Gençler Çözüm Sürecini Konuştu

0
115

Türkiye’nin bütün illerindeki üniversitelerden öğrenci temsilcilerinin katıldığı, çözüm ve barış süreci ve bu bağlamda “yeni anayasa” yapılması üzerine bir tartışmalı toplantı düzenlendi.

Anadolu Öğrenci Birliği tarafından, 20-21 Nisan tarihleri arasında, Türkiye’nin bütün illerindeki üniversitelerden öğrenci temsilcilerinin katıldığı, çözüm ve barış süreci ve bu bağlamda “yeni anayasa” yapılması üzerine bir tartışmalı toplantı düzenlendi. Van Gökkuşağı Derneğinin ev sahipliğini yaptığı ve Yüzüncü Yıl Üniversitesi kampüsünde yapılan toplantının açılış oturumuna, Doğu Anadolu “âkil insanlar”ı da katıldılar. Sunumların tamamıyla öğrenciler tarafından gerçekleştirildiği oturumların moderatörlükleri ise Yusuf Tekin, Hüseyin Dayı, Ümit Aktaş, Hüseyin Özhazar, Berat Özipek, Cengiz Çakmak ve Öznur Çalık tarafından yapıldı. Hükümet sistemleri ve özellikle başkanlık sistemi, vatandaşlık tartışması ve aidiyet sorunu, anayasanın değiştirilemez ilkeleri ve bunların hukuk devletinin önündeki temel engeller olduğu, din, dil, ırk ve cinsiyetçiliğe dayanan ötekileştirme sorunu ve bunun aşılması, ekonomi, ekoloji ve teknoloji ve temel hak ve hürriyetlerin tartışıldığı oturumlarda, dinleyici olarak katılan gençlere de sözler verildi ve yapılan sunumların geniş katılımlı müzakereleri yapıldı.

Davetli olarak katılan öğrencileri misafir eden Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencilerinin de katıldığı tartışmalar, doğu ile batı arasında bir iletişimsel atmosferi ortaya çıkarırken, gençler arasındaki karşıtlıkların da ne denli yapay ve özünde ayrıştırıcı manipülasyonlara dayandığını ortaya koydu. Gençlerin konuşacakları ve tartışacakları o kadar çok şey vardı ki, iki gün süren oturumlar, bir hafta da sürse, belli ki bu tartışmaların sonu gelmeyecekti. Beri yandan gerek sunum yapan, gerekse yapılan sunumlara eleştiriler getiren ve sorular yönelten gençlerin söyledikleri sözler, oldukça derinlikliydi ve önemli okumalara ve birikimlere dayandıkları belliydi. Bu oturumların sonunda ortaya çıkan gerçek, geleceğin emanet edileceği gençlerin, bir gelecek vizyonuna sahip oldukları kadar, bu emaneti üstlenmeye de hazırlıklı olduklarıydı.

Elbet bu gençlerin Anadolu’nun dört bir yanından taşınması, misafir edilmesi, toplantının gerçekleştirilmesi ve programların sorunsuz bir biçimde  yürütülmesi de, oldukça ciddi bir organizasyonu gerektirmekteydi. Anadolu Öğrenci Birliği, daha önce de gerçekleştirdiği benzer programlar gibi, bu programı da oldukça başarılı bir biçimde tamamladı. Programın gerçekleştirileceği mekân olarak Van şehrinin seçimi de oldukça isabetliydi. İki günlük süre içerisinde gençler arasında ortaya çıkan kaynaşma, çözüm süreci önündeki engellerin de yapaylığını ortaya koyan pratik bir deneyimdi. Bu ise asıl sorunun iletişim, ilişki, tanışma ve karşılıklı tartışma kültürünün kazanımı olduğunu göstermekteydi. Bu toplantının sonucunda varılan nokta, Anadolu kültürünün mimarlarından olan Koca Yunus’un dediği gibi “beri gel barışalım, yad isen bilişelim” diyebilmek ve bunun gereğini icra edebilmekte olduğu; dolayısıyla, bu tip toplantıların sıklaştırılmasının çözüm ve barış süreci üzerindeki etkinliği de, bu vesile ile bir kez daha belirginleşmiş oldu.

Daha yakın zamanlara kadar “kamusal alan” ilan edilerek başörtülü öğrencilerin giremediği, Kürtçenin konuşulamadığı, resmi ideolojinin eleştirilemediği, özgürce tartışmaların yapılamadığı  üniversite kampüsünde, tüm bu sayılan “yasak eylemler”in tümü bu program içerisinde icra edildi. Oysa kamusal  alan, her şeyden önce kamunun gerçekleştirilen etkinliklere katıldığı bir alandır. Dolayısıyla belki de cumhuriyetin kuruluşundan beri belki ilk defa, bir kamusal alan, kamunun gerçek bileşenlerine ve etkinliklerine açılmış oldu. Kamusal sorunlar derinlemesine ve korkusuz bir biçimde konuşuldu ve tartışıldı. Bunun da ötesinde, programın gerçekleştirildiği üniversite kültür merkezinin önündeki alanda gençler birlikte halay çektiler ve “kutlu doğum haftası” nedeniyle okunan ilahileri dinlediler.

Ancak insanların üzerinden korkulara ve tepkilere dayanan dil ve alışkanlıklar henüz tam olarak atılmış değildi. Refleksler, tepkiler, dil sürçmeleri, kuşkular, provokasyonlar, endişeler, güvensizlikler, karşılığı olmayan beklentiler gibi birçok mesele, sorunların çözümündeki o en zorunlu şart olan ve belli bir güven ikliminin sağlanması için gereken sabra ve zamana ne kadar ihtiyacımız olduğunu ortaya koymaktaydı. Endişeler büyüktü belki ama umutlar da büyüktü. En önemlisi ise gençlerin tüm bu sorunları aşabilecek derinlikteki ferasete sahip olmaları ve tartışmalara açıklıklarıydı. Gerek iki gün boyu süren oturumlarda gerekse oturum dışı yapılan tartışmalarda ortaya çıkan gerçek, Türkiye’nin doğusu ve batısı ile barışa ve çözüme hazırlıklı oluşuydu. Belki de en önemli handikap olarak vurgulanan ve tüm bu süreci bir güvenceye bağlayacak olan bir “yeni anayasa”, yani yeni bir misak ya da sözleşme vurgusu ise, aslında yaşanan tarihi sürecin, temelde cumhuriyetin paradigmatik bir dönüşüm süreci olduğunu da ortaya koymaktaydı.

 Anayasa üzerinde tebarüz eden bu aşırı beklenti ve vurgu ise, asıl önemli olanın yazılı misaklardan ziyade, toplumun kendi içerisinde gerçekleştireceği mutabakat, barış, helalleşme, sözleşme ve dönüşüm olduğu gerçeğini ihmal eden bir gerilim yaratmakta. Bu şartlandırılmış beklenti ve bu beklentinin karşılanmamasının ortaya çıkaracağı gerilimler, barış süreci üzerindeki en önemli gölgelerden birisidir. O nedenle, hükümet, ne yapıp edip, halka söz verdiği “yeni anayasa”yı, devrim yasaları ve Atatürk milliyetçiliği gibi kısıtlayıcı hükümlerinden arındırarak, temel hak ve yükümlülüklere değinen özlü bir metin olarak hazırlayıp referanduma sunmalıdır; aksi halde ne barış süreci ne de diğer toplumsal beklentiler tamamına erdirilemeyecektir.

Ümit Aktaş / Özgün İrade / Sayı 109 Mayıs 2013