Gençlik Ve Gelecek Sempozyumu 1. Gün

0
184

Anadolu Eğitim ve Davet Gönüllüleri Platformu, üye kırka yakın dernek ve vakıf gönüllülerinin katılımıyla 11-16 Temmuz 2011 tarihleri arasında Sakarya-Akyazı-Kuzuluk’ta ‘Gençlik ve Gelecek’ konulu Sempozyum düzenliyor.

Geleneksel hale gelen ve bu yıl 6. sı düzenlenen Kuzuluk  Sempozyumu’na ulusal ve  uluslararası alanda birçok sivil toplum temsilcisi, kanaat önderi, akademisyen, düşünür, gazeteci, yazar ve aktivist katılıyor.

‘Gençlik varsa Gelecek de vardır’, ‘Gelecek Gençliğin Ellerinde Şekillenecek’ söylemleriyle ön plana çıkan Sempozyum, 11 Temmuz Pazartesi günü Anadolu Platformu Koordinasyon Kurulu Başkanı Turgay ALDEMİR’in açış konuşmasıyla başladı. Aldemir konuşmasına Hazreti Ali’nin  “Çocuklarınızı sizin değil, onların yaşayacağı çağa göre yetiştirin.” sözü ile başladı.

  Turgay Aldemir konuşmasında özetle “İnsanı zindanlarından kurtarmak için burada bir hafta boyunca müzakerelerde bulunacağız. Şeriati’nin ifadesiyle “Kanunlarıyla bizi sınırlayan doğa, geçmişte yaşananların etkisiyle şimdimizi belirleyen tarih, ilişki düzeni ve kurallarıyla bizi sınırlayan toplum ve “toplumsal biz”i “çıkarcı ben”e dönüştürmeye çalışan benlik (nefs) zindanı…“ İnsan bu dört zindandan kurtulduğu zaman ancak özgürleşebilir. İnsan benliğine esir olmuş, aslını unutmuş, fıtratıyla çatışmaya başlamış, düşmanlık, kin, garez, çekememezlik duygularıyla boş ve bayağı işlere dalmış ve seviyesiz dünyalık lezzetler kendini o kadar meşgul etmeye başlamıştır ki artık gerçeği unutmuştur.  İşte vahiy Bizde hangi asil ruhun bulunduğunu, sırtımızda hangi emaneti taşıdığımızı, hangi öğretinin ve öğretmenin öğrencisi olduğumuzu hatırlattığında, (hipnozdan uyanmak misali) bir anda kendimize geliriz ve ne kadar büyük bir cevhere sahip olduğumuzun farkına varırız. Özümüzde var olan cevheri ortaya çıkartmak için buradayız.

Genç kime denir? Gençlik bir dönem değil; bir ruhtur. Bu ruhu taşıyan kişilere biz genç diyoruz. Gençlik evresi insanın en güçlü olduğu dönemidir. Gençliği olmayan hareketler kendini geleceğe taşıyamaz. Gençler adalet hürriyet ve toplumsal olaylara karşı daha duyarlıdır. Gençler yaratılışları itibariyla devrimcidirler ve de muhafazakârlaşmazlar. Ancak gençliği muhafazakârlaşan toplumlar süreçle ölürler. Gençler toplumun vicdanı olmaya daha yatkın bir fıtrata sahiptirler. Mevcut gençlerle aynı zeminde fakat farklı zamanda ve meridyenlerde yaşıyoruz.

Her bir genç keşfedilmeyi bekleyen bir gezegen gibidir. Çağımızın en önemli sorunlarından biri kuşak çatışmasıdır. Günümüz gençliğinin genel karakteristiği; Gençler dijital bir dille iletişim kuruyorlar. Her konu ile ilgilenirken özel olarak bir konuya derinlemesine yönelmiyor, kesik ve dikey ilişkiler kuruyor, her şeyi sanal aleme soruyor ve internete aşırı güveniyorlar.

Her insanın kendi doğal yaşında, kendi çağını yaşaması gerekir. Gençlerimizden kendi yaşımızın davranışlarını bekleyemeyiz. İslam kültür havzasında her yaşın ve her dönemin önemi ayrıdır. Sadece bir dönemi öne çıkarma, hayat boyu mücadele veren / vermesi gereken hazreti insanı daraltır.

Yaşlı ama mücadeleci gençler Şeyh Yasin, Bediüzzaman Said Nursi, Aliya İzzet Begoviç, Eyup El Ensari vb. zatlar gençliği ve insanlığı anlamamızı sağlayan hayat boyu mücadele edenlerdir.

Gençlerden ehli kâmil, orta yaş insanlar gibi olmalarını isteyemeyiz. Çocukken olgun davranışlar sergileyenler orta yaşa geldiklerinde çabuk yaşlanırlar.

Gençliğin gücü hikmetle buluşmazsa sadece bir heyecan olarak eriyip gider. Geçmişte gençliğimiz bazı mahfiller tarafından kullanıldı siyaset alanında kullanıldı.

12 Eylül öncesi gençliğimizin en duyarlı ve yeteneklileri, sağ-sol çatışmasında birbirine kırdırılarak heba edildi. Bugün de buna yönelik girişimler devam ettirilmeye çalışılıyor. Geçmişteki olumsuz örnekler gösterilerek gençliğin bugün pasifize edilmesine karşı uyanık olmalıyız. Bugün kapitalizmin, faşizmin, milliyetçilik akımları vb. gençliği kullanmak istemesinin örnekleri çoktur.

Nesillerimizi uşak ve tebaaya dönüştüremeyiz. Bu durum bizi zillete sürükler. Ancak gençlerimizin devrimci ve direniş ruhunu isyan ahlakıyla şekillendirmeliyiz. (Nurettin TOPÇU)

Aliya’nın dediği gibi;  “Geçmişteki şaşalı dönemlerden bahsetmek önemli ancak bugün yaşadığımız hayatın içinde bir şeyler yapmalıyız.”

Begoviç’in ifadesiyle eğitimcilere şunu söyleyebiliriz; “Tevazudan çok şeref ve haysiyet, teslimiyetçilikten çok cesaret, merhametten çok adalet hakkında konuşmalıyız. İslam’ın ilerlemesini sâkin ve teslimiyetçi kimseler değil, cesur ve isyankâr ruhlu ancak, bir iç disipline sahip kimseler gerçekleştirecektir.” der.

Dini olanla dünyevi olanı ortak bir gerçeklikte buluşturmalıyız. Gençlerimizi, birini tercihe zorlamamalıyız. İnsanımızın gelecek kaygısını anlamaya çalışmalıyız. Bu duruma karşı duyarsız davranmamız, aramızdaki mesafeyi açacaktır. İş, aş gelecek kaygılarına dönük vakıf ve derneklerimiz hayatın her alanında istihdam, ıslah ve inşa projeleri hazırlamalı…“Biz kimiz ki” , “bizden ne olur” gibi anlayışlardan uzak durmalıyız. Kendimizi ve beraberliğimizi önemsemeliyiz.

Yolsuzluk, hırsızlık, aşırı dünyevileşme insanlık tarihinin hiç bir döneminde insanlığı bu kadar örselememiştir.  Bu kanıksanmış çaresizliğe karşı değer merkezli alternatif bir gerçeklik yani üçüncü yolu ortaya koymalıyız. Yani, erdemli ve ahlaklı insan unsuru üzerinde yoğunlaşmalıyız. Dünyayı, hayatı anlamak için çaba sarf etmeliyiz. Ancak dünyayı ve hayatı suiistimal edemeyiz. Allah elimizin doluluğuna bakmaz, elimizin temizliğine bakar. Maddi ve manevi hayatımızda sosyal bir daralmayla karşı karşıyayız. Bu darlığımızı aşmak için aşağıya dünya malına değil de, yukarıya ilahi yaratıcıya bakıp genişlemeliyiz.

Bakış açımız evrensel, küresel olmalıdır. Her şeye temel insani değerler ve kavramlardan bakmalıyız. Haritamiz dünya haritasi, ufkumuz en az yüz yıllık olmalı. Türkiye bir başkent, yani ana karargah. Ortadoğu, Balkanlar, Kafkasya ve Afrika gerçek ülkemiz /coğrafyamız olarak şekillenmeli kafamızda. Güncel meselelere gündelik bakışla, siyasi parti veya medya gözüyle değil, bu derin bakışla bakmalıyız. Biz; öncü, kurucu, tayin edici, tanzim edici ve karar verici muktedir irade olarak düşünmeli ve davranmalıyiz. Çünkü ancak böyle bakanlar tarih yapabilir.

Büyük bir imparatorluğun mirasçıları olduğumuzu unutmamalıyız.  Büyük bir uygarlığın dağılmış çocukları olduğumuzu hiç bir zaman aklımızdan çıkarmamalıyız. Bu barış yurdumuzun dağıtıldığını, parçalandığını, unutmayalım. Kimler tarafından ve nasıl yıkıldığımızı da hiç aklımızdan çıkarmayalım. Çünkü bütün dertlerimizin ilacı bu yıkımda gizlidir. Bu büyük çöküşün, nedenlerini ve sonuçlarını kavradığımızda geleceğimizi de yeniden çizebiliriz.

Kimliğimiz, değerlerimizin özü, felsefemiz, yuvamız İslam’dır. Bizler başka bir hayat yolu bilmeyiz. İslam dünyasının perişan, güçsüz, felsefesiz, çâresiz hâlini göz önüne alarak daha derinlikli daha özgürlükçü evrensel ve umut dolu bir müslüman kimlik inşa etmeliyiz. Bütün işlerimizi bu ruhla, bu ufukla yapmalıyız.

Türkiye’nin değişimini, devleti ve hükümeti bu değişim vizyonumuz ve ufkumuzla değerlendirmeliyiz. Bizim ufkumuza uygun her adımı desteklemeli hatta buna zorlamalı, aksi her adımı ise eleştirmeliyiz. Toplumsal değişim için aktif özneler olmalı, önderlik misyonu üstlenmeliyiz. Uzun vadeli insan yetiştirmeye dönük bütün faaliyetlerimizin toplumsal eylem içinde gerçekleşmesini sağlamalıyız.

Büyük düşünürlerin tamamı aksiyon adamıdır. Eylem ve fikir sürekli bir arada olmalıdır. Artık tespit yapmak yetmiyor, sahada da çabalamalıyız. “Hayatın içinde bir müslümanlık mücadelesi” miras bırakmalıyız. Realiteyi, olguyu bu güne kadar yeterince analiz edemedik. Bu çalışmalar, bizden sonra sözümüzü ve eylemimizi sürdürecek vicdanları mayalama fırsatıdır. Aslında bu çabalar yitiğimizi arama, unuttuğumuzu hatırlamadır. İnsana yönelme, eve dönmedir. Bizim elimizle insanlığın göz aydınlığı nesillere vesile olmaktır.

Son yıllarda yaşadığımız sorunların çözümü konusunda önemli mesafeler alınmış olmasına rağmen, hala ülkemiz her geçen gün ağırlığını ve etkisini daha çok hissettiren bir emek/ekmek sorunu, her gün bir başka ananın yüreğine kor düşmesine yol açan Kürt Sorunu; yüzlerce yıldır kardeşçe bir arada yaşayan insanların birbirlerine kuşkuyla bakmalarına yol açan Alevilik Sorunu; yol açtığı tartışmalarla 100 yıldır ülkenin entelektüel enerjisinin neredeyse tamamının boşa harcanmasına ve özellikle kızlarımız ve kadınlarımızın mağdur edilmesine yol açan cami-kışla gerilimi gibi birçok sorunla karşı karşıyadır.

Dahası ülkemizdeki oligarşi-millet çelişkisi ve Fransa-Suriye kırması bir cumhuriyet oluşturma çabaları da derinden derine devam etmektedir. Bu ülke artık her gün yeni bir darbe planıyla uyanma utancından kurtarılmalı ve buna sebep olanlar gerekli karşılığı görmelidir. Bütün iyi niyetli çabalara rağmen ülkemizde hâlâ Kürt-Türk ve Alevi-Sünni kardeşliği müslüman çoğunluğun hakları için sağlıklı ve kalıcı bir temel oluşturulamamıştır. Oysa Anadolu insanı bu sorunların altından kalkabilecek potansiyele ve tecrübî birikime sahiptir. Ancak bu potansiyel bir türlü harekete geçirilememektedir.

Farklılıklarımızı, işbirliği ve eşgüdümle fırsata dönüştürmek için buradayız. Amacımız, bu yolla iyiliği, adaleti ve merhameti yaygınlaştırmaktır. Az ama istikrarlı ve yaygın projeleri yürütmekteyiz. Evde Karakter, Yaz Okulları, Ortaöğretim, Anadolu Öğrenci Birliği…

Bizler şehirlerimizde, ülkemizde ve dünyamızda yaşananlar karşısında oturup acziyet içerisinde ağlayamayız. Bizler bulunduğumuz her ortamda projelerimizle umudun, ufkun ve adaletin müjdecisi olmalıyız.

Bu yeni süreç imkânlarla beraber imtihanları da getiriyor. Unutmayalım ki her başarının bir ödülü ve bir de imtihanı vardır. Bu imtihanlara karşı hazırlıklı olmalıyız. İçinde yaşadığımız topluma yönelik yüreğimizde, vicdanımızda sorumluluk hissettiğimiz oranda, Allah (cc) da kitabının ve merhametinin kapılarını bize açar.

Bu çalışmanın en önemli yanı sürdürülebilir olmasıdır. Bu hareketi besleyen en önemli iç dinamik ise gönüllülüktür.

Arzın ıslahı, neslin inşası için çalışmaktır bu ocakta buluşmak. Bu ocağın mensuplarının çabası; Allah ile ilişkisi kulluk, insan ile ilişkisi ahlak ve adâlet, evren ile ilişkisi emanet bilincinde olan, bir insani anlayışın tüm Anadolu coğrafyasında yaşanmasını sağlamaktır.  Böylece kendini ve Rabbini tanıyan toplumla barışık, sorumluluk bilincine sahip, özgür ve özgürlükçü bireylerden oluşacak ve geleceğe umutla bakan nesiller şu anda yaşadığımız sorunları yaşamayacaklardır.” dedi.

 Koordinasyon Kurulu Başkanının konuşmasının akabinde üye kuruluş ve Platform komisyon temsilcilerinin selamlama konuşmaları yer aldı. Birinci günün sonunda araştırmacı-yazar Necip CENGİL’in moderatörlüğünde ‘Yeni Bir Gelecek Tasavvuru’ konulu forum düzenlendi. Forumda sivil toplum temsilcileri ve diğer katılımcılar Gelecek Tasavvuru ile ilgili düşüncelerini paylaştılar.

 

Sempozyum fotoğrafları

Galeri 1

Galeri 2

Galeri 3

Galeri 4