Gençlik Ve Gelecek Sempozyumu 3. Gün

0
134

Anadolu Eğitim ve Davet Gönüllüleri Platformu’nun düzenlemiş olduğu 6. Kuzuluk Buluşmasında ‘Gençlik ve Gelecek’ konulu sempozyumun 3. gününde Arap Baharı tartışıldı.

Anadolu Eğitim ve Davet Gönüllüleri Platformu’nun düzenlemiş olduğu 6. Kuzuluk Buluşmasında ‘Gençlik ve Gelecek’ konulu sempozyumun 3. gününde düzenlenen ve başkanlığını Turan Kışlakçı’nın yaptığı panelde Adem Özköse Suriye’nin ‘Bugünü ve Geleceği’ ile ilgili izlenimlerini dinleyicilerle paylaştı. Özköse konuşmasında bastırılmış, korkutulmuş ve sindirilmiş Suriye halkının direnişini başlatan olayların seyrini ortaya koydu. Gözaltında tutulan 70 bin insanın akıbetleri hakkında ailelerinin dahi haber alamadıklarını dile getirdi. Çocukların bile el ve ayak tırnaklarının sökülerek işkence edildiğini bununla ilgili internet üzerinde geniş bilgelere ulaşabileceğini belirtti. Ayrıca 16 Temmuz Gençlik Hareketi’nin çıkışını ve hedeflerini açıkladı. Suriye’deki direnişin şehitlerin kanı ile bereketlendiğini, direnç kazandığını ve direnişin gençler üzerinden yürütüldüğünü ifade etti. Özköse gençleri tanımayanların gelecekle ilgili hesaplarının olamayacağını belirterek konuşmasını sonlandırdı. 

Panelin diğer konuşmacısı Dr. Hamza İmaduddin ‘Mısır ve Libya’da Ne Oldu?’ başlığı altında Libya halkının Kaddafi yönetiminde 42 yıldır zulüm ve baskı altında yaşadığını belirtti. Halkın belli zaman ve yerlerde protestolarda, direnişlerde bulunduğunu ve bu olayları da Kaddafi’nin silahla bastırdığını söyledi. Kaddafi taraftarlarınca yapılan katliamların bulunduğunu ve dünya kamuoyunun da bu katliamlardan ancak 5-10 yıl sonra haberdar olduğunu dile getirdi. Libya’daki direnişi gençlerin başlattığını ve sürdürdüğünü bu mücadelenin Kaddafi gidinceye kadar devam ettirileceğini belirtti. Halkın özgürlüğün tadına vardığını ve canları pahasına olsa da bundan vazgeçemeyeceklerini ifade etti.

————————

Ortadoğu’da Modernleşme ve İslami Hareketler adlı doktora tezini hazırlayarak Kırıkkale Üniversitesi’nde Yardımcı Doçent olan ve kısa bir süre sonra kitabı bahane edilerek YÖK tarafından görevinden alınan Dr. Alev Erkilet “Yeni İletişim Çağında Toplumsal Hareketler”  konulu sunumunu yaptı. Panel Necati Karataş moderötörlüğünde Kuzuluk Buluşmaları’nın 3.  günü öğleden sonra gerçekleşti.

Erkilet sunumunda günümüzdeki Ortadoğu ayaklanmalarını bir sosyolog gözüyle değerlendirdi. Ayaklanmaların bir internet sitesi vasıtasıyla başladığını ve bu sitenin Amerika yanlısı bir çok firma tarafından desteklendiğini dile getirdi ve bundan dolayı temkinli davranılması gerektiğini belirtti. Bu olayların 1900’lü yılların patlaması olduğunu ve öndersiz olduğuna binaen devrim olarak değil de patlama yada kalkışma olarak değerlendirilebileceğini söyledi. 

‘İslam’ın en büyük özelliği antiemperyalist olmasıdır’ diyen Erkilet bu konunun uluslar üstü birliktelikler şeklinde çalışılması gerektiğini belirtti. Son olarak da Ortadoğu söylemlerinin ümitsizliğe sevk etmemesi gerektiğini kadim bir söz olan “küfür devam etse bile zulüm asla devam etmez” sözüyle dile getirdi.

Necati Karataş’ın moderatörlüğünde gerçekleşen panelde renkli anlar yaşandı. Soru ve cevapların yoğun olduğu oturumda Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki ayaklanmalar farklı açılardan değerlendirildi.

 —————————

Akşam Programında ise NAHDA’nın kurucularından ve bir dönem liderliğinide yapan Porf. Dr. Ali Larid Tunus ve İslam Dünyasının Geleceği konulu bir konuşma yaptı. Bin Ali’nin baskı ve sindirme politikaları sonucu 10 yıl hapiste kalan ve 3yıl önce hapishaneden çıkan Larid sunumunda çarpıcı noktaları dile getirdi.

“Şuanda Tunus’ta 2’ye bölünme gibi bir durum var halkın çoğu demokrasiyi istiyor.Kesinlikle öğrendiler ki zulüm etmek isteyenler bundan sonra halkın karşısına geçmiş olacaktır.

Biz adımlarımızı sağlam atmaya gayret ediyoruz. Birinci adım NAHDA hareketinin Tunus’taki etkisidir. İçerdeki birliği sağladıktan sonra da dışarıyı kontrol etmekdir. NAHDA hareketi olarak birinci adımımız İslami kimliğimiz ve ondan aldığımız hareketle onu halka yayarak Tunus’ta İslam’ın birliğini sağlamak ve korumaktır. Devletin görevi Tunus halkının kimliği ile uğraşırken saygı duymaktır. Gerekli olan din ve devletin iç içe olmasıdır. Başarı ancak böyle sağlanacaktır. İki seçenek var ya din devlet savaşacak ya da yan yana birlik içinde olacak.

İkinci adımımız bütün hürriyetlere (basın-yayın, medya) kapıları sonuna kadar açmaktır. Modern devlet kurmak amacındayız. Modern devlet kurulduğunda çelişkiler asgariye inecektir.

Üçüncü adımımız da yönetimdeki adilliktir. Hem üretenler hem tüketenler arasında adaleti sağlamaktır.

Biz Türkiye’nin tecrübe ve deneyimlerinden her zaman faydalanmak istiyoruz. Tunus Mısır ayaklanmasının hızla gelişmesine ve sonuçlanmasına neden oldu. Olaylar ani gelişti ve kimse müdahale edemedi. Süreç uzadıkça dış güçlere fırsat doğar.

Tunus’un bütün çabası uluslar arası gölgelerin arasına girmemektir. Süper güçler ve şer güçler Tunus’a müdahale etme fırsatı bulamadılar bir anda oldu ve bitti. Türkiye’nin bütün hareketlerin arkasında olduğunu biliyorduk ve kalben sizinleydik. NAHDA hareketi olarak olayların arkasında yani kamera arkasında kalmak zorundaydık çünkü dış güçler bizi provoke etmeye çalışıyordu. NAHDA hareketi özellikle yönelişleri el altında tutuyor ve içerdeki hareketi destekliyordu. Ekonomiye gelince bunu üç safhada önemsiyoruz. Öncelikle küresel servet sahiplerine ihtiyacımız olacak. İkincisi devlet kendi sahasında adımlar atacak . Üçüncüsü devlet ve özel kuruluşlar el ele çalışacak ve daha güçlü olacağız bu sayede.

Sosyal adaleti gerçekleştireceğiz ve adaleti sağlayacağız. Tunus halkı İslam’ın emir ve yasaklarına uyuyor. Tunus halkı yenilikçidir ama asla İslam’a karşı çıkmadan. 

 

Sempozyum fotoğrafları

Galeri 1

Galeri 2

Galeri 3

Galeri 4