Ana Sayfa Kuruluşlar Bülbülzade Eğitim Sağlık ve Dayanışma Vakfı Geleneksel Bülbülzade Vakfı İftarı Yapıldı

Geleneksel Bülbülzade Vakfı İftarı Yapıldı

0
Geleneksel Bülbülzade Vakfı İftarı Yapıldı

Bülbülzade Vakfı Mütevelli Heyeti tarafından her yıl geleneksel olarak düzenlenen İftar Programı, Bülbülzade Vakfı Eğitim ve Hizmet Merkezi avlusunda yapıldı.

1 Haziran Perşembe günü yapılan iftar programına Gaziantep Vali Yardımcısı Halil Uyumaz, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, ev sahibi Bülbülzade Vakfı Başkanı Turgay Aldemir, Gaziantep Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Gür, Kilis 7 Aralık Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Doğan Karacoşkun, Gaziantep İl Müftüsü Ahmet Çelik, ilçe müftüleri, daire amirleri,  eğitim yöneticileri, Gaziantep ve çevre il ve ilçelerden gelen STK temsilcileri, Suriyeli misafirler, gönüllüler ve 700’ü aşkın davetli katıldı.

Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan programda bir selamlama konuşması yapan Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, her yıl bu kardeşlik sofrasında bir araya geldiklerini belirterek şunları dile getirdi:

“Ramazan ayı kurtuluş ayıdır. Ramazan ayı Kur’an ayıdır. İyiyi kötüden ayırtan, yanlışı doğrudan ayırtan ve bize doğru yolu gösteren bir ışık ayıdır. Özellikle siz kardeşlerimden Gazi şehrin evlatlarından, ensar şehirden, vicdanlı insanların şehrinin evlatlarından Allah razı olsun. Dünyaya iyilik yapmanın ne olduğunu, kardeşliğin ne olduğunu altın harflerle tarihe yazdırdınız ve bütün dünyaya örnek oldunuz. Ramazanın bir yaşam şekli olduğunu ve bir medeniyet olduğunu hepimiz biliyoruz. Zenginin yoksulu anladığı, zekâtımızın, sadakamızın yoksulluğu önleyen en büyük güç olduğunu yeniden idrak ettiğimiz bir aydayız. Ramazan aynın bütün güzelliklerini, bütün manevi iklimini yaşarken bir taraftan da kendimizi hesaba çekmemiz gereken bir ay olduğunu görüyoruz.”

Ramazan yeniden öze dönüş, istikamet ayıdır

Bülbülzade Vakfı Başkanı Turgay Aldemir de konuşmasında öncelikle Şırnak’taki elim kazada hayatlarını kaybeden tüm askerlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine sabır diledi. Aldemir, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

“Ramazan yeniden öze dönüş, istikamet bulma ayıdır. Geçen Ramazandan bu güne birçok olağanüstü olaylara tanıklık ettik. Emperyalistlerin vekâlet savaşını topraklarımızda sürdürenlerle mücadelemiz dün olduğu gibi bugün de yarın da kesintisiz olarak devam edecektir. 15 Temmuz’da millet olmanın idrakini ve bilincini yeniden kazandık. Hayatlarıyla bu toprakları yeniden bize yurt yaptıkları için tüm şehitleri ve hassaten 15 Temmuz şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Bu topraklarda özgürce yaşamanın, onurumuzla var olmanın hep bir bedeli oldu. Bunu ödediğimizde özgür olduk, bundan kaçındığımızda zillet üzerimizden eksik olmadı.

Ramazan, Kur’an ve peygamberî ahlakı idrak etme vaktidir. Bir taraftan iç arınmamızı, iç hukukumuzu ve ahlaki erdemlerimizi oluştururken diğer taraftan bu hayatın ve bu coğrafyada yaşamanın bize yüklediği tarihi misyonumuzu kuşanmalıyız.

Her açıdan arınmaya ihtiyacımız var

Her açıdan insani bir arınmaya ihtiyacımız var. Bunun için bizim tüm eylemlerimize ruh veren Kur’an’ı ve Hz. Peygamberi idrak etmemiz gerekir. Bugünlerde Hz. Peygamberle çok yönlü ünsiyetimizi güncellemeliyiz. Sözümüzü, özümüzü, davranışlarımızı, hududumuzu Peygamber (s.a.v)’in bize öğrettiği Hududullah’a göre yeniden şekillendirmeliyiz.

Özellikle içinden geçtiğimiz şu günlerde birbirimize karşı tahammülsüzlüğün, farklılıklarımızı ayrışma nedeni sayışımız, birbirimizi mahkûm edişimiz incitici bir sürece taşındı. Hz. Peygamber’in; “Kişiye, yalan olarak, her duyduğunu anlatması yeter!” (Müslim, Mukaddime 5) buyruğu birçok alanda ihlal edilmekte. Yalan-yanlış haberler, oruçlu ağızlar tarafından sözlü veya sanal aleme taşınmaktadır. Birbirimizi tahkir etmeyi, gıybetini yapmayı, alay etmeyi vb. hastalıklarımızı, marazlarımızı bu Ramazanda değil de ne zaman tedavi edeceğiz? Dargınlıklarımızı artık sulha çevirmenin, kırgınlıklarımızı kardeşlikle buluşturmanın vakti gelmedi mi?

Rabbimiz; “Allah ve Resûlüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir” (Enfal 46) buyurur. Kur’an’la, oruçla, bu tür kardeşlik ortamlarıyla daralan yüreğimizi, ufkumuzu, idrakimizi ve kavrayışımızı açmalıyız. Birbirimize karşı sabrımız, sadrımız genişlemeli. Özellikle Allah bizleri birçok bela ve musibetin içerisinden çekip çıkarttı ki kendisine şükredelim ve O’nun dininin yeryüzünde ikamesi için mücadele edelim. Ama görülmektedir ki içimizdeki bir kısım hafif meşrep insanlarımız Allah’ın lütfuyla ortaya çıkan bir kısım imkânları kişisel zimmetine, himmetine geçirmenin telaşı içerisine düşüyor.

Medeniyetlerimizi ayakta tutan yüksek ahlaktı

Ahlaki bir çürüme ve çözülmeyle karşı karşıyayız. Aliya; “Din ahlaktır. Ahlakın hayata geçirilmiş hali terbiyedir” der. Ne yazık ki dindarlığımız ahlak üretmiyor. Müslümanlığımız, milletimiz ve İslam ümmeti için değer üretmiyor. Bırakın değer üretmeyi olanları da paylaşmanın ta Mescidi Haram’da kavgası veriliyor. Geçmiş medeniyetlerimizi ayakta tutan yüksek ahlaktı. Ve bu ahlakla yeryüzünün birçok beldesi kılıç zoruyla değil ahlaki davranışlarımızla İslam’ın himayesine girmiştir.

Bugün İslam coğrafyasının her tarafından zulme uğrayan insanlarımız hayatta kalmak ve adalet aramak için okyanusları aşarak emperyalist başkentlere ölüm pahasına yol arıyorsa bu ramazan vesilesiyle kendimizi gözden geçirmemiz gerekir. Oysa Kur’an-ı Mübin’in ve Hz. Peygamberin bize öğrettiği en önemli değer hukuktur, ahlaktır ve ötekine saygıdır. Ciddi bir muhasebeye, normalleşmeye, sükûnete ve yeniden bir inkişafa ihtiyacımız var.

Allah’ın bize açtığı koridorda yol alırken insanlık tarihinin bu üçüncü bin yılında mazlumların, mağdurların ve tüm varlık aleminin umudunun sönmemesi için her birimize an be an sorumluluklar düşmektedir. Öncelikle birbirimizin, sonra çevremizin, milletimizin, İslam coğrafyasının ve tüm insanlığın yüreğini, insanlığını kuşanacak, kuşatacak, fethedecek çabalara ihtiyacımız var.

Günümüzün bir kısmını kendimize ayırırken diğer kısmını da mazlumların, mağdurların derdine ayırmalıyız. Akşamlarımızın bir kısım iftarlarını ve sahurlarını Allah’ın doğrudan velisiyim dediği yetimlerin, gariplerin ve gurabaların sofrasında geçirmeliyiz. Vaktimizin bir kısmını da geleceğimiz dediğimiz, mirasımız dediğimiz gençlerimizle geçirmeliyiz. İşte o zaman Ramazanımız Ramazan, bayramımız belki bayram olur. Gücün ahlakı değil, ahlakın gücünü ete kemiğe dönüştürmemiz lazım.

Yüreğimizi genişletmeliyiz. Vicdanımızı açmalıyız. Kavrayışımızı inceltmeliyiz. Bakışımızı, istikametimizi yani kıblemizi bu günler vesilesiyle istikamet buldurmalıyız. Oruç ve ramazan Kur’ani bilgi ile irademizi güçlendirir ve istikamet bulmamızı sağlar. Ramazan bizi beşeri arzuların kuşatmasından kurtarmalı. Eğer bunları başarırsak dindarlığımız ahlak, Müslümanlığımız değer üretecektir. İşte o zaman yeryüzündeki tüm şer odaklarına karşı verdiğimiz mücadele yerine ulaşacak yeniden adalet ve merhamet hâkim olacaktır.”

Program Gaziantep İl Müftüsü Ahmet Çelik tarafından yapılan duanın ardından sona erdi.