüz akı olan anneler olamazlar diyor. Onun için bu bağlamda özellikle kadınlara dair çalışmaları son derece önemsiyor ve bunun yaygın bir şekilde hayatın içerisinde yer alması gerektiğine inanıyoruz. Kişinin cinsiyetinden ziyade şahsiyetinin rabbimiz tarafından muhatap alındığına inanıyor buna göre kendimizi konuşlandırmaya çalışıyoruz.

Değerli arkadaşlar; özellikle yeni nesle dair evde karakter eğitimi diye ülkemizin bir çok evinde yürekleri süsleyen bir çalışma yürütüyoruz. Yunus suresi 7. ayeti celileye dayanan ‘evlerinizi mescitler edininiz’ hükmü gereği bini aşkın evde bu projeyi yine sağlıklı iletişim, sahih bilgiler ve salih amele dönüşen yeni bir nesli şekillendirmeye çalışıyoruz. Bu çalışmayı okullarda, camilerde ve toplumun, insanın olduğu her mekanda uygulama gayretindeyiz. Buralardaki gençlerimiz orta öğretim çalışmalarıyla geleceğe hazırlıyoruz. Özellikle her okulda, her sınıfta, her şehirde, ülkenin her noktasında öğrenci çalışmalarının, orta öğretim çalışmalarının önemli olduğuna inanıyoruz. Bunun için takdir edersiniz ki her birimizin annesinin, babasının, abisinin, kardeşinin yanında bizlerin hidayetine vesile olan hidayet ağabeylerimiz, hidayet babalarımız, hidayet annelerimiz, ablalarımız olduğunu, bizi bekleyen yığınlarca insanın bu konuda duygumuzu ve düşüncemizi beklediğini bilmemiz gerekiyor. Geçtiğimiz günlerde Erciş’teki deprem vesilesiyle birçok defa paylaştığım bir örneği tekrar paylaşmak istiyorum. Bir enkazın başında bir eğlence mekanının enkazının başında dertli dertli ağlayan bir anne vardı. Yanına yaklaşıp derdini sorduğumuzda dedi ki ‘bu enkazın altında benim oğlum ölmüştür. Onun cenazesine onun cesedini bekliyorum onun için ağlıyorum’ dedi. Biz halimizi anlattık bizim de kardeşimizin orda bir derneğimizin olduğunu Başkanımızın öldüğünü anlatınca dedi ki ‘ben oğlumun ölmesine ağlamıyorum. Benim oğlum bir gün ölecekti ve o bugündü. Ama keşke benim çocuğumla ilgilenseydiniz de sizin derneğinizde sizin başkanımızla beraber ölseydi. Ben rabbime ne diyeceğim şimdi, bana emanet olarak verdiği bu çocuğa sahip çıkamadım ve burada öldü. Ben çıkamadım siz niye çıkmadınız.’

Değerli arkadaşlar; hayatın her noktasında yüzlerce, binlerce insan bizimdir bizim yavrumuz ve bizi beklemektedir. On için bu konuda her anımızı bir değere bir yüreğe ulaşmaya dönüştürmemiz lazım. İnsana temas etmeyen her dakikamız ölüdür ve hesabı zordur bu niçin özellikle ülkemizdeki geleceği şekillendirme açısından Anadolu Öğrenci Birliğinin çalışmalarını son derece önemsiyoruz. Anadolu Öğrenci Birliği Anadolu Platformunun genç, ufuklu, yürekli üniversite öğrencileridir. Kendi kabına sığmayan Anadolu’da ve İslam dünyasında çalışmalar yapan bu yürekli arkadaşları şimdiden kutluyorum. Şuanda yedi bölgede temsilciliği olan, 42 üniversitede çalışması belli bir temsiliyet düzeyine gelmiş, yetmiş üniversitede çalışması olan bir gençlik teşkilatının inşallah ilerde diğer çalışmalar gibi ülkemizdeki 167 üniversitede ve İslam dünyasında bu felsefeyi taşıyan, göz aydınlığı nesiller olarak daha ilerilere bu meseleyi taşıyacaktır. İşte tüm bu çalışmaların eğitimini yürüten öğretmen çalışmaları gerçekleştiriyoruz birçok üyesi aramızda burada bulunuyorlar.

Değerli arkadaşlar, düne kadar kapısında öğrenci beklediğimiz okulların artık yöneticileri ve öğretmenleriyiz fakat öğrencileri başkaları bekliyor. Bu milletin emanetlerine ileri düzeyde sahip çıkmak için öğretmenlerimizin yeniden Nurettin Topçu gibi Mehmet Akif gibi Said Nursi gibi ve eğitimci aramızdaki bir çok kardeşimiz gibi yollara düşüp bu imkanları fırsata dönüştürmeleri gerekir. Bunlarla beraber özellikle iş hayatına dönük, teknisyenlere dönük, mühendislere dönük çalışmalarımız var. Çünkü vakıflarda ve derneklerde ihmal edilen bir alan olduğuna inanıyoruz. Bizler bu hayatı, bu yaşama şekillendirmemiz gerekir. İnanç değerlerimizin mimariye, sanata, edebiyata, şiire dönüşmesi ile kalıcı hale gelir. Bunun için sanat çalışmalarını sosyal çalışmaları mimariye dair çalışmaları son derece bu dönemde önemsememiz gerekti inanıyorum. Diğer taraftan bizlerin bu çalışmaların yanında üretime dair, köylüye dair, kentliye dair neslin ıslahı ile uğraşırken arzın imarı diye bir sorumluluğumuzun olduğu bilinciyle meselemize yaklaşmamız gerekir. Bunun için bu emanet olan arzı kotarmamız, kollamamız ve bununda bir emanet bilinciyle yaklaşılmasına dair çalışmalar yürütüyoruz.

Değerli arkadaşlar; toplumları ayakta tutan unsurlar din, tarih, kültür ve gelenektir. Kültür yaptığımız çalışmaları geleceğe taşıyan toplumsal hafızadır. Tüm bu çalışmalardan nihai amacımız her insanımızı kula kulluktan kurtarmaktır yaratıcısına, rabbine ram etmektir. Bu çalışmalardaki her daim en önemli sorumuz yaptığımız işin hakkını verme konusundaki meşveret ve çalışmalarımızdır.

Değerli arkadaşlar; Rabbimiz, biz kullarına der ki ey kullarım çalışın çünkü Allah yaptıklarınızı görüyor (Tevbe 105) bilinçli yaptığımız çalışmalarla kazanılan zirve yeni zirvelerin her zaman ilham kaynağıdır. Her yorgunluktan sonra yeni bir iş edinmemizi ister yaratıcımız. İşte bunun için, muhterem arkadaşlar, iş yaparken bürokrasi ve kurallara boğulmamalıyız. Tatlı sert denen bir üslubumuz olmalı, yeterli anlaşılır ve ikna edici kurallarımızda çalışmalıyız. Gönülleri ortadan kaldıran bir üsluptan mutlak kaçınmamız gerekir. Zorunluluk değil insanlara sorumluluk ve inisiyatif alanları oluşturarak bu ulvi hedefleri gerçekleştirebileceğimize inanıyoruz. Ortak değer bilinçli ve kimlik duygusunu işte bu çalışmalarla sürekli beslemeliyiz. Bu açıdan teenni ve temkini şiarımız bilmeli. Bir işte var olduğumuzu göstermek için aceleyle davranıp hüsranla oturmaktansa temkin ve teenni ile hareket ederek uzun sürse de uzun soluklu yürüyüşlere talip olduğumuzu göstermemiz gerekir. Yani bizler birer maraton koşucusuyuz. 100 metre salon koşucusu olmadığımızı projelerimizle ve çalışmalarımızla sürdürülebilir çabalarımızda ortaya koymalıyız. Hedeflerimizi gerçekleştirebilmek için arada bir projelerimizin kenarına çıkıp, dışına çıkıp kendimizi izleyip mutlak muhasebemizi yapmalıyız. Birçok cemiyet ve cemaat çalışmalarında en büyük sıkıntının zamanda etrafımıza ördüğümüz duvarlarla kendimizi kutsamamız sonucunda birçok hatanın ve sıkıntının içerisine düşüyoruz. Onun için mutlaka kendimize muhasebemizi yaptığımız modern Hira’larımızın, meşveret ortamlarımızın, teklifsiz istişarelerimizin, içimizi açacak kardeşliklerimizin, derdimizi dökecek yürek paylaşımlarımızın bu dönemde artarak devam etmesi gerekir.

Değerli arkadaşlar; sorunlarımızın çözümüne inanan gayretli insanları mutlaka çoğaltmalıyız. Bunun için küçük şeylere takılmadan gururlu değil, onurlu olmalıyız. Kendimize güvenmeli sorunun değil mutlak hayatın her ortamında çözümün parçası biz olmalıyız. İyiliği, hakkı kimseden esirgemeden önceliklerimizi iyi belirleyip projelendirebilmeliyiz. Her şartta adalet ve özgürlük merkezli çözümler üretmeli zalime karşı mazlumun yanında olmaya mutlaka dikkat etmeliyiz. Bizim inancımız mazluma kimliğinin sorulmaması yönündedir. Şüphesiz ki Allah, adaletli olanları severim buyuruyor (Mümtehine 9) Tüm Mustazafların, tüm mağdurların, tüm zulüme uğramışların dili, dini, kimliği sorulmadan hepsinin derdini dert edinmek, hepsinin soruna çözüm aramak biz diri yürekli, diri gönüllü, sosyal bakış sahibi insanların hedefi ve gayesi olmalıdır. Bu bağlamda bu yaklaşımlarla Kürt meselesi, Alevi meselesi, azınlıklar konusu hep bu bakış açısıyla sorun olmaktan çıkacak. Onların sorununu sorun edinecek, derdini dert edinecek, adalet ve merhamet rezervimizi yüksek tutarak birinin adalet ihtiyacını karşılamak bizde hiçbir şeyi eksiltmediği bilinciyle hareket etmemiz gerekir. Bunu için özellikle İslam dünyasındaki birine hakkını ve hukukunu tanımanın sanki ‘kendi bedeninden bir şeyi söküyormuş’ gibi davranışından çıkmamız gerekir. Bu ülkede yüzyılı aşkındır zulme uğrayan tüm unsurların, tüm ırkların tüm inanışların haklarının ve hukuklarının korunarak, kullanarak bizim elimizle, bizim söylemimizle gözetilmesi belki de bizi geleceğe taşıyacak en önemli farkındalığımız olacaktır.

Değerli arkadaşlar; bu toprakların bin yılı aşkındır emanetçileriyiz. Müslüman çoğunluğun önceliklerine de azınlıkların haklarına da işte bu bakış açısıyla yaklaşmamız lazım.

Muhterem dostlar; tevhidin gereği olaraktan insanları birleştirici çalışmalar yapmalıyız. Özellikle İslam Dünyası için gittikçe büyüyen iki büyük tehlikeyle hızla yüzleşmeye doğru gidiyoruz. Milliyetçilik ve mezhepçilik; bu iki unsuru bertaraf edecek olan sözde kalmayan ümmetçilik ve karşılığı olan İslam kardeşliğini ihyadan geçmektedir. Milliyetçilik laikliğin İslam dünyasında Truva arıdır, mezhepçilik fitnesine karşı mezhebi din haline getirmeyen anlayışı güçlendirmeliyiz. Bunun için İslam tarihi ve mezheplerin tarihi konusunda ciddi araştırmalar gerçekleştirmemiz gerekir. Onun için, için